Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Sanki bu kadın bu sahneye doğmuştu.

Yangın

Tam 17 yaşındaydım dedi evlendiğimde ve sanırım 18 ya da 19’dum anne olduğumda. Tam emin olamadım yaşımdan, doğum günüm geçmiş miydi ki acaba? Aman sanki çok da önemi varmış gibi yeni bir senenin ve yeri varmış gibi ezbere hayatlarımızda umut dolu dileklerin… Çok uzak değil 2 sokak ötede kimse beni anlamıyor nidalarıyla kapılar çarpıldığında ve ‘ergenlik canıım’ diye birileri hoş karşılandığında ben çoktan parmak ucumda yürümeyi öğrenmiş, kapının kolunu indirip dilin yuvaya girişindeki tık sesini çıkarmamayı ezberlemiştim bile. Evde sessizlik olsun, 15 dakika daha fazla uyusun, kim bilir belki uyudukça daha hızla büyüsün, büyüsün ki bana evlat değil arkadaş, yoldaş olsun… O küçücük yaşımda ben olmuş muydum ki bir başkasıyla biz olayım ve hayatı anlamış mıydım ki bir başka canlıya anlatayım. Evet evet hatırladım. Tam 18 yaşındaydım anne olduğumda. Eminim; Çünkü en yakın arkadaşım Zehra’yı öğretmen olmaya uğurlarken, otobüsün camına diğer elim dolu tek elimle el sallamıştım.

Durdum. Çiğneyemeden, yutkunamadan, çok sevdiğim dolmasının tadına varamadan, durdum sadece ne olup bittiğini anlayamadan. Gel dedi geldim, dolma seversin dedi, evet severdim. O beni yemeğe çağırır ben yer ve giderdim. İlişkimizin alışverişi, sohbetimizin iyi pişmişi, uzak akraba ziyaretinin kısmi samimiyeti kuru dolma yahu… Tansiyonun nasıl oldu ve biraz daha yoğurt vereyim mi seversin mertebesinde birbirimizle ilgili bilgi sahibiyken bu yeni bilgiler de nereden gelmişti? Harika dolma yapma sahnesine gelene kadarki ömrü, beli bükük duruşu, kim bilir belki hiç atamadığı çığlıkların bedeninde kendine yer bulması ve her gün içtiği bir avuç ilaçla ayakta durması… Hiç düşünmediğim bir arkaplan gibiydi bu kadının hayatı. Sanki bu kadın bu sahneye doğmuştu ve bir yer sofrasındaki dolma dekoru ancak bu kadar iyi tamamlardı bir hayatı.

Pirinçlere hakim olmak isteyen dolgun çenemi içe doğru çevirerek ve yerçekimi ile pirinç arasındaki arasındaki dengeyi sağlayarak ‘Hayırdır?’ diyebildim. Hayırdır? Bu çocukluğu yarım, kalanı mecburiyetten olgun hayatın beklenmedik öyküsüne benim verebildiğim cevap; Hayırdır? Neresinden hayır bekledim bu ani sohbetin bilmem ama belli ki çareyi bu tepkide buldu ‘nerden çıktı bu şimdi?’ diyemeyecek terbiyem.

Gülümsedi. ‘Amaan düşünmüyorken daha rahattı hayat biliyor musun?’ dedi. Şimdi büyüdükçe, zamane gençlerini gördükçe insan kendi geçmişini düşünüyor, sorgulamadan edemiyor… O zaman sindirilenler artık sindirilemiyor, biliyor musun geçmişini düşündükçe bazı şeyler insanın çok zoruna gidiyor. O zaman ne olsa susardım, anneme anlatacak olsam ‘sus kız şükret, beterleri var’ cümlelerini duyardım. Susup şükretmezsem daha beter olmaktan korkardım… Dedi.

Sessizlikten korkmadığı her halinden belliydi bu kadının. Yoksa, korkardım cümlesinden sonra bu kadar ara veremezdi… Belli ki daha rahattı bu kadın başına gelenleri sorgulamıyorken, hayatında ‘neden?’ sorusuna yer yokken ve ‘kader’ içinde yankılanan tüm sorularına kısa ve net bir yanıtken. Aynı dönemlerdeydi belli ki annesinin ‘Beterleri var sus, şükret’ cümlesinin, bir çıksa yeri göğü inletecek çığlığına engel oluşu… Çünkü anneden kızına bir mirastı bu cümle, ona da kendi annesinden kalmıştı belki de.. En zor durumlarda dahi baş etmek için bir yol bulmak, ekmek su kadar gerekli bir mesele.

Belli ki bu kadınları ayakta tutan başkaları vardı bir yerlerde, daha beter durumlardalardı, ve kendi durumlarından şikayet edip değiştirmeye çalışmak onlara ayıp olacaktı. Onların daha büyük hayalleri vardı kırılan ve belki daha büyük cümleleri vardı susturulan. Onlar hiç çığlığını tutamayıp bağırmışlar mıydı? Öyle yürek yakan bir çığlık olsa bilirlerdi. Çünkü biri bir başlasa haykırmaya, ben de buradayım dese, haksızlık ama bu dese, diğerlerinin sesi ona katılır büyür ve yeri göğü inletirdi… Onlar beterleriydi ve onlar bağırmadığına göre kendileri de susup şükretmeliydi.

Bir insanın yangını, başka bir insanın yangınının suyu olurmuş, işte o zaman öğrendim…

Zaman mı değişmişti? Yoksa şimdiki zamanın kadınlarını, bağlı oldukları tüm geçmiş kadınlar mı değiştirmişti? Zamane gençleri miydik zamanı çalınanların bekçisi mi? Kaç yangınlık canı vardı bu kadınların hayatta ya da nasır mı tutmuştu canları ilk yangınlarından sonra….

Artık bu sorular eşlik ediyordu eve doğru yürürken ağzımdaki dolma tadına…

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yangın tarafından en son yayınlananlar

Yangına Akraba Olmak

Pavana Reddy bir şiirinde “babam fırtınaydı / annem yağmur / bir yangından

Milenyum Girdabı

Bu yazımda bir arkadaşımın başından geçen bir hikayeyi anlatacağım size. Genelde kendimi
YUKARI ÇIK