Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Züğürt tesellim

Cüret

Son 3 saattir ağı düşmüş külotlu çorabım, beli göbeğimi sıkan eteğim, polyester lekeli gömleğim ve yağlı saçlarımla evin içinde takılıyorum. Çorabımın ağı delik, ayak kısmı hafif kıtır kıtır sertleşmiş…

Genzim tıkalı. Tırnaklarım yamuk kesilmiş ve aralarına biraz pastel boya kaçmış.
Çok mutsuzum. Sıkkınım. Hafiften huzursuzluk da var. Saat 17:30. Servisten inip eve gelir gelmez 3 dilim bemmmmbeyaz Uno tost ekmeği ve çedar peyniri yedim.
Yetmedi şişeden Cola içtim. Aldım aldım tekrar içtim. Bol bol çedar geğirdim. Peynirler midemde yerlerine oturunca tatlı bakındım. Yoktu. Buzdolabında kabının altına sıvanmış ve donmuş şekilde duran çilek reçeli beni hep irite etmiştir. Ama çarem yok. Çilek reçeli de kaşıkladım. Annem de eve bir halt almamış yine. Crunch olsaydı keşke ve Redbull.

Saat 18:15, akşam yemeğine daha var, midede yer de var. Devam. Sırada kızarmış ekmek üstü tereyağı var! Tüm bunları yaparken gün içinde Orkid’imi değiştirmediğim aklıma geldi. Banyoya gittim, sadece 3-4 dakikalık bir ayrılık yaşayacaktım külotlu çorabım ve eteğimle. İkisini de indirdim, Orkid’i alıp duvara şap diye yapıştırdım ve yenisini taktım. Bu benim taktiğimdir. Sonra duvardan alıp dolma yapıp atarım. Ama bu defa duvardan almayı unuttum. Akşam biraz sıkıntı oldu babamla. Muhtemelen ceset görmüş gibi şok ifadesiyle geri geri adım atarak banyodan çıkmış, çıkarken hızlıca ışığı söndürmüş ve anneme seslenmiştir.

Sonra mutsuzluğuma geri döndüm, sorun ertesi gün olacak tarih sınavıydı. Konu ile ilgili hiç alakam yoktu. Sıfır… Hiç… Ders de, öğretmen de nefret… Yarın 3. derste sınıfta sınav! Sınıfta sınav! Zaten başka bir derslikte olması çok saçma, sınavın yanı sıra başka bir dersliğe gitmek için de ayrı efor sarf etmek zorundasın…
Böğk.
13 yaş zor. 13 yaş kirli, terli…

Okulumla ilgili sevdiğim birkaç şey var ama.. Girişteki büyük avize, okulun otelleri andırması, Amerikan gençlik filmlerindeki metal dolaplardan olması, Çiğdem, Reyhan, Kemal, Laçin dörtlüsü ve son olarak okulun mimarisinin kat kat olup ortası avlu gibi olması.. Mesela üst katta 8. ve 9. Sınıflar var. Ne biliyim Mete var. Mete Suadiye’deki beyaz güzel evde oturuyor. Mete ve saçları beni benden alıyor falan. Bence Mete de bana karşı boş değil.

Neyse tarih sınavı diyordum… Hiç çalışmadığım bir sınava yine aşırı huzursuzlukla girmenin bir gece önceki hazımsızlığını yaşıyor, bu duyguyu dışkılamak için yiyor da yiyordum. Annem de bunun farkındaydı. Bir yerden bir şeyler yapmalıydı diye düşündü sanırım. Akşam yemekten sonra odama geldi, en donuk suratımla ona baktım.
A: Tatlım ne yapıyorsun? Yarın sınavın yok mu?
T: Var.
A: Çalıştın mı?
T: Evet.
A: Emin misin güzel kızım – derken okşamak için bana yaklaşan o tatlı eli tatlı bir kafa hareketiyle teğet geçerken annem de atara geçti.
A: Tuğçeciğim bak, baban da ben de çok çalışıyoruz, lütfen sen de çalış kızım. Tarihte iyi değilsin, bunun için minik bir şey hazırladım. Şimdi bak HA BU ARADA! bak unuttuğum bir şey var diyordum!! Ah Tuğçe! Kızım sen neden orkidini sürekli duvara yapıştırıyorsun.
T: Ya tamam yaa.. – utanççççç –
A: Yok ama olmaz Tuğçe. Genç kız oldun dikkat et. Babanla birbirimize girdik. Yani ne diyeceğimi bilemedim kızım, ayıp ama! Git şimdi dişini fırçala, üstünü değiştir. Hala formaylasın bu saatte. Işıklarını kapa, kasedi walkmaninde dinlerken uyu. Uyuya kalırsan sorun yok. Bu kasedi gece uyurken dinlemene izin veriyorum.
T: Bu ne?
A: Sabah konuşuruz, hadi iyi geceler.

