Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Yüzleşme

Kör Nokta

Mesut abi yine yanlış parke kaplamasını alıp babama getirmişti..
Zaten Mart ayı, zaten hava kasvetli, zaten okula gitmek zorundayım ve zaten kahvaltıdaki ekmek yine bayat. Zaten tüm bu moral bozucu etkenler beni bu Çarşamba sabahı yorup yıpratırken bir de babamın Mesut Abi’ye giydirmesini oturduğum yerden, beş kişilik mutfak masamızın ucundan, izlemek zorundayım…
Ama göz göze gelmeden, ama normalize ederek. Oyna oyna peynirin suyu çıktı be baba. Bu sabah atarını kısa kessek…

Babam çok uzun saatler çalışan bir mimardı. Dekoratör… Çok yorulurdu, annem onun projelerini çizer, sonra herkes yatınca bize yemek yapardı. Kısaca, o da çok çalışırdı, o da çok yorulurdu. Eve stresli gelirler, bize çok ilişmezler, yemek yedikten sonra da salondaki yemek masasına projeleri açar sabaha kadar çalışırlardı. Biz de yemek hep mutfakta yenirdi.
Bundan sebeptir ki ben istemem gereken harçlıkları ve ihtiyaçlarımı bir mektup olarak yazar babamın kahvaltı tabağının altına koyardım. Yarınını düşünen bir kadın olarak annem kahvaltı masasını geceden kurardı.

Bu kadar çok çalışmak arada bizimkileri tahammülsüz yapardı. Annem daha duygusal gösterirken bu tahammülsüzlüğünü, babam daha net ve sert çıkışırdı. Mesut Usta’ ya çıkıştığı gibi. O dönem görev gibi gelen, şimdi çok özlediğim Pazar yemeklerimize Fenerbahçe Borsa Et Lokantası’na giderdik. Otoparktan başlardık münakaşalara. Ben yine arka koltukta ortadayım…
-‘Yok anahtar bırakmayacağım. Yer göster oraya park edeceğim’
-‘Abi çok yoğun burası sen anahtar bırak biz ayarlarız’
-‘Anlamadın sanırım, anahtar bırakmıyorum. Göster park ediyim’
Parkçı tıss yaparak arkasına doğru diğer parkçı arkadaşına bakıp ‘çattık’ misali kaş göz yaparken ben yine arka koltukta erirdim… ‘Baba nolucak, verelim anahtarı’ derdim. Ön koltuktan bana atılan tek bakış zaten imzasıydı babamın. Annem de sustururdu zaten. Öylece bakardık parkçıya. Park edince koşarak restorana girerdim ki adamla yüzleşmeyeyim, bize olan gıcık bakışını yakalamayayım.

Çünkü içerde de bu masa olmaz o masa olsun diye, babam bizi arkasına alıp gezici heyet gibi tüm Borsa Lokantası’nı arşınlayacaktı. Mesut Usta, garson, kasadaki adam, araba yıkamacıdaki amcalar… Babam onlara her çıkıştığında ben çok utanırdım. Nedense o amcalar da bana bakardı, merhametimi isterlerdi gibi gelirdi. Bence ben bu yüzden çabuk olgunlaştım. Böyle gergin anlarda babamın sağ arka çaprazına doğru sokulup yere bakarak kör noktaya düşmeye çalışırdım ki o yüzleşmeye girmeyeyim o insanlarla…

Ya o insanlar bizi sevmezse? Veya kin tutarsa? Veya yemeğimize tükürürse?
Gerçi Mesut Abi’de kör noktaya saklanma falan yoktu. Beni bir yere bırakırken hemen ‘yeğenim ben bu babanı anlamıyorum’ diye başlardı.
O zamanda arka koltukta küçülürdüm.

Gel zaman git zaman ben de büyüdüm. Babamın aksine aşırı empati yaptığım ve ultra anlayış gösterdiğim bir dönem aslında herkesin tepeme çıktığını fark ettim. Yani, yemeğim geç gelirdi, otoparkçı boktan yeri verir, daha rahat ekilirdim. Tamam anladım küçülüp eridiğim, saklanarak yüzleşmeden kaçtığım anlar yoktu ama tüküreyim böyle işin içine dedim. Salak mıyım ben?

‘Yok evladım estağfurullah, sen biraz duygusalsın’
‘-Estağfurullah- aslında öylesin demek değil miydi? Ne yani ben salak mıyım?’
‘Yok evladım lafın gelişi… Sen duygusalsın. Küçükken de öyleydin’ dedi ve ben kör noktamdan çakmağımı ateşledim, sigaramı yaktım. Yok dedim salak değilim. Geç dank etmiş. Nefes aldıkça da sigaranın ateşi daha köklendi, karanlığımda turuncu turuncu ‘Ben buradayım bebeğim’ dedi.

Sonra babamı anladım. Tabii kendisini anlamak için usta piyasa dinamikleri, anlaşmalar, anlaşamamalar, küsmeler barışmalar, söz verilen tarihlerde tutulmayan sözlerle iş ve özel hayatımın yağında kavruldum.

İçine sığınarak kaybolmaya çalıştığım karanlığımda artık atakta bekliyorum. Sonra yamuk yapanı görmedikleri taraftan ‘BÖÖH’ diye çıkıp korkutuyorum. Elimde sigaram ‘canım ben burdayım, hayırdır?’ diyorum.

Pek zevkli.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Kör Nokta tarafından en son yayınlananlar

Biraz yaklaşın lütfen.

7 Eylül sabahı İstanbul yolunda ve konum olarak Çanakkale çıkışında, karınca kararınca

Bir İnsan Bir Orman

Hiç güneşe koymadım halbuki… Bilerek değil, tam olarak bilmeyerek de diyemem ama

Bir Falın Tasviri

Mayıs ayıydı, falımda hasret çıkmıştı. Unutmam o mayıs ayını. Hep aynı çitle

Açısı On Beş Derece

Nerede yardıma ihtiyacı olan bir nokta görsem, nefes alabilmesi için bir miktar
YUKARI ÇIK