Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Tanımadığım bir yılın ayak ucundayım.

Yabancı

Belki 2014’tü senelerden. Saçlarım uzundu eminim. Ömrü tek başıma yazarak geçireceğim fikrinden vazgeçmiş, yeni bir işte yeni bir kadere teşebbüs etmiştim. Kendi çapımda kalabalıklara bulaşmıştım. Yeniden gezegenin yabancılara en kucak şehri New York’taydım. Ruh eşim kardeşim üniversiteden mezun oluyordu. Annem ve babamla onun mezuniyet törenini izliyorduk. Zadie Smith sahneye çıktı. Ah, dedi içimde bir gezgin. Beyaz Dişler romanıyla nice ortaokul yarama merhem olmuş bir yazardı. O tabii, bunu bilmiyordu. O bana yabancı değildi, ben onu dinleyen binlerce yabancıdan biriydim.

Senelerden 2017. Yani 2017 derken, neredeyse 2018. Ama bir günlük daha, senelerden 2017 hala. Londra’dayım, yarısında zamanın. Hayatın, sohbetin, iklimin yarısında İstanbul’dayım. Londra’da 7 sene önce tek başıma yaşadığım sokağın arka sokağındayım. 7 sene önce hikayelerime sevk ve destek olan dostlar ülkelerine göçtü. Ben ama tabii ve en çok da bu sebeple yine yeni biriyim çok eski bir şehirde. Kandırabileceklerim, mühim şeyler anlatabileceklerimden fazla şimdi. Yabancılarım tanıdıklarımdan çok. Daha çok yadırgadıklarım, alıştıklarımdan. Beni bilmeyen şimdi, bilenden fazla.

Yabancılar çünkü, bilmiyorlar ya…

Voleybol oynayamadığımı, üç senede bir Fransız bir boş vermişliğe özenip saçlarımı kısa kestiğimi, sonra dayanamayıp geri uzattığımı. 18’imde bayat şiirlerden mürekkep bir şiir kitabı çıkarttığımı, vedalarla ilgili bir kısa film yaptığımı… Annemle babam boşandığı gün evliliğe inanmaktan vazgeçtiğimi, yeniden evlendiklerinde ilk nikah şahitliğimi yaptığımı. Köşeysem, kenarsam, uçurum olursam daha az canımın yandığını. Astrolojiye, telepatiye, fala bir türlü inanmadığımı yıllarca, ve inananların gözlerinde bana bulaşacak bir sır, bir ihtimal aradığımı. Gözlerimi kıstığımda poz kesmediğimi, miyop olduğumu, loş ortamlarda aç susuz kalırsam ve gelmeyecek bir şeyi beklemeye oturursam migren ataklarıyla mahvolduğumu. Dünyanın bütün mahpus balinalarını ve zorla evlendirilen kız çocuklarını kurtarmak istediğimi, ve henüz hiçbir balinayı veya kız çocuğunu kurtarmayı beceremediğimi.

Bilemezler lütfen nereden bilecekler. Belki kartal gibi görüyorum uzağı, belki migren nedir hiç duymadım ne tuhaf bir sözcük. Belki pelerinimi içeri girerken vestiyere bıraktım, bütün balinalarını ve zorla evlendirilen bütün kız çocuklarını kurtardım dünyanın, geriye çözülmesi gereken diğer dertleri bıraktım. Belki hiç kimseyi silmedim hiçbir defterden, belki yüreğimden seken herkesi affettim. Belki rüyalarımda klasik müzik çalıyor ve ben Güney Amerika’da bir sahilde bir şiir okuyorum. Belki hep ve sadece kısa saçlıyım, belki henüz hiç deneme yazmadım. Belki astrolojiye, aritmetiğe, insanın ruhunu temizleyen ve titreten her şeye daha ilk günden beri inandım. Hiçbir eksiği tasası olmayan o çok hafif insanlar gibi girdim belki kapıdan, hiç mağlup ayrılmadım hiçbir deplasmandan… Yabancılar bu yüzden güzel değil mi? Seni tanımıyorlar, istikametini, hezimetini, mazini bilmiyorlar. Bileziklerini saymadılar, sesinin kırılan yerinden bir uçuruma yuvarlanmadılar. Seni zayıfken, kaybetmişken, düşmüşken görmediler. Su alan teknene binmediler, sayfaları koparılmış defterine yazmadılar. Yaranın ismini hiç duymadılar.

