Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

O ZAMAN ŞARKI SÖYLEMEK LAZIM AVAZ AVAZ!

Kadın Kahramanlar

Bu ayın konusu netleştiğinde kahraman kadınlar için ne yazacağımı bilemedim. Duygusal olarak kilitlendiğim bu dönemde, ablalarım Gökçe ve Başak’a dönüp ‘Sizin kadın kahramanlarınız kim? Ben kimi yazmalıyım?’ diye bir soru sordum. Ne salakmışım. Kahramanlarımın kim olduklarının dank etmesi için onlarla Cik Island’da geçireceğim dört güne ihtiyacım varmış meğer.

Bu yazımıza meze olan, ne mezesi hatta ana yemek olan mekanımız Dokuz Eylül Hastanesi. Mezesi tomografi, kan testi, solunum testi.
Ayrıca bu hikayemin tamamlayıcılarının hepsi, Spotify çalma listemize yolladığım şarkıların tamamı!

Aylardan Mart. Mart’ın 1’i!

Mart, baharın habercisi, kışın sezon finali yaptığı ay. Biraz üşüsen birinin kesin ‘Eee… Mart kapıdan baktırır, zıt zıt zıtı zııııııt’ dediği ay.
Kedilerin ürediği, lazer epilasyoncuların yaz için son paraları topladıkları aylardan.
Pilates stüdyoları ful doludur mesela martta. Onlar için de sezon açılır.
Güzel ve heyecanlıdır sıcak mevsime hazırlık. Mart benim için şafak saymaktır. Bahar ve yaza girmek için kabuk değiştirdiğimi düşündüğüm aydır. Ben kasımdan şubata sessizce beklerim. Sessiz ve kışın rehavetiyle biraz depresif…

Fakat bu Mart ayı bizim için biraz gri başladı. Üç kız kardeş arabaya atladık ve Özocak Destek harekatını yürütmek için annemiz ve babamızın yanına Kuşadası’na doğru yola çıktık.
Biz Kuşadası’na ruh katmak için ismini ‘Cik Island’ olarak değiştirdik. Yazı boyunca geçen tüm Cik Island’lar bilin ki Kuşadası. Hani ha Maldivler ha Cik Island…

Hikayenin anlatımı şöyle başlasa şahane olurdu: güzel popolarımıza kısacık şortlarımızı geçirip sahile Emirlerin yanına indik. Okuldan bahsedip kumsalda oturduk.
Ama hayır çizilen rotam bundan keskin bir şekilde çok daha farklıydı. Şöyle ki: sönmüş popoma giydiğim siyah taytımı uzun bir kazakla kapamayı tercih edip reçete günü geçerse alamayacağım diye dört atarak, annemin tanıdığı, reiki masterı eczacısından Xanax’ımı almaya gittim. Dönüş yolunda Migros’tan sağlığıma önem verdiğim için %85 kakaolu çikolata ve kefir aldım. Çünkü ben bir ikizler burcuyum.

Ertesi gün babacik biraz yorgun olduğu için Cik Island’da kalalım dedik.
Gayet sakin bir gün geçirdik. Sahilde yürüdük, sohbet ettik, telefonlarımıza gereken ilgiyi gösterdik.

Fakat sonraki gün pek o kadar sakin geçmedi. Cik Island’ı arkamızda bırakarak İzmir Dokuz Eylül’e doğru yol aldık.

08:30′ da hastanedeydik. 9:30’daki randevumuza geç kalma stresi yaşamak istememiştik. Ama doktoru ancak 11:00’de görebildik.

Soruyorum size?
Anlıyorsunuz değil mi? (Barış Manço)
Zaman akmıyor sanki, saatler durmuş bugün,
Sonsuz yalnızlığında bir tek sen varsın bugün!
Ya dön bana artık, duyuyorsun değil mi?
Ya çık git dünyaaaamdan anlıyorsun değil mi?
Bir resmin kalmış bende (bekleme numarası), tam ortadan yırtılmış,
Hani siyah beyazdı, biliyorsun değil mi?

Doktoru ağır kokulu bekleme salonunda beklemek yerine koridorda yürüyelim dedik. Babamın tomografi için aç kalması gerekiyordu. Adam açlıktan bitkin düştü, ortam bizi iyice gerdi. Benim gözlerim doldu, ama kimseye çaktırmak istemedim. Sonuçta onlar da aynı sıkıntı içindeyken, canım Başak duygularımı hissetmiş gibi keskin adımlarla bana doğru yürümeye başladı. Işıklardan oluşmuş bir halı üzerinde yürüyordu ve her yer karanlıktı. Güzel sesiyle bana şarkı söylemeye başladı.

