Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Sakin. Sakin. Kotov Sendromu’nu Hatırla.

Rüya / Uyanış

Her şey ben orta okuldayken Aslan Kral müzikalinin kasabama gelmesiyle başladı. Broadway’de fırtınalar koparan bir müzikalin yerli versiyonu sahnelenecekti. Bütün “iyi” İngilizce eğitim veren okullara oyuncu arandığını söyleyen afişler asıldı. Stresli bir elemeden sonra zebralardan birini oynamak üzere seçilmiştim. Diyalogsuz bir roldü, ama Simba’nın doğumuna en yakın olabileceğimiz yerde, en önde olacaktık. Haftalarca okuldan çıkıp prova yaptık, anneme göre doğru zamanda sallanmakta sahiden çok başarılıydım. Seanslar arasında dekor ve kostümleri kullanarak hikayeler ve oyunlar uyduruyorduk. Bir gün performanstan hemen sonra bir fırtına patladı. Yolları sel almıştı ve babam işten vaktinde gelemeyecekti. Gösteriye gidemedim. Ertesi gün okula gittiğimde kimseye gösterinin nasıl geçtiğini sormadım. Bu konuda bir şey duymak istemiyordum.

Seneler sonra lisedeyken okul festivalinde oynanmak üzere arkadaşlarımla bir oyun yazdık. Tanrıların etkisindeki bir adam hayatında onun için önemli olan her şeyi mahvediyordu. Ben yönetmendim, çok yakın arkadaşlarımdan Rini ise yardımcı yönetmenlik yapıyordu. Oyunun bütün şarkılarını bir kasete kaydettik.Planım oyun esnasında müziği kontrol etmekti. Rini ise ışıklarla ilgilenecekti. Tam oyun başlamak üzereyken elektrikler kesildi ve müzik, ışıklar ve mikrofonlar çalışmaz hale geldi. Rini ve ben çılgınlar gibi bir jeneratör aradık ama jeneratörün gürültüsü oyuncuların sesini bastıracaktı. Sahneye çıktım, izleyicilere yerlerinden kalkıp sahneye oturmalarını isteidm. Çok sıcak bir gündü ama o kalabalık sahnede ilk oyunumu sergilemiştim. Oyun bittiğinde bizi ayakta alkışladılar, muhtemelen beton bir zeminde saatlerdir oturdukları için yorulmuşlar ve gitmek istiyorlardı. Hepimiz o oyunla çok gurur duyuyorduk.

Üniversitedeyken en yakın arkadaşlarımın tamamı senelerini tiyatroda geçirmiş, okullarının Rent, Cats, Aslan Kral müzikallerinde rol almış, çok iyi şarkı söyleyebilen, müzik okuyabilen, ve aşağı yukarı her şey konusunda fazlasıyla dramatik davranabilen insanlardı. Aralarındaki en yeteneksiz ben olmama rağmen arkadaşım Rob Jaws Müzikali’ni onunla yönetmemi istedi. Müzikal, filmden esinlenerek yazılmıştı, filmle müzikal arasındaki tek fark bütün erkek karakterlerin eşcinsel olması, rap yapmayı sevmesi ve somonla kafayı bozmuş olmasıydı. Müzik okuyamıyordum, Jaws filmini hiç izlememiştim. Yine de eş-yönetmenlik rolünü üstlendim, bir koreograf ve bestekar ayarladım ve İsrailli askeri eğitmen arkadaşım D’or da Sahne Yöneticisi görevini kabul etti. Üniversitedeki derneklerden birinden bahçelerinde atıl duran tekneyi bize vermesini istedik, böylelikle gerçek bir motorbotu sahnede sürükleyebilecektik. Prodüksiyon kalitesi oldukça yüksekti. Bir gece, açılış gecesinden üç gün önce, on iki kişi tekneyi almaya gittik. Teknik ekip, orkestradan birkaç kişi ve fiziksel iş yapmaktan gocunmayan oyunculardan bir tanesi 1,25 metrik ton ağırlığındaki bir motorbotu derneğin bahçesinden alıp, ana yoldan gidip, bir yokuş boyu taşıyacak ve tiyatroya getirecektik. Dernek üyeleri gençler öğleden beri içiyorlardı ve tekneyi taşımanın eğlenceli olacağını düşünerek yardım etmeyi önerdiler. Birden sokaklarda bizi takip eden bir geçit töreni takılmıştı peşimize. #GeceYarısıTekneTaşımak — sadece Wesleyan’da olacak bir iş, Facebook’ta dolanıyordu.

