Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Tek yönlü bir bilet

Cüret

Gözlerini açtı. Korkunç bir baş ağrısı. Gözlerini kapattı. Burnu da tıkalı sanki. Uyuyacağım, biraz daha uyuyacağım diye düşündü, ama baş ağrısı galip geldi. Yataktan kalkıp mutfağa gitti, bir bardak su ile ağrı kesici içti. Oturma odasındaki mavi koltuğa attı kendini.

Oturduğu koltuktan etrafına baktı. Evine. Evine? Burası onun evi miydi? Bu eşyalar ona mı aitti? Umurunda mıydı bu eşyalar, bu hayat, kapının önündeki o araba, akşam gidecekleri o yemek umurunda mıydı?

Banyoya geçti. Dişlerini fırçaladı. Yüzünü yıkadı. Aynada yüzüne baktı, gözlerine, cildine, saçına… Ne kadar da sıkılmıştı aynada gördüğü kendinden. Küvetin musluğunu açtı. Bol köpüklü banyoya attı kendini.

Su iyi geldi ona. Su hep iyi gelirdi. Aynada gördüğü o kadın kimdi? Kendisi miydi? Kendisi o kadın mıydı? Peki şimdi bu banyoda, köpükler ve mum kokusu içinde bunları düşünen kadın kimdi? Sahi, kaç kadın vardı içinde? Bu sahte halinin ne kadarı gerçekti, ya da gerçek sandığı kendisi aslında o olmayabilir miydi?

Yatak odasına döndü. Çift kişilik yatağına baktı. İki ayrı komidin, iki ayrı kişi. İlgi çeken başka kitaplar, başka düzenler, başka hayaller. Çarşafın bir tarafı daha kırışık, bir yastık daha ezik diğerinden. Perdeleri açtı. Balkona attı kendini.

Puslu bir hava. Sabah ayazı. Hiç sevmedi bu şehrin havasını, hiç istemedi solumak. Başka şehirlerde oksijen depoladı, buraya gelince hep valizinden çıkardı solukları. Okuduğu kitaplardan. Not defterlerinden. Onları soludu, soluksuz kaldığını hissettikçe bilgisayarın karşısına geçip çift yönlü biletler aldı tek kişilik.

Çalışma odasına gitti. Bilgisayarı açtı. Baş ağrısının azaldığını, iç sıkıntısının ise arttığını duyumsadı. Hala acıkmamıştı. Ama nefes almaya ihtiyacı vardı. Bir havayolu şirketinin bilet rezervasyon sayfasına attı kendini.

Mutfağa geçti. İsteksiz bir dilim peynir attı ağzına, bir parça kraker. Acı bir kahve yaptı makinede. Kahvenin kokusunu içine çekerken lavaboda duran o sabah pişirilmiş yumurtanın kirli tavasından, içilmiş çayın ince belli bardağından gözlerini kaçırdı.

Yatak odasına gitti, valizi çıkardı, içine eşya yerleştirmeye başladı. En rahat pantolonu ve ayakkabısı, en sevdiği bluzlarından birkaçı, en salaş hırkası… Tuvalet masasında duran parfümlerden birisi. Saati. Çocukluğundan beri boynundan çıkarmadığı kolyesi. Hızlı hızlı soluk alıp verişinin ve baş dönmesinin farkına vardığında yatağa attı kendini.

Tavanı seyretti uzun uzun. Ağladı. Çok ağladı. Güldü. Delirmiş gibi güldü. Korktu. Hem de çok… Kaç saat geçirdi öyle kim bilir. Sonra toparladı kendisini. Ayağa kalktı.

Kitaplığından onun için en özel kitaplardan birkaçını, sakladığı yerden not defterlerini çıkarttı. Ufacık bir kutuda biriktirdiği, azıcık hatıralarını… Bir dosya kağıdına ufacık bir not yazdı. Telefonunu, şarj aletini, bilgisayarını aldı. Gözlüklerini aldı. Bir sırt çantası. Bir sürü şeyi almayı unuttuğunu bile bile çarçabuk yüklendi topladığı eşyaları. Kapının girişindeki aynanın önüne yazdığı kısa notu bıraktı ve sokağa attı kendini.
Ve yıllardır yaşadığı evden böylece çıkıp gitti. Neye gittiğini bilmeden. Yıkıp geçtiklerinin ezikliği ve heyecan ve korku ve endişe ve ümit ile… Yapayalnız olmaya, kendiyle kalmaya gitti. Hayatında ilk kez yürekli davrandığını hissetti.

‘Bu sefer tek yönlü bilet almaya cüret ettim, hoşça kal…’ yazıyordu ardında bıraktığı notta.

Akşam eve döndüğünde aynada notu gören adam ise kadının saygı sınırlarını aşarak davrandığını söyleyecekti arkasından…

Lund

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Cüret tarafından en son yayınlananlar

Sıcak Mevsim Laciverti

Ben sıcak mevsimlerde büyüdüm hep. Güneş etrafında bir turu hep yazın döndüm.

Kat 3, Daire 5, Tayfun

Bazı cezalar, bazı kuralları ezip geçmek için davranacaklara engel olmaz. Benim hayatımın
YUKARI ÇIK