Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Seninle tanışıyor muyuz?

Yol

Okeanos ve Tethys mozaiğine bakıyordum. Milattan sonra 2-3. yüzyılda ortaya çıkmış bu eserde, hayat kaynağı ırmaklar tanrısı Okeanos ve eşi Tethys kafa kafaya vermiş bizlere bakıyordu. İki portre etrafında denizin çeşitliliğini yansıtan canlılar ve yunuslar üzerindeki Eroslar vardı. Okeanos kafasında yengeç kıskaçları ile tasvir edilirken, Tethysinkisi ise kanat figürleri ile bezenmişti. Sanki sanatçı bize suların bereketinin Okeanos’un Tethys ile beraberliğiyle daha da güçlendiğini söylemek istiyordu. Düşündüklerimi küçük bir deftere not ederken arkadan birinin bağırdığını duydum:

-Bayan!

Ne diyordum? Özünde bir karı kocanın resmedildiği eserde bir düğün fotoğrafı masumiyeti vardı. Enteresandı, Doğu Roma’da bir medeniyet sanatçısını beslemiş ve o, belki sadece yaşadığı döneme ait olacağını düşündüğü bir eser bırakmıştı. Neredeyse yirmi yüzyıl sonra da ne çetrefillerden sonra bana görmek nasip olmuştu. Bir sanatçı ile benim ziyaretim arasında binlerce yıl, göz ve düşünce olması büyüleyiciydi. Acaba kaçımız benzer duyguları yaşamıştık?

-Bayan kime diyorum?

Bu sefer ses daha güçlü gelmişti. Mozaiğin dekoratif yönlerine biraz daha yoğunlaşmak istedim. Bu manada, tam da geometrik üçlü örgü bordür çerçevesine dikkat vermeye çalışırken o malum sesi duydum:

-Bayaaaan! Sana diyorum sana. Hala devam ediyorsun.

Dayanamadım. Arkamı döndüm ve sesin geldiği yöne baktım: Orta yaşlarda bir abla önündeki mozaik panoya doğru kambur bir biçimde eğilmiş, taşları sökercesine bir güçle iki elini de kullanarak parmaklamaktaydı. Ya sağlamlığını anlamaya çalışıyordu ya da esere gerçekten zarar vermek istiyordu. Kestiremiyordum. Dibinde birileri bir süre “bayan” diye bağırmış ve abla zerre umursamadıkça o ses güçlenmiş, tüm müzenin duyacağı bir seviyeye gelmişti. Ablanın mozaiğe karşı kendinden geçmişliği aklıma 1968 Paris öğrenci protestoları sırasındaki kaldırım sökme görüntülerini, Kasım 1989’unda Berlin’de duvarın yıkılma sahnelerini getirdi. İlkinde bir protesto, ikincisinde ise yeni bir döneme girmenin sembolleri vardı. Yirmi yüzyıllık mozaik taşlarını parmaklama amacı acaba hangisine daha yakındı?

Bu düşünce ile kendimden geçmişken, ‘bayan’ diyen ses bir beden buldu. Gölgesi bir kahramanın pelerini gibi genişçe olan güvenlikçi, ablanın yanı başında belirdi. Kadın uyuşturucu komasından sert bir tokatla uyandırılmış gibi kendine gelmiş olmalı ki elini ‘kusura bakma’ der gibi kaldırdı. Güvenlikçi abiyle gözlerimiz bu sırada kesişti. Ne o ne de başka biri ablaya sorulması gerekeni sordu: Neden?

Biraz ilerde Venüs’ün Doğusu adlı mozaiğin yanında durdum. Normalde müzelerde kendimi dışardan soyutlamaya önem verirdim. Bir eserin bana neleri hatırlattığını sessizce düşünür, kendime notlar almaya çalışırdım. Merkezine Afrodit’i koyan bu eserin yanındaki bilgilendirmeyi okurken, Homeros’un bir şiirinde Zeus’un Afrodit’e dönüp ‘cenk işleri sana vergi değil yavrum, sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini, çevik Ares’le Athena uğraşacak savaşla’ deyişini yazdığını öğrendim.

Şiiri okurken, yanımdaki başka iki güvenlikçiden birinin diğerine “Abi kaynanayla uğraşıp ne elde edeceksin. Kaynanaya kızıp hanımla papaz oluyorsun sonra” demesini duymazlıktan gelemedim. Sözleri duyan adam gerçekten de mutsuzdu ve bakışları donuktu. Belki de kaynana ile cenk onun işi değildi ve kaynana ile neyse meselesi Ares’e veya Athena’ya ihtiyacı vardı. E hal böyle olunca bu haneden bir Okeanos ile Tethys’in çıkması zordu. Bunları düşünürken kendimi bir sefer daha dışardan tam da soyutlayamadığımı fark ettim. İlk güvenlikçi abi bir hayalet gibi diğer ikisinin yanında belirdi:

-“Beyler lütfen yan yana durmayalım, müze kalabalıklaşıyor, eserlere dikkat”.

