Biz de ayna bulmak zorundayız, Solaris

Mazi

Türkiye, hayaletleri sızlayan ülke

Solaris, bu hangimizin sesi?

Hiç içinden çıkamadım çok sevdiğim kitapların. Gündelik vakıalardan bahsetmeyi sevdim halbuki, memleket olaylarından. Bahsetmeyince ur olandan, kül olandan, düğüm kalandan bahsetmeyi sevdim. Hep Solaris’ten bahsetmek istedim ur olana, kül olana, düğüm kalana. Okyanuslarda gezmek istedim. Küçüktüm okyanusları düşlerdim ve bilmiyordum toprağın sırrını. Büyüdüm yine okyanusları istedim. Büyüdüm, Türkiye’de nelerin hasıraltı, toprakaltı, dumanaltı edildiğini öğrendim. Öğrendim, gazete okuyan Türkiye vatandaşından saadet meab bir kimse olamaz. Rüyadan anlamaz bu ülkenin vatandaşı. Döndüm başımı Solaris’e, bir umut bir safra boşaltmak ümidiyle. Dedim ki, Solaris çıkarıp ‘ruhsal bir ur’* bulacak. Bulacak muhakkak ablası. Endişelenme.

27 yaşında bir genç kız öğretmenlik yapıyordu Van’da. Genç bir kız, daha 27 yaşında, Van’da mutlu olmayı deniyordu zalim bir adamla. Türkiye mutlu olmayı deneyenler için ideal ülke değil. Mutlu olmak isteyenleri kahvaltı niyetine yiyen bir ülke. Genç bir kadın 27 yaşında, ayrıldı zalim bir adamdan, Van’dan kaçtı, ailesinin yanına sığındı. Zalim adam kadını buldu, sabırlı korkutucu bir kan davasıyla. Geri dön dedi arabada, benim ol bana gel. 27 yaşında genç bir kadın hayır dedi diye, dönmedi, geri gelmedi, istemediği bir adamın olmaya he demedi diye artık istemediği adamın ruhsatsız silahından çıkan ateşle öldü. Kadına şiddet aynı saga, aynı sığ, aynı sağır korkunçlukla sürüyor Türkiye’de. Bakanlıksız kadınlar, güvenliksiz, sadece adamlar isteyince sadet olanlar, artık istemedikleri adamların ruhsatsız silahlarından çıkan ateşle ölüyorlar.

Haydi hani Solaris, hani okyanus, hani sohbetsiz o kocaman kütle? Hani yabancı gezegen, hani bilinç dışını didikleyen iki güneşli yer evrende? Hani Solaris, yalvarırım, bul memleketin ücra köşesini. Bul en ücra köşedeki hayaleti, felaketi, dolaptaki iskeleti getir görelim. Kim hangi kıymığıyla dövüşecek, hangi kasveti dağıtacaksa göster dövüşelim. Sahiplik yanılgısından mustarip adamların eksiğini göster, yarasını, kaybını, kilitli kalıp şiddete açılan kapılarını. Vatandaşlarını kaybeden devletin nerede tıkandığını, tıkadığını kulaklarını, feryatları hangi sağır devin kulağına tıktığını? Kefarete bir yol göster Solaris. Göster de iyileşelim.

Kıymetli ayna, kıymetli tespit

Yıllar oldu şimdi 20li yaşlarımın ortasındayım. Yıllar oldu bir arpalık yol olsun ilerlemedim, sade bir ısrarla sevdiğim kitapların tesirinden hala kurtulamadım. Hiçbirinin içinden çıkamadım, hiçbirinin yörüngesinden. Kaç kitap sevdiysem rüyasını görecek kadar, o kadar izdiham, öyle kalabalığım. Şimdi sabah sağanak bir yağmurda, gri gökyüzü, sakin Boğaz, sağlam bir zıplama tahtasından izler gibi şehri bir yazıya yeltendim. Yine Solaris zihnimde, neresinden kurtulacak bu ülke, Allah’ım neresinden silkelenirse?

Solaris iletişimsiz, sisli gezegen, bitimsiz okyanus, biçimsiz heykel, değişen temel. Solaris sadece ayna, Solaris sebepsiz yansıma da olsa, 1-0 olsun bizim olsun. Mağlup etsin ama bulsun bizi, Solaris yeter ki bize dokunsun, bilince ayna olsun. Ayna çünkü en sahih, ne nadir bir gerçeklik. Buldu mu tutunmalı insan aynaya. Onda gördüğüne inanmalı, tedavi niyetine, gösterdiği yaraya basmalı devayı, eczayı, alkolü, iğneyi içine batırmalı. Korksa da bakmalı mesela. Bir defasında en en eski bir dostum, en bana ayna biri, ıspanak saçlarımı, ilk aşklarımı, inatlarımı bilen biri bir sohbette dedi ki ‘Benim hiç senin kadar kıymetli bir şeyim olmadı Dilara.’ Sadece böyle dedi diye bana kıymetli sanmıştım kendimi. Varlığımı teyit etmiş tek bir cümleyle gibi. Vardım demek ki, beni kıymetli bulduğuna göre, yansıttığı yerde durduğuma… Varlığıma inandım, tıpkı ‘şiirlerinde bir şey eksik Dilara’ dediğinde, ‘sanırım artık büyüdük ikimiz de’ dediğinde inandığım gibi. (Oysa ‘uzun saç sana yakışmıyor’ da demişti bir keresinde ve çok kızmıştım.) ‘Tespitte kabiliyetli biri de ‘yaralı olmakta ayıp bir şey yok’ demişti bir keresinde. Haklıydı. Aynaydı o da bir nevi, bir şanstı tespiti, bendeki bir açığı yakalamıştı.

Türkiye’nin aynası yok, belki derdi bu. Belki vatandaşlarına cefa çektirmesi bu yüzden. Varlığının sağlamasını acılar üzerinden almak istemesinden. Her uyuduğunda Türkiye oysa ‘gece gözlerini yüzüne dikmekte’*. Gündüzleri hayaletlerle uyanıyor fakat fark etmiyor Türkiye. Koruyamadığı kadınların, hakkını, hayatını, hayalini gasp ettiği insanların ağırlığını sürüklüyor ayak bileklerinde.

Solaris sen misin bu ülkede hayaletlerden bahseden? En geride en acı bir sesimizin yankısında beliren misin? Memlekete hayaletleri tedarik eden, memleket uzayın derinliklerine yolladığını zannettiğinde hayaletleri, kıyametleri hikayelerle yeniden dirilten… Sen misin ur olanı, kül olanı, düğüm olanı fark eden?

Solaris bu hangimizin sesi sızlayan?
Niye böyle acıklı, niye böyle yazık sürüyor sislerin içinden?

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*