Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Şifa, kırığın içine sızanlarda

Şifa

Yeni yıl ümidin bir liste değil, tek bir kelime.

O kadar az vaktin var ki şimdi listeler yapmaya, yeni yılı oturtup karşına ona mektuplar yazmaya; o kadar çok parkurda aynı anda koşuyorsun, o kadar çok şehrin valizini dikmek ve şarkısını dinlemek için didiniyorsun ki uyumuyorsun. Kucağında laptop, gecenin kör karanlığına doğru bir yerlerde ilerlerken, ekranın mavi ışığı gözlerinde, genelde uyuyakalıyorsun.

Yeni yıldan umulacak şeylerin listesini yapmıyorsun. Tek bir kelimeyi mırıldanıyorsun sadece, dua niyetine. Sen herkes için gani gani, metrelerce, senelerce, ömürlerce sürecek şifa umuyorsun. Kimsenin yarası açık kalmasın, ismin kimsenin yarasında yankılanmasın istiyorsun. Hiçbir kesik kapanmadan, hiçbir kırık kaynamadan, hiçbir dağınıklık toplanmadan kalmasın. Allah aşkına, kimse önünde beklediği kapıları açacak sihirli sözcükleri öğrenmeden kalkmasın. Yokuşları tırmanmaya, soruları cevaplamaya mecali olsun herkesin. Kimse kaderinin belalısı olmasın.

Şifa, çoğu zaman bence, anlaşılmanın başucunda duruyor. Stephen Grosz, İncelenmiş Hayat kitabının önsözünde birbirimizi dinlemenin öneminden bahsediyor, konuşanların sadece söylediklerini değil, sözlerinin ortasında bıraktığı boşlukları da dinleyebilmenin. Şifa belki de oralarda bir yerde duruyor. Aralarda. Konuşurken verdiğimiz bir nefeslik aralıklarda. Tam bir şey diyecekmiş gibi açıp ağzımızı, geri kapadığımız anlarda. Kırığın içine sızanlarda. O aralığa düşürdüklerimizi bulanlarda duruyor bazen şifa…

Şifanın anahtarı bazen de, yaraya konacak isimde bekliyor. Çünkü şifayı bulmak için insanın önce yarasını tanıması, incinen yerine tanıyı koyması gerekiyor. Kim olduğunu yaraya bakarak söylemesi… Şifa, ancak onu ismiyle çağıranlara geliyor. Solomon Burke’nin çok güzel bir şarkısı var, beynimdeki ateş diyor, gözlerimin arkasında bir duman bırakıyor, ama değişmek isteyen yanım, daima deneyen yanımı baltalıyor. Yara öyle ya, nerede olduğunu anlamazsan iyileşmeni ve büyümeni engelliyor.

Bu sebeple, tam da yeni yılın girişinde, konumuz “Şifa”. Size kim şifa oluyor? Kim irine tertemiz iğneyi batırıp cerahati dışarı akıtıyor? Kim tıpasını buluyor su alan teknenizin? Siz neden şifanızı arıyorsunuz? Hangi yanardağın eteğinde hangi yara bandının medetini umuyorsunuz? Şifayı neye benzetiyorsunuz? Bize yazın. Anlatın. Paylaşın. Bazen de şifa dışa dökülmekte yatıyor. İnanın. Şifa ile ilgili yazılarınızı ayın 20’sine kadar dilara@hamamdadelivar.com’a bekliyoruz.

O vakte dek, şifanın farklı sıfatlarını ve olanaklarını konuşmak için, anlatmak ve anlaşılmayı ummak için, yaralara isim koymak için, türlü türlü yazar kişisi, bu adreste toplaşacağız.

Siz de gelin. Bazı incinmişliği anlayarak iyi bile ederiz belki…

(Fotoğraf: Brassai, 1957)

Bu yazıyı paylaş...

1 Comment

  1. Şifayı hep kendimde buldum.. çevremde şifa arayabileceğim hiç kimse.. hiç bir meta yoktu..ancak şifa arayan çoktu..şifa da verdim.. vermeye çalıştım en azından..

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Şifa tarafından en son yayınlananlar

Yedi Şifası

Hamamda Deli Var’ın sadık okurları, sohbeti kalabalıklaştıranları, söze dahil olanları Ocak ayında
YUKARI ÇIK