Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Sıcak Mevsim Laciverti

Cüret

Ben sıcak mevsimlerde büyüdüm hep. Güneş etrafında bir turu hep yazın döndüm. Çoğu büyük kararımı sıcak mevsimlerde verdim. Hamamda Deli Var’a New York’ta bir yaz gecesinde başladım. Yarımlıktan bahseden o senaryoya. Arkadaşlıklarımın çoğuna. Kalbinden otoyollar geçen bir Middletown’a yazın gittim, Londra’ya, New York’a, çünkü buna da ergen bir yazda karar vermiştim, hikayemi anlatırken ben hep gitmekten bahsedecektim. Master tezlerimi hep havalar ısınınca bitirdim. Bir yaz sabahı sildim sadece 30 sayfasını yazdığım o romanı. Hepsi bunların sıcak mevsimlerde oldu. Yaz başlarken. Yaz biterken. Ömrüm boyunca ekseriya uyumadığım sıcak gecelerde büyüdüm ben. Yorulmuşken, denizin tuzu defterimde kurumuşken, güneş pencerenin sağına doğmuşken… Ben her yaz sonunda kendimi başka bir kadına dönüşmüşken buldum. Bilmediğim bir aracın direksiyonuna oturmuşken buldum kendimi. Bir teşebbüsün ucuna tutunmuşken…

Yaz bitti yine biliyorum, avuçlarımın içinden isimsiz çizgiler geçiyor. Avuçlarıma bakıyorum, bir şeyi anlamak için, bir cevabı bulmak için bakıyorum. Bu bakış bir fal değil, fala inanan kadınların sakinliği sesime hala sığmıyor. Bu bakış bir merak. Bu mevsimde kime evirildim? Bir yaz daha bitti, ben de zaten sonbaharı bekliyordum. Bir sarı yaz boyunca neyi seçtiysem, neye karar verdiysem, bilakis bilerek isteyerek hem de uzun uzun düşünerek hangi adımı atmaya teşebbüs ettiysem, ben artık o kadınım. Açtığım bütün kapılarım ben, çağırdığım bütün araflarım, söylediğim bütün şarkılar ve artık ben tepeden tırnağa lacivertim. Bu bir rastlantı değil, laciverti ben kendim seçtim.

Ben hep seçerek cüret ettim. Hiç haddim olmadığını düşünmeme rağmen, hiç yerim kalmadığını, tıka basa dolu olduğumu bilmeme rağmen, daha çok ufak olduğumu, çok cadı, çok hala ne kadar koşsam da ne kadar tıka basa dolsam da hep ve kesintisiz bir yarım olduğumu bilmeme rağmen belki bir bütün ederim diyerek koştum, doldum, boyumdan büyük heveslere sarıldım, hep en küçüğü olduğum sohbetlere katıldım, sonunda safi bir bütün etmeye çalıştım. El kadar bir kadınım diye, sabahlara kadar sarı*, yine de lacivert olmak için, büyümek büyümek ve ufak değil ağır olduğuma inanmak için çabaladım.

Sonra bu defa sıcak havalarda dedim ya çok yoruldum. Cüret ettiğim çok teşebbüsten, direksiyonuna oturduğum yeni araçtan, bir de şu yolu deneyeyim diye ayrıldığım çataldan, elim kolum yara içinde çıktım. Atlıyorum ve uçacağım, lütfen açılın dediğim uçurumlarda düştüm ve kanadımı kalemimi kırdım. Halbuki her yaz büyüyordum ya, büyük kararlar veriyor yeni bir huyumu görüyordum ya. Anladım. Yetişmediğimi daha, her şeye yetmediğimi, uykusuz kaldığım gecelerin beni her zaman büyütmediğini. Ya da her büyümenin bir şenlik getirmediğini. Cüret etmenin her zaman başarmak anlamına gelmediğini.