Fakat heyhat, tekne tiyatro kapısından geçmek için fazla genişti. Ertesi gün, kara kışın ortasında, provayı teknenin olduğu yerde yapmaya karar verdim. Dışarıda. Kar yağarken. Ve oyuncular somonlar ve köpek balığı saldırıları hakkında şarkı söylerken girişimci Set Tasarımcımız motorbotu içeri sokmanın bir yolunu arıyordu. Bir günlük uğraştan sonra botu sonunda tiyatro salonuna soktuk. Bütün performanslar kapalı gişe oynadı, harika eleştiriler aldık, her ne kadar kapanış gecesi oyunculardan biri Southpark’ın bir diyaloğunu oyuna eklese de (Aman Tanrım! Kenny’i öldürdüler!) İzleyicilerden gürültülü bir kahkaha aldı ama Rob ve ben kirişlerde spot ışıklarını idare etmeye çalışıyor ve kafamızı sallıyorduk.

Oyun bitip seti topladıktan, artık yapılacak hiçbir prova kalmadıktan sonra çok boş vaktim kaldığını fark ettim. Ben de bir müzikal üstünde daha çalışmaya başladım. Her seneye bir müzikal, diye söz verdim kendime. Tiyatroyla ilgili en sevdiğim şey ekip ve oyuncuların ortak motivasyonu ve alınan anlık hazdı. Her prova, her kostüm parçası ve set tasarımı bu heyecan verici gerçekliği hayata geçirmek için çalışıyordu. Sahnedeyken izleyicinin her şarkıya ve söze sevgiyle, neşeyle, öfkeyle, kederle tepki verdiğini görebiliyordun. Son replikler sarf edilirken ve son şarkı söylenirken, her şeyin karanlığa düştüğü bir an var, nefesini tutuyorsun, çünkü birazdan ne olacağını bilmiyorsun. Ve ışıklar yeniden yandığında, patlayan alkışı duyduğunda selamını veriyorsun. O nefes kesici, utandırıcı selamı. Hissi başka hiçbir şeye benzemeyen…

Sonraki sene Kotov Sendromu adında bir müzikal sahneye koydum. Hem satranca hem birbirlerine tutkun olan, fakat fazla gururları ve korkuları sebebiyle aralarında kapatılamaz bir mesafe açılan bir kız ve oğlan hakkında bir müzikal. Müzikalin adını Kotov Sendromu koydum – satrançta hangi hamleyi yapacağına bir türlü karar veremeyen, ve uzun bir zaman bekledikten sonra feci bir hata yapan bir oyuncunun durumunu anlatan sendromun ismi. Dahil olduğum son tiyatro prodüksiyonu oydu. Ve o da on sene önceydi.

On sene. Tiyatronun anlık tatminini benim kadar seven biri için on sene, bir ömürden de fazlası demek. Tek motivasyonun kar ve nihai sonuç olduğu finans sektöründe çalışmak benim için çok kolay olmadı. O zamanki tiyatro çocuğuna ne derdim diye düşünüyorum, bugün karşıma çıksa. Bu hayali sohbetlerde o çocukla üniversiteme bakan yokuşun başında duruyorum. O çocuğa, belki de sevmenin daha kolay olacağı bir iş bulmasını söylerdim. Eğer provaları iptal eder, prodüksiyonu bitirirsen her şey kolaylaşacak ve yakında unutacaksın. Sadece uzaklaş ve sevdiğin, maaşı iyi olan, vize almanı ve her sene 25 gün dünyayı gezmeni sağlayacak bir iş bul kendine. Ve bu hayali konuşmada bile, boncuk gözlü çocuğun tek bir kelimemi bile dinlemeyeceğinin fakrındayım. Gözlerinde Tiyatro 92’nin yansımasını göreceğim, tek düşündüğü bütün bir oyuncu kadrosu finalde doğru bir şekilde durabilsin diye motorbotu belli bir açıda koymak olacak. Bu noktada, o çocuğu bu açıyı düşünürken bırakıp yürüyüp gideceğim. Şatafatlı arabamın içine gireceğim, camlarını indireceğim. Arabayı çalıştırıp kemerimi takacağım. Arabayla uzaklaşırken kendi kendime yüksek sesle, sabırlı ol diyeceğim, tahta dalgaları yeniden düzelt, halat makarasını sahnenin üzerinden çapraz olarak geçir. Bir gün olacak.

Sadece sabırlı ol. Bir gün hepsi olacak.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Rüya / Uyanış tarafından en son yayınlananlar

Uyumuyorum bu bir rüya.

İki huyuma bölsen beni kendinden başka kimseye bölünmeyen bir kadın olurum. Ben

Erguvanların suçu yok

Bahar geldi sanmıştık, erguvanların suçu yok Uyandık Ben uyandım, kırlangıçlar uyandı Esas

Rüya Tabirleri Kitabı

Misafir Yazar yazılarımızın ikincisi Sinem Yılmaz‘dan. Sinem Yılmaz’ın sakince işleyen ve irdeleyen

Unutmak: Bahar Temizliği

İlk yazısını Okur Yazısı olarak paylaştığımız Serenay Sasa, şimdi Misafir Yazar olarak
YUKARI ÇIK