Annem bana kaset verdi, gece istediğin gibi dinle dedi, yarın sınav var bende bilgi yok. Şüpheyle eli çenesinde yukarı bakan emoji gibiydim. O zaman anne sözü dinlemenin vakti gelmişti.
Kısmen yani.. Pijama giyip diş fırçalamadan yatağa yattım. Kulaklıkları taktıım ve
….Selçuklular, İç Asya’da henüz yeni kurulmuş bir ülke durumundaydı. Gazne devletini yıkarak topraklarına ve saltanat varlıklarına sahip olup güçlenen Selçuklular, zamanla bölgesinde hakim bir……

Annem sıkılmamış, sınavda çıkacak bölümlerin hepsini fonda bir klasik müziği çalarak kasede çekmiş. Çünkü uykuya dalarken klasik müzik eşliğinde dinlenen şeyler akılda kalırmış. Bilinç altı ile alakalıymış.
Yooo yooo durun, hikayenin başındayız daha… Bu size Tarih dersi ve aramdaki kopukluğu anlatabilmem için minik bir done.

Tabii ki annemin bunu yapmış olmasını 20 sene sonra saygı ile anıyorum ve helal diyorum ama o gece Capital Radio’ya yatay geçiş yaptım, yalan yok.

Ertesi gün oldu! Okula gittim. Huzursuzluk damarlarımdan akıyordu. İlk iki ders konferans salonundaydık. Konferans bitti.
Sınıfa koştuk, çünkü sınav vardı.
Konferansta, gizlice ders çalışan arkadaşlarım vardı. Üzücü olan nokta ne çalışmam gerektiğini bile bilmiyor olmamdı.
Sınıfa geldik ve tahtada:
‘Sınav laboratuvar odasında yapılacaktır’ yazıyordu.. O kıl yazısıyla.

Beyaz kağıtlarla takıntılı bir aşk yaşayan kıl tarih öğretmenimiz bizim de beyaz kağıda yazmamızı istiyordu çünkü üniversitede de beyaz kağıt kullanacaktık ve cümleler düz gitmeliydi..
1. Üniversitede beyaz kağıda yazmadım. Yazsam da hiçbir öğretmenimin umurunda olmadı hangi kağıda nasıl yazdığım.
2. Ayrıca akademisyen olup sağ yukarı doğru eğimli yazan insan çok!

Bu beyaz kağıt işi beni germişti. Ablamın da eski lisesinden öğretmeni olan bu kadın bizim okulda adını değiştirmişti. Bu durum beni germişti. Konfor alanlarımdan çıkartılıyordum bu beni germişti.

Neyse koşa koşa laboratuvar odasına gittik. Meğerse 8. sınıfların dersi varmış. Bizi geri yolladılar sınıfa. Ben iyice gerildim, sınav da rezalet geçti.
Öğretmenimin sevdiği gibi bemmmmmbeyaz bir kağıt verdim ona. Bomboş. O da bana kötü bir not verdi ve TAMAM dedim! Tamam.
Bu iş fazla uzadı.

Kimse bu kadını sevmiyor, kadın sürekli atar yapıyor, aşağılıyor, sınav mekanını değiştiriyor. Dersten hiçbir şey anlamıyorum. Bir de bu kadın yüzünden annemin doldurduğu kasetleri dinlemek zorunda kalıyorum. Miskinliğimi ve rutinlerimi bozan bu kadın hakkında bir şey yapmalıydım. Düşündüm düşündüm ve sınıfla konuştum. Baktım kimse sevmiyor. Ben de bir beyaz kağıt aldım ve 15 dakikalık iki teneffüste sıra sıra dolaştım.
-Selam İpek. Mine Hoca hakkında Yeşim Hoca ile konuşmaya gideceğim. Bence oy birliğiyle kendisini istemediğimizi belirtebiliriz. Sen de bu sayfaya imza atabilir misin?
Çok teşekkürler!