Bir kahramanı andıran güvenlikçi abi bir şahin gibi uzaklara baktı. Yine koşmaya başladı.

-“Hanımefendi telefonunun flaşını kapat”

Birkaç dakikaya varmadan güvenlikçi abi ile Dionysos mozaiği önünde yollarımız kesişti. Şarap ve eğlence tanrısının önündeydik. Görevini aşkla yapan, ziyaretçilerin uyarı diye düşündüğü hususların aslında bir bilinçlendirme sorumluluğu olduğunu bilen güvenlikçi abi, ben ‘merhaba’ diyemeden sanki yarıda kalmış bir muhabbeti yeniden başlatır gibi konuşmaya başladı.

-“Bakma sen, çok sesli konuşmak da yasak. Müze burası yahu. Bazen bağırış çağırılara kulağım dayanmıyor. Evlerinde de böyle mi konuşuyor insanlar?”
-“Kolay gelsin” dedim hafifçe gülümseyerek. ‘Az değil sorumluluğun, yüzyıllar sana emanet’.
-‘Haklısın’ der gibi kafasıyla onayladı:
-“Venüs’ün Doğuşu’nda bizimkilerin tartışmasını duydun değil mi? Bunlara da bir Ares, Athena lazım onları savunacak. Âtıl kalmışlar. Herkesin kendi derdi var tabi ama görüyorsun bir kafanı çevirmeyegör. Burayı yakıp yıkabilirler gibi geliyor. ”

Bir an için yüz hatları gerginleşti, “Çocuklar! Dikkat! Mozaiklere yakın dondurma yemeyin” dedi bir ilköğretim öğrencileri güruhuna. Bir kaplan gibi atlamaya hazırdı. Bu seferlik durmayı tercih etti.

-“Aynı şeyleri düşünüyordum” dedim.
-“Ne komik değil mi, Dionysos şu an bize bakıyor. Benim karşılaştığım şu kaotik durumlardan ne keyif alıyordur. Oysa ben sabahları buraya biraz erkenden gelip her esere sessizce bakmayı tercih ediyorum. ”
-“Bir dakika” dedim. “Seninle tanışıyor muyuz?”
-“Evet abi” dedi, “biz biriz ve biz birbirimizi biliriz. Bu sefer konuşmuş olduk, bazen burada bazı insanlarla sadece bakışmalarımız bize aynı şeyleri düşündüğümüzü söyler. O bayan mozaiği tövbe estağfurullah parmaklarken, senin Okeanos ve Tethys’in önünden bana afallamış bir şekilde baktığını gördüm. Kafa karışıklığın benim için yeterliydi. Birileri bu mozaikleri yaptı, birileri bunları topraktan çıkarıp buraya getirdi. Benim görevim hepsinin emeğini korumak, seninki ise bu eserlerin var olduğunu, ne manaya geldiğini, sana hissettirdiklerini eşe dosta anlatman.”
Bir an duraksadı ve ekledi:
-“Gördün o mozaiği parmaklayan bayanı değil mi? Orada neden diye sormanın bir manası var mıydı sence?”

Peki bunu size niye anlattım? Bize uzak yerlerde, hiç beklemediğimiz zamanlarda, bizi mutlu edecek sohbetler bir şekilde var olabiliyor demek için. İnsanın kalbinden kalbine hiç beklemeseniz de bir yol çıkabiliyor. Yirmi yüzyıllık bir eserden yola çıkarak, güvenlikçi abiyle konuşarak, mozaiği yapan kişinin ne demek istediğini düşünerek yalnız olmadığımızı öğreniyoruz. Tabi bir de donuk bakışlı diğer güvenlikçi abi gibi bir arada yaşadıklarıyla yalnız olanlar var. Onlara da sabırlar dilemek lazım.

Müzeden çıkarken arkamdan son bir kez duydum mistik kahraman, güvenlikçi abinin sesini:

-“Bayan! Bayan! Esere yaslanmayın, yaslanmayın!”

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan,
1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Hazırlıklı olmalısın.

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem

Güle güle git, Aysel.

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden

Sevgili Evren

Dün çok güzel bir rüya gördüm. Babam, annem ve Başak ile beraber
YUKARI ÇIK