Tam bir hanımefendi

Mazi

Bu olur bazen. Çok gülersen ve kibar şeyler söylersen seni olmadığın birine benzetirlerler. Beni de zerre tanımayanlar zaman zaman sadece terbiyeliyim diye hanım bir kız olduğumu sandılar. Anlamayan insanlar hiçbir zaman anlamaz zaten. O yüzden sıkıcılar. Anlamsız beklentilere kapıldılar, benim şımarıklıkları ve arsızlıkları ayıp olmasın diye alkışlayacağımı, kaba kimselere dahi bir hümanizm timsali, bir müsamaha gayreti olacağımı sandılar. Halbuki sık kızan ve kural koyan kadının tekiyim. Eleştiren, zor beğenen, sesinde kirpiler yetiştiren… huysuzun tekiyim aslını istersen. Ama kibarım, hala bak daha, yakınımda yüreğimde olmayan insanların seçimlerine karışmam. Geçen – kimdi dostlardan biri, boşver demişti, daha iyisine inandığı için eksik bulduğunu gayet de eleştirebilir kadın kişisi. Bu seni geçimsiz yapmaz.

İşte böyle köşeyi neşe gören insanlarım oldu hep benim. Hanımlık hadisesine itibar etmeyen kadınlar sardı neyse ki daima çevremi. Prensip cetveline göre hareket eden sultanlar. Hanım olmadan kadın olmanın pek tabii mümkün olduğuna, ve bilhassa hanım olmak mecburiyetinin karakterden çaldığına çoktan aymış olanlar. Hanımefendi kızlar pencere, dantel, teyit bir kafeste, kimsenin hak etmediği rutubetli o dehlizde sıkışadursun; bu cadı, bu deli, bu şaheser kadınlar dünyaları yerinden oynatıyorlar. Bela okuyor, korna çalıyor, kapıları çarpıyorlar. Dans ediyor, çok gülüyor ve bağırarak konuşuyorlar. Kibar restoranlarda saçları fönlü kadınlar ve yüksek sesli adamlar onlara kınayarak bakıyor. Aman. Baksınlar. O kadınlar ki gözlerinde bin yılların yangınını saklıyor, sözlerinde haklı ve tamam bazen sarsıcı dürüstlükler taşıyorlar. Çünkü onlara verdiğiniz isimleri istemiyorlar. Onayın ferahlatıcı tesirini değil kararlılığın insanı ele geçiren keskinliğini arıyorlar.

Yazılara da derinlik katan, mana bulan kadınlar onlar. Kuracakları ilişkilere seslerini feda etmeye yanaşmayan, gemi kaptanları için denizaltı hanedanlarını bırakmayan, ancak tam ve bütün hissettiğinde başka insanlarla etkileşime kapı açan kadınlar… Kalabalık bir uyur-gezerliğe düşmeyen, bırakacağı tesirden korkup küçülmeyen, lüzumsuz bir mutabakat arayışıyla büzülmeyen kadınlar. Korku bizi zalimleştirir, korktuğunda bile insanlardan, insanlıktan, yarınlardan ümidi kesmeyen ve bu yüzden herkes zalimliğin sözlerini konuşurken bile zalimleşmeyen kadınlar. Dalganın boyuna göre topuğunu, kapıların uzunluğuna göre topuzunu ayarlamak ihtiyacı duymayanlar. Kişilere değil dile, palete, bilime hükmetmek için uğraşanlar. O denli deli, öyle bağımsız, hep hükümdar kadınlar! Hanımefendilik hadisesine tenezzül ve teşebbüs etmemiş olanlar…

Carrie Fisher’ın öldüğü haberi geliyor ben bu yazıyı yazarken. Carrie Fisher’ı az tanıyanlar uzak uzak bir galaksideki o prensesi oynadığı için önemli olduğunu zannediyor. (Bunu demin konuştuk, az tanıyanlar az anlar. Bu yüzden sıkıcılar.) Halbuki Carrie Fisher sahiden bir gücün, bir şahsiyetli düşünüşün insanı olduğu için emsalsizdi. Bir aktristi çok iyi, üstelik madde bağımlılığı ve bipolar çalkantılarıyla cebelleşti ve bu sıkıntıları kimseden gizlemedi. Halbuki hiç yorulmamış, kederle yoğrulmamış gibi davranabilirdi. Zira ketumluk çok hanımefendi bir şeydir, ve hayatta eminim pek çok riski azaltır. Ketumluk sana insanların yaldızlar takmasını sağlayabilir, sana yıldızlar almasını. Ama bir hikayenin parçası olmak çok yaldızlı kolyeler takmaktan yeğ bir şeydir. Buradaydın demektir, bu dünyada. Yaşama katıldın. Sanırım biraz anlamaya başladın.

