Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Yangına Akraba Olmak

Yangın

Pavana Reddy bir şiirinde “babam fırtınaydı / annem yağmur / bir yangından doğdum / ama denizi miras aldım” diye yazar.

Halbuki. Werner Herzog’un bir belgesel değil şiiri çağrıştıran bir filmi var, Into the Inferno. Cehenemme Doğru, gibi bir şey ediyor çevirince. Orada, Avustralya’nın kuzeyindeki bir adada, bir kraterin içinden dünyanın göbeği gözüküyor, ateş, alev, lav. Adadaki köyün şefi, yanar dağ patladıktan sonra üç sene boyunca turistlerin kratere gitmesine izin vermediklerini anlatıyor. Çünkü, diyor, biz kraterdeki yangına bakarken, kraterdeki yangın da bize bakıyor. Ve size, turistlere baktığında krater kime baktığını anlamıyor ve patlıyor. Halbuki bizi gördüğünde anlıyor. Çünkü siz, yangının yabancısısınız. Oysa biz, onun akrabasıyız.

Bu kadar. Akrabasıyım ben de külün, korun, lavın. Yanıyorsam yangınım ben başka türlüsünü bilmiyorum. Gözlerimde tutuşmak için hazır bir nefes, ve sesimde bütün yangınların sersem soğuk cücesi. Ara tuşum yok benim. Dilersen Ekin’e sorabilirsin. Ben bir şeye ya tutkunum, ya o şey benim en büyük lanetim. Tıpkı içine doğduğum gezegen gibi karnımda daimi bir yangın pişirmekteyim. Yanar dağlar, ruh eşlerim…

Dün bir rüya gördüm. Sesini unuttuğum eski dostlardan birini bilinç altıma örmüşüm. Dünyalar da insanlar gibi dedim ona. Zayıf noktaları var. Dokununca sızlayan koordinatları. Ve oralardan, en zayıf noktalarından patlıyor, çekirdeklerinde harlanan alevi en zayıf yerlerinden kusuyorlar… Toprağın en inceldiği yerde, plakaların birbirine teğet geçtiği, orada yanar dağlar doğuruyor ve boyuna yanıyorlar.

Zayıf yerlerini bul. Sana yangının haritasını veriyor, çekirdeğinde taşıdığın yangının ismini sana söylüyorlar. Bu gezegen de, bu Dünya, milyonlarca yıldır dönüyor göbeğinde bu yangınla. Büyük patlamadan beri soğurken, öksürüp göz yaşlarını silip, koru külü silkeleyip dönmeye devam ederken, hep o en zayıf yerleri alevlerle parlıyor. Yangını zapt etmek için dönüyor. Yangına akraba olup dönüyor. Hep aynı yangını pişiriyor.

Öyle olur. Bazı yangın kaderdir, içinde o yangının lavıyla doğarsın. Bazı insanı bu yüzden daha iyi anlarsın. O da seninle aynı kadere, aynı yangına, aynı lava doğmuştur. Aynı yangınla göbeğinde, aynı mütemadi külü solumuştur. Aynı kabulle soğumuştur. Aynı yangını miras almıştır. Diyorum ya ben yanar dağları çok severim, hem yandıkları hem yangın oldukları için. Ateş, alev, lav. En zayıf yerlerinde yangınlar çıkan insanları ben daha iyi anlıyorum. Çünkü ben yandım mı sadece yangın olmayı biliyorum.

Bu yüzden işte. Yangına akraba değil yabancı olanları, yanan ama yangın olmayan şeyleri merak ediyorum. O ahlakı, terbiyeyi. Yanarken bile kendini kontrol edeni, kendine çeki düzen vereni, “akıllı ol len” diyeni. Yanarken bile peçetesini düzelteni, ütülü kıyafetler giyeni, azıcık öksürüp konuşmaya devam edeni…. Nefesini daima içinde tutanı, geceleri 4’te bir rüyadan uyanmayanı… Yüreği parçalanmadan seveni, kızdığında felaket olup her şeyi silmeyeni merak ediyorum. Yanan ama yangın olmayan şeyleri merak ediyorum ben, evinin anahtarını tak diye bulanı, bütün kapılarını şak diye açanı, açılmayan kapıların önünde bir saniye bile oyalanmayanı. Leonard Cohen sakinliğinde soğuyanları merak ediyorum ben.