Temmuz, Ağustos, Eylül
Her mevsimde durma gül
Hayat inan çok kısa
Belki çıkmayız yaza
Hayat zaten çok kısa
Belki çıkmayız yaza
Boş vermişim
Boş vermişim
Boş vermişim dünyaya
Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya
Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya

Ben daha bir rahatladım.

2,5 saat sonra doktorun odasına kapak atabildik. Odadaki tek hasta biz değildik. Başka bir çift daha vardı. Karşılıklı bakışarak oturduk. Take That – How deep is your love klibindeki adamlar misali sanki halatlarla bağlı kurban gibi adamın yüzüne bakıyorduk.

Sormak istedim kendisine:
‘Ercüment Bey, How deep is your love?? Çünkü we’re living in a world of fooool!’
Sormak istedim çünkü o gri ve ruhsuz hastanede bir doktorun sevgisine, sıcaklığına ve bizi kanadının altına almasına ihtiyacım vardı. Moralim bozuktu.
‘Bekleme sırası uzun, babam yoruluyor! Lütfen yardım edin!’
Tam o sırada bu defa da annem elimi tuttu, ışıklar kapandı ve spot Sabriye’nin üstündeydi. Bana baktı ve…

‘Düşünme hiiiiiiç.. Neden diyeee yorulma!…’ (Ajda Pekkan)

Yumuşacık elleriyle, ellerimi kavradı ve içim ısındı. İyi ki varsın annem!
Sonra o Doktor Bey’e doğru döndü ve…

‘Acı nedir bilmeden, yağmurlu gün görmeden,
Hep akıllı geçindik, kalp kırmayı öğrendik
Söyle ne oldu bize?? Nefret girdi sevgiye’ ..

Ercüment Bey, bize bakarak beş yüz tane test istedi ve “Hep sizi sevdiğimden…” dedi. “Siz beni yanlış anlıyorsunuz,” diye de ekledi.

İçimden hastanede geçireceğimiz uzun saatleri düşünüp Ercümentçiğime Morrisey’den ‘You Have Killed Me’ şarkısını armağan ettim ve dışarı çıktık.

Testlerin çoğunu yaptırırken, sorularımız çoğaldı. Kimse cevaplamak istemedi. Su almak için kantini aranırken soru sorduğum güvenlik görevlisi hayatımda işitmediğim tonda bir terslemeyle beni makamından kovdu. ‘Hadi,’ dedim yuttum..

İstikamet nefes testiydi! Aynı kattaydı ama doktorumuz hastayla tek kişi gelsin diye o kadar kızdı ki bize… Belki haklıydı ama tüm hastane mi tersinden kalkmıştı?
Üzüldüm. ‘Yine atar yedik,’ derken bekleme odasındaki herkes ayağa kalkarak büyük ablam Gökçe’nin şarkısına ritm tutmaya başladılar. Döndüm ve ablam elinde mikrofon güzel yüzüyle bana:

Bilsen neler dönüyor şu garip dünyada
Arkadaşlık düşmanlıkla yan yana
Bazen sebep bir aşksa çoğu zaman da para
Değiştirir insanları hep bir anda
Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi
Şu kısacık ömürler yeter mi
Hoşgör sen affet gitsin aldırma
Büyüklük sende kalsın sonunda
Sen sarıl o sana sarılmazsa
Sen unut unutmazsa
Hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara
Dinle beni sakın uyma şeytana
Pişman oluyor herkes sonra yaptıklarına
Esir olma boş yere gururuna

Haklısın Gökçe! Sen olmasan ben burada olay çıkarabilirdim! Sarılmayacağım ama doktorun bize bağırmasını affediyorum! O da haklı, çok fazla çalışıyor. Sağ olsun hayatımın üç değerli Özocak kadını bana hep empatiyi öğrettiler. ‘Kızmadan önce dur. Sen onun yerinde olsan ne yapardın?” dediler.

O katta işimiz bitince günü yarılamıştık. Sırada ilaçlı tomografi öncesi kan testi vardı. O ise bir alt kattaydı. Hiç gelmeyen asansör uzun beklemelerimiz sonucu gelmeye karar verince bindik ve aşağıya indik.

