Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Savaşların şifası neydi doktor?

Şifa

Ayakkabısının burnunda biriken çamura bakıyor, başını öne eğdikçe koyu kestane saçları tel tel örtüyor yüzünü. Yanında annesi, kucağında kardeşi, sırtında ablasının eli. Çocuk, sen hangi şehirden geldin bu dile diyorum, söylüyor. Öyle mağrur, öyle metin bakıyor ki ruhunun büyüklüğü altında eziliyorum. Sabah, bizi evine getirdiğin için teşekkür ederiz, diyebiliyorum sadece.

İlkokula başladığım, mavi önlüğüme kolalı beyaz yakamı bir üniforma gibi taktığım, en büyük idealimi gerçekleştirmiş gibi hissettiğim yıldı. Haberlerden, babamın kucağına oturup pazar sabahı okuduğu gazetenin başlıklarından okuyordum devamlı. Bosna neydi? Neresiydi? Savaş var mıydı bu dünyada gerçekten? Sınıfta da aynı konudan bahsediliyordu, ihtiyacı olan çocuklar için kim ne göndermek isterdi? Öğretmenim, dedim, ben doktor olmak istiyorum, o zaman insanların yaralarını gerçekten iyileştirebilirim.

Balat’taki çocuk evindeyiz. Duvarlarda pastel boyadan çizilmiş hayaller asılı, bacası tüten evler, kedi köpekler, kırmızı elmalı ağaçlar. Çocuklardan biri bebeğiyle oynuyor, diğeri topuyla. Onlardan yaşça büyük olanı yanımıza geliyor. Okulunu, yaşını, ailesini soruyorum. Bizi tanıştırabileceğini söylüyor. Sabah önde, biz arkada taş yokuşları tırmanıyoruz yavaşça. Sanki bu semt 500 yıl önce söz vermiş vatanından kopanlara liman olmaya. Safaradlardan beri kimler gelip yuva edinmişti bu ahşap cumbaları. Kara Kitap’ın dokusu gibi bu sokaklar, metrekareye onlarca hikâye düşüyor. Sabah’ın annesi tahminimden genç, gözleri parlayarak bizi içeri buyuruyor. Konuşmalarımızı hep Sabah diğerine aktarıyor. Ortak dili konuşmadığım bir sohbeti ilk defa gerçekleştiriyorum. Korktuğum kadar anlam yitirmiyor kelimelerim, aksine daha çok şey ifade ediyor her biri. Selam, şükran diyoruz birbirimize… İkiz bebekleri severken maşallah diyorum, gülümsüyor. Biri hasta gibi sanki, üşütmüş belli ki.

– Kardeşin kaç gündür böyle öksürüyor?
– Bir hafta oldu abla.
– Doktora götürsek, annen kabul eder mi?

İstanbul’un en eski İstanbul’unda, kucağımızda ikiz bebekler, bir anne, bir abla, ben ve Begüm. Bir hastanenin acil girişinde 12 yaşında bir kız çocuğu tercüman oluyor anne ve kardeşlerine. Bebeklerden kız olanı kucağımdayken anımsıyorum, kızlarım bebekken onları nasıl da sarıp sarmaladığımı, sıcaktan soğuğa, sesten toza, faniliğin tüm keşmekeşinden nasıl koruyup kolladığımı. Ah bu bebek, nasıl da anlıyor bana neler hatırlattığını. Talihin parlasın kuzum, dilerim bahtın şahlansın.

Bazı anlara zaman işlemez, bazı anları zaman eskitmez. O anın içindeyken ürperirsin. “İşte bu, işte tam da bu anı ömrümün sonuna dek hatırlayacağım.” Bir mucize gerçekleştirmen, hiç tekrarlanmayacak bir sırra vakıf olman gerekmez unutamayacağını bilmek için. O sadece bir andır ve gökyüzü gibi hayat boyu başucunda durur.

Bir hastanenin bekleme salonunda küçük bir kızdan savaşı, kaçışı, arayışı, mayınları, sınırdan geçip karlar altında uykuya yatışını dinlediğimi, tüm bunları anlatırken de yüzündeki gülümsemeyle benim yaşaran gözlerimi utandırdığını unutma hayat. Masumiyet hangi savaşla, hangi adaletsizlikle yoğurulsa da kararmıyor yaşam. Gözyaşı kimseyi köreltmiyor.

– Sabah, senin adını hep yanlış söylüyorum değil mi? Lütfen kusuruma bakma, tam telaffuz edemiyorum.
– Ece Abla önemli değil, zaten sen bana Sabah de, ne güzel isim…

Bunca yıl hasbelkader olumlu bir insan olmaya çalışıp, gülümsemenin, sevginin en gerçek şifa olduğuna inanan ben, kızımdan iki yaş büyük bir ruhtan umudun da şifa verdiğini öğreniyordum. Her yara gözle görülmese de, her şifanın bir yaraya yol gösterdiğini anlıyorum büyüdükçe. -Gerçek bir savaş olmasa da- Her yenilginin mutlak yıkımla sonuçlanmasından korkarak geçirdiğimiz ömürlerin karşısında, bir savaştan da pekala enkazsız çıkılabileceğini, her sondan bir yol açılabileceğini anlıyorum.

Küçükken neden doktor olmak istediğimi anlıyorum hayat…

(Fotoğraf: Jesus Abad Colorado)

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Şifa tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Yedi Şifası

Hamamda Deli Var’ın sadık okurları, sohbeti kalabalıklaştıranları, söze dahil olanları Ocak ayında
YUKARI ÇIK