Tercih / Hicret= Göç

Tercih

Bu ayki Okur Yazısı sevgili Elif Kartal’ın kaleminden…
Hem de üstelik eski Hamamda Deli Var yazılarına selam çakan seferinden.

Hayat tercihlerden ibaret lafını duymuşum bir yerlerde. Ekleyelim; tercihler de gitmelerden.
Nedenini bilmediğim bir istek var sürekli içimde. İçime sorsan “kalk gidelim.”
Ben sabit kalmaya çalıştıkça içimde sürekli bir göç var. İçim içimden kalkıp gidiyor. Şehirler geliyor, kıtalar geçiyor içimden. Sürekli gitmek isteyen içime inat, düzenimi bozmamaya direnen bedenim.“Bi çay daha alır mısınız?” Sabitliğiyle yerimden kalkmıyorum. Bir çay daha alıyorum. Daha yaşanılabilir kılmak için düzenleyip kalmayı tercih ediyorum.
İçimde bu kez farklı bir hareket. Bir anlamlandırma, belirsizlikleri ortadan kaldırma telaşı başlıyor. Kalkıp gitmek kadar tutkulu. Ama daha net, daha kararlı. Bu kez tercihin adı “isim koyma, tek bir başlık altında toplama, toparlama.”

İçim boyuna: “Bir usta çağıralım, bir raf düzeni, koca bir dolap yaptıralım” diyor.
Başlayıp da bitiremediğimiz aşklarımızı kaldırıp sol alt rafa koyalım mesela. Böyle olmasını istemediğimiz, bize göre yanlış, ona göre mecburen yapılan tercihli sonları sıralayalım yanına. Adına kabullenilmiş yenilgilerim diyelim.

İstedim de yaptım diyemeyenleri, hissettiği hiçbir duygunun arkasında başı dimdik duramayanları, ne yaşadımsa yanıma kar, ne yaptımsa sevdiğimden yaptım diyemeyenleri en orta rafa koyalım. Onları göz ardı etmeyelim, adına korkaklık diyelim.

Cesaretimizi toparlayalım sonra bir kutuya. Kim bilir belki günü gelirlerimizi, belki gidilebilir yollarda yarım kalan yolculuklarımızı, hazırlayamaya devam edemediğimiz ama tamamen de boşaltamadığımız o valizi, yapmadan ölmemeliyim listemizi koyalım içine. Her an ulaşabileceğimiz, elimizin altındaki gözlere yerleştirelim. Adına umut diyelim.

Asla inceleceğine inanmadığımız ama inceldiği için de tereddütsüz kesip atmaktan gocunmadığımız ipler var. Bir kainat anı biriktirmişiz Nuh’un gemisinde. Külünün bile esamesi okunmayacağını bilerek yakıp gitmişiz bir kez bile arkamıza bakmadan. O gözü karalığımıza, gereksiz gururu da ekleyelim. Yeri gelince alınacak dersleri, kenarından kıyısından doğruyu yakalayabileceğimiz yanlışlarla birleştirelim. Nereye koyacağımız önemsiz. Her hangi bi yere yerleştirirken adına pişmanlık diyelim.

Bir yol ayrımı ile karşılaşıyorum. Bir çatalın tam ortasında. Şimdi hangi yöne gideceğimi seçmek zorunda olduğum bir “Mecburiyet” oluyor tercihin adı. İçim diyor “Kalk, gidelim.”
“Dur” diyorum.

Bir adım sonramı göremeyecek kadar karanlık yolu, apaydınlık tarafa tercih etmeyi filmlerde görmüşüm. Zoru sevmekle ilgisi yok, sadece film gereği. İçim sürekli tekrar ediyor “Biz bu filmi daha önce izlemiştik biz bu filmi daha önce izlemiştik…” Ben önümü görmeye, yolumu netleştirmeye çalışırken bölüm sonu canavarı karşılıyor bizi, hikayem elem.

Tercih şimdi “kendini adamak” kılığına bürünmüş. Sadece beni doğururken bile verdiğim yaralara zerre merhem olamayacağımı bildiğim halde, sırf ona kendimi borçlu hissetmemin verdiği mahcuplukla dönmek istiyorum kucağına. Ömrünün geri kalanında bir kol mesafesinde durup artık ben annemin sorumluluğunu almak istiyorum omuzlarıma. Kaldıramıyorum.

Siyah – beyaz kadar net oluyor tercihin adı. “gri” değil.
Evet- hayır demek zorunda bırakıyorlar “belki” değil.
Kuzey – güney deyip ayırıyorlar kutuplara “ekvator” değil.
Sağ-sol kadar zıt yönler var “ortası” yok. O anlarda insan kötünün iyisi buydu diye sakinleştiriyor vicdanını biraz da yanına dualar ekliyor, dilekler diliyor “Hadi bakalım. Belki. Bu sefer olur.” Sonuçlar açıklanıyor. Olmuyor.

Sonra içim tutup doğru kararı verme mecburiyeti doğuruyor, benden büyük. Onun da sorumluluğunu yüklüyor omuzlarıma. En kötü kararın kararsızlıktan daha iyi biri olduğu kalmış zihnimin bir köşesinde. İçim bulup getiriyor. “Hadi” diyor yine.

Kesin çizgilerin derin kesikleri olabileceğinin farkındalığıyla toparlıyorum içimi. Adına umut dediğim ne varsa kendimi avuttuğum haklı sebeplerimin yanına ekliyorum.
İçime dönüp “Tamam gidelim” diyorum. “Bana ‘deplasmanda da kazanmanın bir yolunu’ gösterirsen* gidelim” diyorum. “Ama sana gidelim. Çünkü ‘insanın içi gidilebilecek en zor deplasman aslında.’**”

İçli birisi

* http://www.hamamdadelivar.com/derd-i-derun/

** http://www.hamamdadelivar.com/ic-saha/

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*