Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Sevgili Evren

Yol

Dün çok güzel bir rüya gördüm.
Babam, annem ve Başak ile beraber İtalya’ya gidiyorduk. Hem de arabayla.
Tüm rüya, mavinin ağırlıkta olduğu fulü renklerdeydi… Sanki bitmeyen bir akşam üstü gibi. Bir ara, İtalya’ya daha tam yaklaşmamışız, tabii rüya olduğu için nerede olduğumuzu tam anlayamıyorum ama hissediyorum, dağların tepesinden denize bakıyoruz. Rüyamın ışığı akşamüstü ile gece arası karanlık bir tonda ama huzur dolu bir ışık.

Sonra bir anda rüyamın ortamı değişiyor ve bir şoförümüz oluyor. Araba eski kırmızı bir Anadol… Aklımın bir köşesinde de hep ‘Keşke Gökçe de bizle gelseydi…’ Babamla arabanın arkasında baş başayız… İstanbul’un içinden ağaçlık bir yoldan geçerken Migros’un geri giden kamyonunun biip biiip biiip sesiyle uyanıyorum.

Biz Migros’ un üstünde oturuyoruz da. Her sabah mal kabul yoğun oluyor… biip biip.. bip bip bip…

Tabii ki geçen ayın konusuyla karıştırmadım bu ayı. Ama ben bu ay kafamı toparlayıp ne zaman yazmaya çalışsam başaramadım. Yazdığımı da beğenmedim. Böyle güzel bir mevsime böyle hüzün yakıştıramadım.

Ben 18’imden beri yalnız çıktım yollarıma… Ondan mıdır nedir, yolun yolcusu olmanın ve yolun tadına hemen varamayanlardanım. Bir yalnızlık hissi sarar beni yol deyince nedense. Herhalde bu yüzden zorlandım. Ta ki bu rüyayı görene kadar. Sanırım Nisan ayı konusu ve Mayıs ayı konusu aralarında bir ruhani kapı oluşturdular, bu kıza bir el verelim dediler. Al sana güzel bir rüya, rüya da bir yolculuk diye anlaştılar…

Benim gerçekten üç yolum var bu aralar…
Biri Yenikapı üzerinden İzmir’e annemlere, diğeri Yeşilköy Atatürk Havalimanı’ndan Barselona’ya. Sevgilimin yeni vatanı İspanya’ya. Üçüncüsü ise dönüş yolu olan İstanbul’a. Evime.

İzmir’e, aileye her gidişimde, ‘burası yuvam. Ne olursa olsun başlarının üstünde yerim var. Annemle babam’ dediğim, bu yaşımdan sonra hala çocuk rolünün bana verildiği yer. Hoş, sürekli çocuk olmak da sıkıyor. O yüzden artık misafir olmak daha normal oluyor. İzmir’de tıpkı rüyamın sonunda bahsettiğim gibi, arabanın arkasında babamla oturup camdan dışarıyı izlermiş gibi geçiriyorum vaktimi. Salonda kurulduğum kanepeden, annemin kahvaltı sofrasından denize bakarken, çocukluğumu düşünerek, kendimin şu anki haline bakarak yolları arşınlıyorum! Durgunlaşıyorum işte…

Küçüklüğümde olsa, yazlığa gitmemek için her şeyimi verir, evde yalnız kalabilmek için kendimi buzdolabına zincirleyip kilidini yutabilirdim. Kilidini de kakamdan almasınlar diye 2 ayva yer gözlerimi sıkı sıkı kapar kabız olmayı beklerdim. Aileyle tatile çıkılmak istenmez mi… Sanırım aileden uzakta kalıp özledikçe isteniyormuş. Ama zaten benim çocukken ağzımın tadı cidden yokmuş.
Olay bir tek aile tatili değil.

