Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Yol ne güzel şey. Gitmek ne güzel.

Yol

Ben küçükken babam iş seyahatlerine bizi de götürürdü. Dört kişilik çekirdek aile arabaya biner değişik şehirlerdeki çimento fabrikalarına giderdik. Gittiğim yerlere dair çok şey hatırlamıyorum, belki hatırlanacak yerler de değildi pek. Ama ailece yolculuklarımızı çok iyi hatırlıyorum. Şahit olduğumuz trafik kazalarını, babamın direksiyonu müzikal bir enstrüman gibi kullanarak radyoda çalan melodiden bağımsız yaptığı müziği ve annemin yaklaşık otuz saniye içinde ‘yapma Sinan’ deyişini… Ağabeyimin Kayahan’cı, benim Nilüfer’ci oluşumuzu ve hangisini dinleyeceğiz kavgalarımızı… En çok, ama en çok da Schumacher’li, Rıdvan’lı, Aykut’lu, Oğuz’lu Fenerbahçe yastığımızı hatırlıyorum. Yıllarca bizimle yolculuk etti o efsanevi yastık. Neden sonra hepimiz büyüdüğümüz, büyüdüğümüz evden ayrıldığımız, sonra annemlerin de yine yollara düştüğü bir zamanda annem vermiş yastığımızı. Hala kızarız kendisine.

Ben büyürken annem (ve anne yarım Ratiş’im) beni (ve başka anneden kız kardeşim Selin’i) oradan oraya taşıdı. Hep yollardaydık, bale dersine, özel derse… En çok da tenise. Öyle ki annem bir noktada arabayı kontrol etmese dahi direksiyonun rotayı ezberlediğini ve bizi spor kulübüne götüreceğini söylerdi sıklıkla. Belki haklıydı.

Yıllar geçti, büyüdük… İlk Burcu aldı arabasını, Yeşilköy sahil yolunda kullanırken pek gururlu, pek havalıydık! Çok değil, birkaç ay sonra trafikten şikayet etmeye başladık sanırım, artık üniversite yollarındaydık… Sahil yolundan gitmeyi çok severdim normal şartlarda E5’ten gitmenin çok daha mantıklı olduğu Kuştepe kampüsüne. Sahil yolu hala sahil yoluna benziyordu çünkü, ve ben yıllar sonra o E5’e dönmüş korkunç beton yığınından geçerken anladım ki yalnız sahil keyfimiz değil, sahil yolu keyfimiz de gasp edilmişti artık.

Travmatik zamanlarda insanların üç şekilde hareket ettiklerini söylüyorlar. Üç F (Fight, Freeze, Flight) yani savaş, don, uç! Ben uçanlardanım. Çünkü yol güzel şey. Yol demek ümit etmek demek.

Çok ev değiştirdim. Çok gittim. Çok uçtum. Şimdi artık otuzlarında bir kadınım. Beş yaşındaki kızımla bir yoldayız, yoldaşız. Beraber ‘Mavi kuş’ şarkısını dinliyoruz arabada, o da mırıldanıyor benimle şarkıyı, bu şarkıları onunla söylemeye bayılıyorum.
‘Gel’ diyor Ortaçgil, ‘hiç üzülme’
‘Salına salına uç…’ diyoruz, Ortaçgil, Bade ve ben.

Artık ben de bir anneyim ve kızımı tenis dersine götürüyorum. Ne büyük şans, ne büyük keyif benim için onu toplarla, tenis raketiyle, bilmediği İsveç’çe ile kahramanca başa çıkarken görmek.

Yoksa, diyorum, gide gide aynı yerde mi dönüyoruz aslında?

Kök de salmalı elbet insan, ama belki de bir yere değil de kendine kök salmalı. Kendini tanımalı, kendine odaklanmalı. Ayakları bir şehre, ülkeye değil de sadece toprağa basmalı. Etrafında ille yurttaşları değil de, insanlar olmalı. Tüm dilleri konuşmak zorunda değil elbet, ama hepsini duymalı.

Gerektiğinde kalıp savaşmalı; durmak gereken anda durmalı; gitmek gereken zamanda da hiç korkmadan yola devam etmeli bu hayatta.

Ve yol zordur elbet, bazen çok sancılı, bazen ölümlü… Ama yola çıkmak yeni bir başlangıç yapmaktır.

Yaşamak için. Yola çıkmalı…

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan,
1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Hazırlıklı olmalısın.

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem

Güle güle git, Aysel.

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden

Sevgili Evren

Dün çok güzel bir rüya gördüm. Babam, annem ve Başak ile beraber
YUKARI ÇIK