Kan testi kısmı çok kısa sürdü. Bu yüzden mutluyduk.
Annem tomografi için saat belirlemek amacıyla bankoya doğru gitti ve yüzümüze bakmayı reddeden hanımefendiye ‘Merhaba, bugün acil bir tomografi çektirmemiz gerekiyor. Ercüment Bey zaten istek kağıdında belirtti. Nas..’ diye derdini anlatmaya çalışırken kadın dipten bir kahkaha bastı.’Bugün mü??? Hahaaayt! Hanfendi, görmüyor musunuz burayı? Dolu! Doktor 14:30’da gelecek, ilacı yazacak, gidip alacaksınız. Sonra sıraya göre, valla ben söz vermem. Bugün yani zor.’
‘E ama Ercüment Bey çok acil olduğunu söyledi, kağıda istek yazdı. Yaptırmamız lazım çünkü adam nefes alamıyor.’
‘Hanfendi bakın tekrarlıyorum!’ derken bu defa dedim ‘Ben gireyim araya.’ Topladım bizim kızları, yan yana güvercin gibi dizildik. Bir sağa bir sola kıl kıl salınarak, kısık gözler ve kıl gülümsememle Asu Maralman’dan bir şarkı patlattım. Bir baktım bekleyen tüm onkoloji hastaları aynı dertten mustarip, bana eşlik ediyorlar:

Kim demiş ki olmaz diye
Yeter ki sen candan iste
Bir ışık var gözlerimde
Ötesini hiç düşünme
Olur olur
Kalplerimiz yolları bulur
Olur olur
Bal gibi olur
Akan sular sularda durur

Valla sonuçta otoparkta araba içinde iki saat bekledik ama oldurduk! BAAAAAAAAAL gibi oldurduk! Ama bu defa da doktor ‘Tomografiden sonra Alsancak’a muayenehaneme gelin,’ demez mi. E bu adam sabah kaç saat yoktu. Bu defa babam Haluk Bilginer edasıyla…

Her şeyim tamam da bir sendin noksan
Yağmur yaş demeden yollara düştüm
İçim ürperiyor ya evde yoksan

…patlattı.. Biz de arkadan ‘dummmm dummmbaru barummmba rumbaaa dummmm dummm dura dummmmm’ diye vokal yaptık.

İç çektiniz değil mi?
Ben tüm gün çektim. Hikaye daha uzadı da ben sizi darlamayayım. Devamında bol trafik, bastırılmaya çalışılan açlık, yeniden doktoru bekleme süreci, bolca kafa karışıklığı ve çokça tükenme vardı. Dilimiz dışarıda, hayatı sorgularken tüm bu süreçte arabayı kullanan Başak’a baktım. Otuzumu geçsem de hala değişmeyen yerim olan arka koltuğun ortasında oturup solumda canım anneme, sağımda Gökçe’ye baktım.
Onlar olmasa ne bugün geçerdi ne de bir ömür.

Ve yine 2,5 senedir her terapimde alt metnimde olan, tanımadığım psikiyatristlere ilaç dilenirken sürekli söylediğim şarkımın sözlerimi yazayım:

Merhaba ben Tuğçe. Beş kişilik bir ailenin üçüncü kızıyım. Beni erkek beklemişler ama kız olmuşum. İki ablam var. Uğurlu rakamım üç, bu yüzden markamın da adı ‘Third’. Uçak korkum var. Çünkü hayatta cezalandırılacağıma çok inandım. Bana Xanax yazar mısınız?

Bu güzel üç kadınla, bu dört günü, hayatı, ayrılıkları, mutlulukları, doğumları ve ölümleri beraber sırtlamanın huzuruyla, bana bir şey olmaz dedim.. Neden hayatımın şarkısı hep aynı şey dedim.. Cezalandırılmayı bırakın ben bu üç kadınla ödüllendirilmişim! Benim hayatımın şarkısını bozup bana dört gün başka pencereden şarkılar söylediniz. Sırf dört değil her gün! Ben olmam için tüm engelleri yıktınız. Bana kadın olmayı, çalışmayı, aile olmayı öğrettiniz. Hayatı iyisiyle kötüsüyle, en arıza noktalarında bile müzikale çeviren Özocak kadınlarım, benim kahramanlarım sizsiniz!

Hayatımın şarkısını değiştiriyorum! Artık şarkımız Ajda’dan! Bu da benden size:

Haykıracak nefesim, kalmasa bile, ellerim uzanır olduğun yere
Gözlerim görmese ben, bulurum onları yine,
Kalbim durmuşsa inan çarpar onlarla!

HAYKIRACAK NEFESİM KALMASA BİLE! ELLERİM UZANIR OLDUĞUNUZ YERE,
GÖZLERİM GÖRMESE, BULURUM SİZİ YİNE!

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Kadın Kahramanlar tarafından en son yayınlananlar

Bir kahramanın itirafları

Kahraman kelimesi yiğitlik gösteren anlamına geliyor. Çoğunun kaçınmak isteyeceği bir anda, korkusuzca

Yaptığım en doğru şey

Yıllardır sevdiğim, her yıl heyecanla beklediğim, mumları umutla ve gerçekleşeceğine inandığım çocuksu
YUKARI ÇIK