Fiziken de ağzımın tadı yokmuş. Fava sevmezdim mesela. Büyüyünce öğrendim onu da sevmeyi… Favayı yemeyi, rakının yanında dilim dilim kesip, bayat kızarmış ekmeğin üstüne sürerken, muhtemelen Asmalı Cavit’te ve karşımdakinin derdini dinlerken kendi içimi şişirmek yerine favanın baklasının şişmesini beklemeyi.
Bakla gazını pırtlarsın geçer de, insanın içi şişti mi patlamadan sönmüyor. Yani favası derdi tasası derken büyüdükçe değişik tatlarını sevdim hayatın.

İşte bu durağanlık ve dertten tasadan kaçtığım ikinci yolum da Barselona! Baklaları orada suda bekletiyor, gazlarını orada alıyorum. Barselona, taşınsak yapar mıyız’ı sorguladığım, kalbimde ikinci yuvam olur mu diye tartıp biçtiğim, 3 kadeh cava’dan sonra da “Olur be Tuğçeeee” dediğim güzel şehir!

Barselona’da hayat kurmak için hayal kurmak lazım. Hayat kurmak için sabah 10:00’da evden çıkıyorum. Gece 23:00’e kadar yürü babam yürü. Durmamacasına. Oraya bak, buraya bak, eksik tamamla, yeni insanlar biriktir derken telefonun adım sayarı da yoruluyor saymaktan adımları. Ve ben kendimi, kurduğum sayısız hayalin içinde buluyorum. Henüz yuvam olarak ilan edemediğim ama ilan edeceğim günü heyecanla beklediğim Barselona sokaklarında mezun olmaya yakın bir turistim. Turist kimliğimle günde sayısız adım yapıyorum ama acaba 2 sene yaşadıktan sonra, turistlikten mezun olmaya hazır heyecanımla yine şehirde deli fişek gibi bu kadar çok yürür, şehri bu kadar çok yaşar mıyım? Yoksa 2 sene yaşadıktan sonra da Şişli semalarındaki alışkanlık adımlarımı mı atarım Catalunya’da?
Ev-iş, iş-ev.

Diyorum ya, turist olarak adımlarım sınırsız. Ne de olsa yürüyerek yolculuk en güzeli. Bazen denize doğru, bazen de hayallere doğru. Arada tökezleyerek, yolda sevdiğin taşları cebine doldurduğun, yorulunca oturup dinlendiğin, sıkıldıkça taşları denizde sektirerek fırlattığın. Ve tüm bunlar olurken bol bol hayal kurduğun… Barcelona benim için hayaller diyarı.

Ve sonra hepsinde biip biip sesiyle uyanır gibi o hayalleri oldurmak için dönüyorum 7 tepeli şehrime ve yürümeyi kesiyorum. Günde 3000 adımla ev-iş, iş-ev. Sporu da artık evde yapıyorum. Duruyorum aniden.

Düşünüyorum mesela, dün sabaha karşı biip biiiip sesi olmasaydı acaba babamla o ağaçlık yoldan nereye doğru gidecektik? Belki küçüklüğümde olduğu gibi İsmet Baba’ya giderdik. Artık büyüdüm, hem fava yer hem de babamla rakı içerdim…

Madem hayatta yol aldıkça, olgunlaştıkça yeni tatlara açık oluyoruz, ben o zaman fava gibi, ançüez yemeyi sevmeyi de öğrenmek istiyorum! Çünkü babamla bir kere İtalya’ya gidebildik, sene 1998, onda da İtalyan pizzası hayaliyle yediğim ilk ve tek pizza ançüezliydi ve rezaletti. Rüyamdaki o yolu yapıp, o pizzayı yiyip (belki bu İspanyol versiyonuyla ançüezli bir tapas olabilir) favayla aramı düzelttiğim gibi ançüezle de aramı düzeltmek istiyorum, geçmişe sünger çekmek ve dağların tepesinden muhteşem maviliklere baktığım bir geleceğe yelken açmak istiyorum!

Mesajı doğru verdiysem, cevabımı istiyorum sevgili evren!

Yürüyerek yolları arşınladıkça mı hayal kuruyorum yoksa yolları yapabilmek için mi hayallerimden vazgeçiyorum?

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan,
1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Hazırlıklı olmalısın.

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem

Güle güle git, Aysel.

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden
YUKARI ÇIK