Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Yangınlar, Kadınlar, Arabesk: Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde

Mazi

Bütün arabesk eğilimleri gibi memleketimin, damarımda akan asil kanın tesiriyle, ben de icabında sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde. Çünkü öylesi makbul ve münasip büyüdüğüm duygu alemlerinde. Çizgisini sınırını kalın kalemlerle çizmek, benimdir senindir elalemindir diye göstere göstere etiketlemek… uygun. Bizde.

Hiç istemem gerçi, ne valilikte ne kaymakamlıkta gözüm var. Ama şans eseri bu dünyanın tıpkısının aynısının bir paralelinde mesela başka hayatlarda karşılaşacağımı sandığım insanlarla ahbaplık ediyor, uçuyor belki, uzağı çok net görüyor, iyi yemek yapıyor, atletizm başarılarımla anılıyor… olsaydım. (Alternatif evren benim değil mi, kendime atletik başarı, gurmelik, miyopluktan muaflık da verebilirim.) Ve bu kaymakamlık/valilik niyetinin düşüp peşine takılsaydım… Bir ot yangını olsaydı atlar atıma giderdim. Gerektiğinde. Ne var yani.

Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde derdim. Ve ot yangınlarını söndürmekten ürkmediğimi söylerdim merak eden herkese. Azıcık merak etseydim valilik/kaymakamlık meselesini işte. Etmiyorum, o ayrı, bu dünyada miyop, atletizmden uzak yemekten anlamaz yaşıyorum- fakat. Çağırsalar Dilara gel ot yangını var söndürelim… diye. Evimde potporiyle uğraşıyorum, Hüseyin’i çağırın o gelsin, diyecek halim de yok elbette. Atlar giderim.

Çünkü kuğular gibi narin bir kadın olamadım bu evrende bu memlekette, ben hep paldır küldür, hopp n’apıyorsun aloo, niye o yükü buraya bırakıyorsun, yüzünde ağır bir küfrü taşır gibi gözünü dikip bakıyorsun diye dağılaraktan dadanaraktan sağa sola… İşte kibar zarif ağlamayı da bilemedim ben, ben ağladığımda yüzüm bir rengarenk oldu hep, ritimsiz hıçkırıklarla iç çekerek gözyaşı döktüm üzüntülü vakitlerde. Güldüğümde de zaten, sevdiğim bir dostumun gürültülü ve zalim bulduğu bir kahkahayla güldüğümde, hiçbir zaman bir prensese benzemedim.

Zaten. Yalan olmasın. Ömrüm boyu bir prensese benzemeyi de hiç istemedim. Hem, zaten ben sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde. Vesaire. Vesaire.

Yani… Memleketimin alışkanlıklarının aksine, damarlarımdaki asil kana, içselleştirdiğim bütün arabeskliklere rağmen, ben kızınca yumrukla filan da uğraşmam zinhar. Zinhar mantıklı bulmam, kelimeleri seviyorum diye onlarla cevap veririm her seferinde. Kavgalara girmem haydut gibi haythuyt, yumruğumu masalara, oyuncaklara, duvarlara indirmem duygusal gelişimi tamamlanmamış yeniyetme çocuklar gibi kelimesiz… kalmayayım diye.

Ben hala kızınca özenle seçerim kelimelerimi, sol kroşe tadında ve sivri, öyle beklemediğin anda kaşınırken kanayan sinek ısırığı gibi… sakin dökülürüm. Sesimde kararını çoktan vermiş, beyaz bayrağını çekmeden hatta tasını tarağını toplayıp kılıcını kılıfına yerleştirmiş bir komutanın, bütün iksirlerini büyülerini bohçalarına geri döküp yola koyulan cadıların vazgeçmişliğiyle konuşurum.

Çünkü kızmak da yani, öyle uyduruk kızmak değil tabi, o aradım açmadın, çikolatamı bitirdin, oyuncağımı kırdın gibi. Kızmanın sahici halinde, hani işte sevdim mi tam severim sildim mi bir kalemde arabeskliğinde, o en dip yerinde haksızlığa uğramışlık hissinin, orada hani yalan söyledin, sözlerimi çarpıttın, beni kandırdın, hop niye inimi dağıttın gibi… Öyle kızdım mı yumruksuz, sadece kelimelerimle vazgeçerek bir kalemde. Pas diyerek, pes diyerek, yetti, şimdi tutamıyorum bu ritmi, bu ritim de beni tutmuyor, oyunun dışına çıktım demek ki, gibi şeyler söyleyerek. Yumrukla kavga edilmez çünkü yeterince yetiştiysen, yetişkinsen artık, kelimeleri öğrendiysen.

Yani Erzurum Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Zekiye Çomaklı kadınlar belli makamlara oturamaz zannediyor, kadınlar inisiyatif kullanamıyor diyor, yetersiz kalıyor, ya ne yapacak bir kadın vali gecenin bir vakti ot yangını olursa, nazik narin duygusal kadınlar nasıl yumruğunu vuracak da ses getirecek böyle durumlarda, filan endişeleniyor. (Oysa bana sorarsan Zekiye Çomaklı da bir ot yangını çıksa gecenin bir vakti bir yerde, evinde sakin, umursamaz kazak örecek bir kadına hiç benzemiyor.) Ona kızan kadınlar da işte kadınlar her makama yakışır çünkü kadınlar annedir, sevecendir, edeplidir diyor.

Ben, içime işlemiş arabeskliğiyle bu kültürün, damarımdaki kanın hakedilmiş asaletiyle (elbette!) diyorum ki kadın anne de edepli de olmak mecburiyetinde değil şekerim, mecbur değil buna kati suretle. Kadınlar öyle kuğulara benzemek, süzüm süzüm süzülmek pasif kıyılarında hayatın, ot yangınlarına dörtnala giden erkekleri izleyip narin nazik saçlarını örmek zorunda hele… katiyen

Değil.

Kadınlar da çünkü –aslında- ataerkil masallarla uyutulmadıkları zamanlarda, ezberden klişe döşemedikleri, eşitliksiz sakızlarını paylaşmadıklarında dar görüşlü adamlarla, sahiden sevdiler mi tam sevip sildiler mi bir kalemde prensibiyle, arabesk eğilimiyle bu toprakların, damarlarında akan asil kanın tesiriyle, herkes kadar söndürebilirler ot yangınlarını, elbette.

Vurmadan hatta yumruklarını. Söndürebilir kadınlar yangınları kelimeleriyle.

New York

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,
YUKARI ÇIK