Tedbirli, terbiyeli, örf ve ananelerine harfiyen dikkatli kadınların hikayelerini de ben hiç merak etmedim. Her rengi seven, her yemeği yiyen, gelenekten icap eden her sıfatı kabullenen kadınları anlayamadım hiç. Benim en sevdiğim bir renk hep oldu, hep en sevdiğim bir yemek, bir film, bir şarkı. Ben hiç “fark etmez siz seçin” bir kız çocuğu olmadım, hiç omuz silken bir kadın. Bana her şey her zaman fark eder. Her şey. Her zaman. Bir şey ifade eder. Bu tutku benim benzinim, benim ilerlemek sebebim. Bu yüzden hatıralarımın ve hatalarımın mesuliyeti daima ve sadece benim. Bu yüzden hatalarım için başkalarına kızmaya hiç sebebim olmadı benim. Verdiğim bütün kararları çocuğum gibi sevdim.

Bu tutku durumu benim çilem de oldu hediyem de. Diken de taktım üzerime, siren de, üşenmedim o kaba sesi de kullandım hikaye gerektirdiğinde. Etrafımdakileri bazen yordum, bazen göz süzüşlere ve sakinliğimden serzenişlere şahit oldum. Kelimelerimin sertliğinden korktum, başardığım şeyleri unuttum ve kendimi bezdirdim bazen kendime kızmalarımla. Az konuş be Dilara, azıcık az muhalefet et, diye diye bazı gün sahiden yoruldum. Ama hanım bir kadın olmak gayretim olmadı, umursamadığım yabancılardan o salak tasdiki almak hevesim… hiç. Herkes kendi kimliğinin yarasını sarar, ve tasdik yarayı iyileştirmez sadece daha derine saklar, bundan hep emindim.

Bugün de artık yıllardan 2017 fakat ben hala 29’sam. Kadınların işleri, güçleri, küfürleri varsa artık. Ki küfür çok hayati ama çıkışa gel bunu ayrıca konuşalım. Şu konuda anlaşalım kimse hanım kadın olmaya mecbur değil artık. Bağırmanın, işlere karışmanın, işleri karıştırmanın ve bir zahmet artık tozları kaldırmanın mümkün olduğu, her kadının sohbeti ağırlaştırmaktan mesul olduğu bir zamana doğuyor sabah. Her gün yüreği dağlayan bir haberin ağrısı çöküyor üstümüze, barış sadece bağıran adamların sözlerinde değil dinleyen kadınların gözlerinde demleniyor bence. Terbiyeli gülümseyenler değil ağlarken ne kadar çirkin gözüktüğünü önemsemeyenlerin yüreğinden geliyor barış.

En çok da o yüzden işte! Hanımefendilik artık demode bir kılık, sıkıcı bir sahtelik. Daima sahnede, daima reverans halinde ve beni alkışlayın beklentisiyle hanımefendilik tedavülden kalkmış bir refleks bu devirde. Hanımefendi olmak çağdışı kurallara hala uymak demek, istenileni hiç sorgulamadan, kızmadan, bıkmadan yapmak, yabancıları ve umursamadıklarını dahi asla hayal kırıklığına uğratmamak. Muhakkak doğru yerlerde doğru volümde gülmek, sessizce konuşmak, hasarlardan marazlardan söz açmamak… Yaldız takmak, yıldız bakmak demek.

Halbuki gelecek prensip cetveline, yarını bugünden çekilir kılacak o dünyanın ümidine uygun hareket edenlerin yüreğinde yeşillenecek.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*