Senelerden 2014’tü sanırım eminim, sahnede Zadie Smith, insan insanın penceresidir, sığınağıdır, sağlamasıdır diyordu. Kendinden büyük bir şeye dahil olmanın, sokaklarda yürürken insan içinde olmanın lütfundan bahsediyordu. Ben henüz ikinci tezimin konusunu bulamamıştım. Henüz Ankara’yı görmemiştim, ne bileyim Dubai’yi, Çanakkale’yi. Henüz senaryo toplantıları yapmaya başlamamıştım. Daha az kişiydim hala, henüz bu kadar kalabalığa karışmamıştım. Zadie Smith Beyaz Dişler kitabıyla çok zorlandığım bir düğümü çözmüştü ama ben Zadie Smith’e hala bir yabancıydım. Salonda bu yabancılığı paylaştığım binlerce başka insan vardı. Bizi dünyanın içine doğru çeken bir güç var, mealinde bir şeyler diyordu Zadie Smith kişisi, ancak insanlar arasında olduğumuzda anlam kazanan bir hali var hayatın. Çok mantıklı geliyordu bu çünkü henüz 27 yaşındaydım ve kalabalığın ve yabancıların şehri New York’taydım.

Şimdi hala senelerden 2017, henüz tanımadığım bir yılın ayak ucundayım. İstanbul’dayım, şiire hiç olmadığım kadar yakınım. Tek başıma yaşadığım Hamamda Deli Var’da artık çok kalabalığım. Birkaç gün sonra Londra’ya doğru yine yola çıkacağım. Belki uçakta yanıma seneler önce olduğu gibi yaşlı ve Cezayirli bir Fransız edebiyatı profesörü oturacak. Belki bana yine bir soru soracak ve böylece bir kapıyı omuz verip açacak. Bir yabancı sana ismini sorduğunda, sana hikayeni, sana en büyük hayalini, hevesini sorduğunda sen bütün valizlerini ortaya sermek zorunda değilsin. Yeni biri olabilirsin. Yeni bir ihtimal çizebilirsin. Yabancılar sana bu şansı veriyorlar.

Oysa tanıdıkların seni biliyor. Bu yüzden senden daima bildikleri kişi olmanı bekliyor. Sen değiştikçe, atmosfere girerken hafifledikçe ve kendi etrafında aleve kestikçe, dokunaklı filmlerde ağlamayı bırakınca, şiir yazmayı, bilezik takmayı, mor renkten kaçmayı bıraktıkça hayal kırıklığına uğruyorlar. İnsanlar en çok tanıdıkları insanlar alışmadıkları gibi davrandığında üzülüyorlar. Halbuki yabancılar seninle ilgili hiçbir şey bilmiyor, biriktirmiyor. Yüzüne bakıyor, ve yüzüne baktıkları anda kime kestiysen sen onu görüyorlar. Yabancılar bize kim olduğumuzu bu yüzden bazen tanıdıklarımızdan çok daha iyi söylüyorlar.

Belki kalabalıklar içindeyim elimde bir kalem. Belki yeni tanıştığım biri yüzüme bakıp ‘gözünde az uyuyanların sakinliği var’ demedi. Belki çoktandır 2018’in ilk satırındayız, farkında değilsin. Belki 2014’te bir yazarın kalabalıklarla ilgili söylediği bir söz yaşamımın seyrini değiştirdi. Belki ancak yabancıların ortasında bir şeyin parçası oluyor insan. Belki insan insanın cehennemi zannedenler zorlaştırıyor hayatı.

Belki yabancılar ve kalabalıklar, tekrarladığımız soruların cevabıdır. Belki haklı bu toprakların kehaneti;

İnsan insanın zehrini alır…

(Resim: Edward Hopper)

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yabancı tarafından en son yayınlananlar

Bir aralıktan sızanlar…

Aralık ayı boyunca bize öyle muazzam yazılar gönderdiniz ki, dibimiz düştü, yüreğimiz

İki soluğumuzun arasında

Hikayelerimizin ne kadarını biz yazıyoruz? Ne kadarını varlığından bile haberdar olmadığımız bir
YUKARI ÇIK