Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Başkasının yaralarını sararak iyileşmek

Şifa

O gün günlerden, yeni bir tecrübe edinme zamanının bittiği ve geçmişte yaşanıp hazmedilemeyenlerin geviş getirildiği Aralık akşamı dost sohbeti… Soğuğun samimiyetle ve dize örtülen battaniyenin görmüş geçirmişlikle arasındaki yakın ilişkide, her zamanki gibi birincilik bir demlik çayın, hazmedilemeyen olaylar sohbetine eşlik etmesinde. Olabileceğimiz onca ihtimal arasından olduklarımızı, içine doğduklarımızı, dışarıdan alınan darbelerle yontulup bugünkü şeklimizi aldıklarımızı ve bu esnada kaybettiğimiz parçaları andığımız o gece belli ki bir sonuca varmanın değil, konudan konuya atlayıp yarım bırakmanın peşindeyiz…

Aldığın darbelerin yasını içine ağladığın, dıştan karasal içten okyanus görünüşüne bakarken, hep aynı şeyi düşündüm ben sen konuşurken. Oluruna bıraksalardı seni gerçekten kendi özgür iradenle ne olurdun acaba? Bir şey oldurmasalardı mesela… Tükenmez kalemle bastıra bastıra ne olman ve ne olmaman gerektiğini yazmasalar sen doğduğunda ve sadece kurşun kaleminin ucunu açıp sana uzatacak kadar müdahil olsalar hayatına, kim olmayı seçerdin acaba? Belki gene güçlü. Ama kesin daha gürültülü. Kahkahana ağzını kapamak eşlik etmezdi mesela, ya da hareketlerin düşüncenden daha az sansür yemiş bir halde bip’siz ve daha özgür olurdu belki de… Sert görünmezsen kırılacağın korkun belki gene olurdu. Ama daha önce yaşadıklarını tekrar yaşayacağına ve tarihin tekerrürünün her an bir boşluğunu beklediğine daha az inanırdın belki de.

Biri olmanın, hep onu sürdürmek olmadığı göstermek istedin sanırım düşündüğümden daha belirgin içsesime. Evet evet kesin böyle istedin. Yoksa tam da anlattıklarının ötesini düşünmeye dalmışken ben, odaya giren o kediyle beni kendime getirmezdin.

“Aman da aman anneçinin birtanesii, gücel kızım gelmiş….’
Nereden çıktı bu konuşma şekli şimdi? Yakıştı mı senin gibi güçlü, yıkılmaz, atlayıp zıplasan da duvarları aşılmaz kadına? Aslında ben senin doğru konuşmayı bildiğine emindim. Ama belli ki her zaman doğru olanı yapmaya çalışmanın ve esnemeyen kurallarının, şefkati göstermeye engel olduğunu fark etmiş olacaksın ki harfleri değiştirerek başlamışsın sınırlarını esnetmeye. Ben de katılmak istedim bu güzel muhabbetinize… Yeni seçtiğin kelimelerin neyse, öğrenecektim bu dili ben de…
‘’Ay nasıl şirinnn, yeni mi sahiplendin? Ay çok iyi yapmışsın eve bi enerji katmış. Şuna bak ayol hem güzel hem sakin, bayıldım valla… ‘’
Sevindin benim de onu sevmeme. Ama sonra, her bağlandığını kaybedeceğin fikrini kanıksamış mesafeli ifadenle ekledin;
‘Bu kedi çok hasta, çok ağrıları var’.

Tesadüf müydü acaba her sevdiğinin yaraları olması ve iyileşme umuduyla senin güçlü kollarında kendini bulması?
– “Sevimli olması uğruna hasta hem de….”
– “Efendim?” (Belli ki bugün geveze içsesimleyim.)
– “Sevimli olması diyorum. Ohooo dinlesene beni”
– “Tamam ya dinliyorum bir an şeyi şey yaptım da şey oldu.” (Ne deseydim yani, içsesim mi çok konuştu?)

Anlattın, dinledim. Dinledikçe seni, kızdım kendime, boş boş ‘ay ne şirinmiş’ diye kedinin güzelliğini övdüğüme. Meğer sevimli bir safkan olması uğruna Scottish Fold cinsi kediler ömür boyunca romatizma ağrılarına mahkummuş. Genetik hastalığına rağmen hemcinsleriyle çifleştirilip ağrılara mahkûm edilirmiş, zamanın şifasında hastalığının sonsuza dek kaybolmasına mahal tanınmadan. Yeter ki yüzü daha yuvarlak, sivri kulakları ise yatık ve minik olsun ki insanoğlu kendi surat ifadesine benzettiği için ‘sevimli’ bulsun ve sevsin. Sevgi dedim… Tüm ‘kusur’ sayılanlardan kurtulduktan sonra, olduğu haline bırakmayıp belli bir biçimde ‘oldurduktan’ sonra sevmekte ne varsa? Ömür boyu güzel ve safkan olması uğruna eklem ağrıları olacak ve hareketsizlik ona nice ağrılar yaşatacak, bembeyaz tüyleriyse ‘aslında ne olmayı tercih ederdin?’ ihtimalinden uzak, sevgi diye okşanacak…

Artık emindim birbirinizi bulmanızın tesadüf olmadığına ve ilişki kurmanın verdiği şifada umutla buluştuğunuza. Belli ki sen kendini gördün onda. Oldurulanların, haline bırakılmayanların, daha iyi olmak uğruna yapılan müdahalelerin, sevilebilir olmanın koşullu halinde kendi sancılarını gördün. Onu iyileştirmek istedikçe kendin iyileştin, olabileceğin onca ihtimali yaşatma umudunla.

Gene fısıldadı içsesim; başkasının yaralarını sararak iyileşmek, kendi yaralarını sarmanın en güçlü halidir, bilirim…

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Şifa tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Yedi Şifası

Hamamda Deli Var’ın sadık okurları, sohbeti kalabalıklaştıranları, söze dahil olanları Ocak ayında
YUKARI ÇIK