Tüm sınıf arkamdaydı! 25 imzayı 1.5 günde toplamıştım. Dilekçe yazısı olmayan, beyaz kağıt üzerinde uzayda uçan 25 tane ergen imzası. Bundan daha güven verici ne olabilirdi ki?
Kendime güvenim tamdı! Mine gidecek ya da yüzleşecekti.
Ertesi gün öğle teneffüsünde Yeşim Hanım ile görüşecektim.

Bu kısa süreçte, görüşmemin olduğu öğle teneffüsüne yaklaşırken, uzaya fırlatılmış bir uzay gemisi – füze gibiydim. Bir gün öncesinden ateşlenmiştim, an itibariyle basınç artmıştı, Yeşim Hanım’ın odasına doğru yaklaşırken de sürekli bir kapsülümü yolda bırakıyordum. Destekler azalıyor git gide sap gibi kalıyordum ve kapıyı çaldım. Mars’a ayak basmıştım!

T: Yeşim Hanım ben size bir şey söylemek istiyorum.
(Yeşim Hanım beni sever diye düşündüm. Hazırlık sınıfımdan sınıf öğretmenim ve İngilizce öğretmenimdi.)
Y: Dinliyorum Tuğçe.

Mars’a ayak basmıştım ama uzaylı olan bendim. Uzaylı görmüş gibi bakan ise Yeşim Hanım’dı.
Kelimeleri toplayamıyordum ve hızlıca 25 tane anlamsız dağılımıyla beyaz kağıdın üstünde duran imza topluluğunu Yeşim Hanım’a uzattım.
Ve…
T: Yeşim Hanım, biz sınıfça Mine Hanım ile anlaşamıyoruz. Okuldan çıkarılabilir mi? demiştim..
Ben zaten uzayda olduğumuzu sanırken Yeşim Hanım oturduğu yerden atmosfer, troposfer, stratosfer, termosfer, iyonosfer, küçük ayı, büyük ayı, galaksi taksi derkeeeen sinirinden uzaya çıkıp indi. Kıpkırmızıydı ve çok kızgındı.
Yok dedim. Olmadı bu iş. Mine bizle. Yeşim de artık beni sevmiyor.

Bu kara günün laneti beni bir sene boyunca takip etti ve ben sadece tek bir ders ile tarih dersinden sınıfta kaldım.
Son kurulda da Mineciğim elini kaldırdı diye sınıfımı geçemedim.
Ki, annemler beni okuldan almayı teklif etmişlerdi…
Her şey tamamdı ama sınıfta kaldığımı babama nasıl söyleyecektim? Ben de klasik müzik eşliğinde bir kasede siz diye hitap ettiğim babama bir kayıt mı yapsaydım?

T: Merhaba baba, nasılsınız? Ben tarihten sınıfta kaldım! – Fonda 4 Mevsim KIŞ!

Mine ile ilgili diplomatik gerginlikleri göğüslemeye cüret etmiş, babama sınıfta kaldığımı söylemeye cüret edememiştim. Bu haberi babama sevgili iki ablam, babamın en sevdiği parkta en sevdiği ağacın altında vermişlerdi.

Bir o yaz gününü, bir de 1453 İstanbul’un fethini tarih olarak unutamam, tarih ile de tek bağlantım budur.

Ama teşekkür ederim sevgili Mine, ben Etütoğlu Lisesi’nde çakmasaymışım hayallerimi gerçekleştirmek için adım atamazmışım.

Bu da züğürt tesellim.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Cüret tarafından en son yayınlananlar

Sıcak Mevsim Laciverti

Ben sıcak mevsimlerde büyüdüm hep. Güneş etrafında bir turu hep yazın döndüm.

Tek yönlü bir bilet

Gözlerini açtı. Korkunç bir baş ağrısı. Gözlerini kapattı. Burnu da tıkalı sanki.
YUKARI ÇIK