Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Sekiz Süper Kadın

Yadigar

8 kadın. Hayatımın farklı yıllarından, yaşlarından, kahkahalarından damıtılıp bugünüme kalan 8 süper kadın. Yaşıyorsun, tanışıyorsun, sanki 1000 kişi giriyor da hayatının hunisine , sonunda ucundan 8 kişi damlıyor…. Öyle bir damıtılmışlık, öyle bir yoğunluk sanki… Koca çocukluğum dediğin 3 kişi, üniversite dediğin 5 kişiden ibaret kalıyor gerisi sanki buhar olup uçuyor. Geçmişimin 8 süper kadını, unuttum sandığım duyguları muhteşem bir aidiyetle yüzündeki ufacık bir mimikte taşıyor. İstediği zaman beni alıp istediği yıla bırakıp kaçması saniyeyi geçmiyor.

Bundan tam 5 ay 3 gün önce bu 8 süper kadınlayken de aynı şeyler oluyor… Ruhum geçmiş anıların, kahkahaların, rezil rüsva şakaların arasında yıldan yıla gezerken, bedenim oracıkta duruyor. 5 ay 3 gün önce 8 süper kadının neşesi ruhumla zamanda gezinirken andan kopamayan bedenim o kazayı yaşamaktan kurtulamıyor…Bu sefer en eğlenceli anımızın birden bire korku ve paniğe dönüşmesi saniyeleri geçmiyor.

‘Girelim mi içeriye? Rezervasyonumuz vardı zaten… Ee rezervasyonumuz var gene de ekmek kuyruğu gibi 1 saattir güneş tepemizde bekliyoruz. Kuyruktaki herkesin de rezervasyonu var…’ sesleri arasında Alaçatı’nın Mecidiyeköy’ü andırdığı, o sözde herkesin(!) olan deniz ve kumun bedelini fazlasıyla ödeyip içeriye giriyoruz. 1 saat kuyrukta beklemenin ardından bize ayrılan 4 şezlonga 8 kişi sığıyoruz. Popüler olanın bir parçası olmak yeterince prestij katıyor gelenlere diye düşünüyor olacaklar ki iyi hizmet gibi konulara kafa yormuyorlar belli ki. Şezlongdan umduğumu bulamayınca denize doğru ilerliyorum.

Her şey bir an. Belki 1 saniye. Belki 1 saat. Belki 5 aydır gözümün önünde. Ben unutsam bedenimin titremesinde… En sevdiğim ve bu aralar zihnimde yankılanan ‘zihin unutur beden unutmaz’ cümlesi de her titrememde dilimde. Su soğuk ama ilerliyorum, çünkü yıllardır ‘girince alışacağımı’ biliyorum. Serinlik sonrası gelen tatlı gevşemeyi çok iyi biliyorum. Ama bu seferki dalışım çok yeni. Bu duyguyu hiç tanımıyorum…

Denizin soğuğu, başımdaki zonklama, ağzımdaki kan tadı ve boynumdaki çat sesi. Hangisi bir diğerinin öncesi bilmiyorum. Travma kitaplarında okuduğum ‘travma anında her anı zihinde başka bir yere kaydoluyor kopuk kopuk, diğer anılar gibi sıralı bir bütün olmuyor’ bilgisi kafama dank ediyor. Binlerce kilometre ötemde kalan o kayayı şu anda bile alnımın ortasında hissediyorum. Sahiden de ne ben unutuyorum ne bedenim unutuyor. O gün alnımla beraber yüzümün sol yarısını darmadağın eden kaya, en eğlenceli günümüzde yüzümde açtığı yarayla belli ki kara mizahı pek bir seviyor. Tabi ki kara mizahını sevdiğim hayat, olay günü için de düğünümden tam 1 ay önceki bekarlığa veda buluşmamızı seçiyor. O günün mükemmel geçmesi için her şeyi düşünen 8 süper kadın deniz sonrası giyeceğimiz eğlenceli kostümlerle selfie çekmeyi beklerken, 1 saat içerisinde kendilerini benimle tomografi cihazında beyin filmi çektirirken buluyor…

Sanki boynumdaki çat sesi bana ‘İçimdeki Deniz’ filmini hatırlatıp korkudan titretmedi, ayağa kalkıp bedenime hala hükmedebildiğimi görmek derin bir oohhh çektirmedi, sanki canımı kurtardığıma ve beynimin sağlam olduğuna emin olunca estetik kaygılarla ah yüzüm vah cildimler aklımdan geçmedi… Sanki bunlar olmadı da planlar hiç değişmedi… Kayaya kafamızı çarptık diye kostümlerle eğlenme planımızı bozmak, eve gidip hasta yatmak, canımızı sıkıp şansımıza sövüp saymak, hüzünle vedalaşıp birbirimizden uzaklaşmak da neydi? 8 süper kadın için hastane de sanki bu tatilimizin planlı bir mizah öğesiydi. Yaralı yüzüm, ödemden şişip pörtleyen göz çukurumla ‘vay başıma gelenlerr’ nidalarıyla ortalıkta ağlamaya hazırken ben, başımda buldum 8 süper kadını. Biri bana ciciler giydiriyor, diğeri alnımdaki yaraya havalı bir bandana bağlıyor, biri yüzümün solunu aksesuarlarla kapatıyor. Biliyorum ki bedenimin dışına yaptıkları her bir dokunuş, ruhuma ‘her şey yolunda’yı fısıldamaya çalışıyor… O günden 1 ay sonra düğünüm varken kimse yüzüm gerçekten iyileşir mi, hücrelerim o kadar hızlı yenilenir mi, fotoshoplar beni kurtarmaya yeter mi, daha da beteri ömür boyu bu yaralar iz kalmadan geçer mi sorularının cevabını bilmiyor… Ama 8 süper kadının olaylar bizi değil, biz olayları şekillendiririz tavrı bütün bu sorularımı önemsiz kılmaya yetiyor…

Çevredekilerin bu halde ne işiniz var dışarda bakışlarıyla ve benim arada süzülen gözyaşlarımın yaraları ıskalama çabasıyla 8 süper kadının ellerinden yeniden çıkıyorum. Olayların bizi değil bizim olayları şekillendirdiğimiz süper gücümüzü ben o gün en derinimden hissediyorum. 5 ay 3 gün önce bana yadigar kalan alnımdaki ize ise her baktığımda aynada çarpık gülümsememle karşılaşıyorum.

Olan bitene kendi elleriyle şekil veren süper kadınların dirayetini ben hep içimde hissediyorum…

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yadigar tarafından en son yayınlananlar

“Ben böyleyim”

“Ben böyleyim.” Hayır sen “öyle” değilsin, kimse “öyle” değil. Dünyanın tek yöne

Kalav Köftecisi

Hava sıcaklığı hakkında yeteri kadar bilgi edinmeden kendimi sokağa attığım bir gün.

Ölümsüz Yazıtlar

En son ne zamandı sonunu görmediğin bir yola çıktığın? Bir bavula sığdırabildiğin

Çekirdek Aileye Methiye

ba-ba Ne zaman çocukluğum düşse aklıma, belleğimin köşesindeki otoparka babam arabayı park

Bir batıp çıkacağım…

Acıklı çağrışımları oldum olası sevemedim. Ne zaman ağlayan birini görsem sessizce uzaklaşıyorum.
YUKARI ÇIK