Anladım ki güzelim, senin cüretinle hayatın mükâfatı her zaman denk gelmiyor. Olsun. Zaten denk gelmek için de cüret gerekmiyor, denk geldiğine sonradan çok ince sevinmek için. Bir dolunayı gözlerine indirmek için. Denk gelmek bir şans, bir tür talih, ama bir emek değil. Denk gelmek için yorulmak, bitmek, tükenmek gerekmiyor. Tesadüfler güzel, tesadüfler hayatını bazen çoktan unuttuğun bir renge boyuyor. Ama tesadüfler insanı büyütmüyor, sadece uyandırıyor. Hayat en nihayetinde rastlantılarla değil seçimlerle şekilleniyor. Ben bu yüzden kimliğimi denk geldiklerimin, rastladıklarımın, bir şans eseri kaderime kattıklarımın hamuruyla inşa etmiyorum. Ben yüreğimi titreten dolunaylar değilim, arabaya biner binmez radyoda başlayan o şarkı, 7 vagonunda bulduklarım değilim ben. Ben her zaman miyop gözlerimi kısarak görebildiklerimin, uğruna uykusuz geceler feda ettiklerimin, koşarken düştüklerimin, mesai verdiklerimin, bilmek için bin soru sorduklarımın, sorarak bulduklarımın, veya ne kadar sorsam da bulamadıklarımın kadınıyım. Cüret ettiklerim, denediklerim ve sonra yere çakılıp dersimi aldıklarımdan ibaretim. Ben seçimlerimin eseriyim, sonucunu göğüslediklerimin.

Cüret hala bir seçimdir benim için. Üstelik de kaderinde, hedefinde olmadığını bile bile, el kadarsın diye, sabahlara kadar sarı, boğazına kadar cadı olduğunu bile bile seçmektir cüret. Cüret, içindeki seziyi seçmektir, mantıksız olanı, matematiği tutmayanı, yazdığın yazıya sığmayanı. Sonunda düşebileceğini bile bile uçurumun dibine gitmektir. Henüz yeterince büyümediğini hissetmene rağmen büyümüşsün gibi kredi çekmektir, ayar vermektir, sana bakınca ufak bir genç kız görenlere, bu yüzden kükreyebileceğini zannedenlere sesinde bir balinayla cevap vermektir. Maviliklere gidemeyeceğini söyleyenlere rağmen, laciverte kesmektir. Seçmenin bir huy, seçtiklerinin bir karakter, seçerken geçtiklerinin bir kader olduğunu bilmektir. Gerçekten bir şeyi sevmektir, bir ihtimali gerçekten seçmektir cüret.

Cüret, hala hayatta olduğumuzun sağlamasıdır. Yaşadığımızı yazmaya değer bulduğumuzun. İşler ters gittiğinde dahi yürüyecek yol aradığımızın kanıtıdır cüret. Yaralarımın sebebidir, çarptığım duvarların, gözüme düşen buzların, bazan sesime yapışan hüsranın nedenidir cüret. İzlerimin, kırıklarımın, ağrılarımın. Cüret, başardıklarıma, vardıklarıma, kazandıklarıma da cevaptır ama esas düştüklerime, kırdıklarıma, yanıldıklarıma yanıttır. Ben istedim bunu, bu adıma ben cüret ettim, getirdiği toza, fırtınaya, kırığa varım. Zira hala bir şeylere cüret edecek kadar hevesliyim, ağırım, buradayım. Demektir.

Bütün mevsimlerin bütün akşamlarında, başaramadıklarına rağmen, başaramayacağını bile bile adım attıklarındır cüret. Bir teşebbüsün ucuna, uçurumun dibine yine de gidiştir, bazen sonunda iyi bir hikaye, bazen de vurucu bir ders ediniştir.

Benzinidir kimliğin, cüret.
En gerçek yerindir.

*Cemal Süreyya’nın Balzamin şiirine atıfla

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Cüret tarafından en son yayınlananlar

Tek yönlü bir bilet

Gözlerini açtı. Korkunç bir baş ağrısı. Gözlerini kapattı. Burnu da tıkalı sanki.

Kat 3, Daire 5, Tayfun

Bazı cezalar, bazı kuralları ezip geçmek için davranacaklara engel olmaz. Benim hayatımın
YUKARI ÇIK