İnan ki. Ben o insanların durgunluğunu dinlemek, o sabitliğin denklemini öğrenmek istiyorum. Yandım mı daima yangın oluyorum çünkü. Biri bana küçük hanım dediğinde, biri benden yemek yapmamı istediğinde, biri küçük bir kıza oyuncak çamaşır makinesi hediye ettiğinde. Umutsuzluğa düştüğümde, yanlış anlayıp küstüğümde, görünmez hissettiğimde. Yeni tanıştığımız ve politika konuştuğumuz biri, konuyu ben açmışken bile, benimle değil yanımdaki adamla konuşmaya geçtiğinde. Nasıl yangın olmuyorsunuz, siz nasıl dinginsiniz?

Yalan değil. Duranları, soğuyanları merak ediyorum hala en çok. 300 yıldır uyuyan, ve uyanmasından korkulan Fuji, 300 yıl uyuyacak sakinliği nereden buluyor? Alaska’daki Fourpeaked, 10,000 yıl uyuduktan sonra 2006’da yangına geri dönüyor. On bin yıl nasıl durdun nasıl soğudun kitapsız? diye benim sorasım geliyor… Ağrı Dağı’nın yanmaktan neden vazgeçtiğini bulmak istiyorum. Neden soğudun, neden soldun, nasıl becerdin bunu? Nasıl yaptın abi, daha dün göbeğinde bir ateş taşıyordun, icap ettiği zamanlarda yangına kesiyordun. Nasıl yaptın Ağrı Dağı, olgunluğun soğuğuna nasıl ulaştın? Belki çok acı tuttu diye Ağrı’nın toprakları, çok travma doğurdu diye… Keder bazısına Ağrı Dağı durgunluğu veriyor, bazısına Etna yangını… Sevdiğim bir dostum, kızgınlığında çok soğuk bir hal var demişti, insanın yaşama sevincini buz ediyor. Demek bilmiyordu, ben yandım mı yangın oluyorum. Ateş, alev, lav. Yanan ama yangın olmayan şeyleri merak ediyorum hala.

Yanıyor ama yangın olmuyor! Nasıl? Nasıl? Vallahi soruyorum, edebiyattan değil meraktan, nasıl yani yanıp da yangın olmamayı nasıl beceriyorsunuz? Sahiden öğrenmek istiyorum. Yeryüzünün soğumuş yerlerine, yanar dağların yangından vazgeçmiş ritmine özeniyorum her zayıflık ihtimalinde. Ben neden saçlarım kül kokuyor, neden kalemime kül doluyor, neden parmak uçlarımda kıvılcımlar taşıyorum bunu öğrenmek istiyorum. Nasıl fark etmiyor size, kırmızı mı mavi mi, balina mı tilki mi, yağmur mu tipi mi, benim hepsiyle ilgili ayrı yangınlarım, bu yangınlar yüzünden çok net cevaplarım var. Ama onlar, basit sorularla yangını harlanmayanlar, ben onları merak ediyorum bana biraz kendilerini anlatsınlar!

Biliyorum oysa. Yararı yok. Ben ne zaman yansam silme yangınım, hem bir külüm, daima bir küfürüm, benim kahkahalarım yüksek sesli, yüksek bir uçurumun kenarında konuşuyorum ve koşuyorum sürekli. Ben her yandığımda yangın oluyorum çünkü. Yangına akraba doğduğumu biliyorum. Kraterdeki yangına gözümü dikip baktığımda, yangının da beni tanıyacağına inanıyorum. Bu bizden, diye arka çıkacağını. Yabancısı sayılmayacağımı.

Sanki. Bir Erta Ale bir ben. Magması açıkta kalan, yangını ortalıkta, görünürde, yüzeyde yanan o dağ. Bu yazıları neden yazıyorum, anlattıkça kapandığına inandığım yangınlarım var.

Ateş.
Alev.
Lav.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yangın tarafından en son yayınlananlar

Milenyum Girdabı

Bu yazımda bir arkadaşımın başından geçen bir hikayeyi anlatacağım size. Genelde kendimi

Bu yangın yeri

İsterdim. İnanın isterdim yangın kelimesini duyduğumda aklıma gelen ateşin ‘aşk ateşi’ olmasını.
YUKARI ÇIK