Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Milenyum Girdabı

Yangın

Bu yazımda bir arkadaşımın başından geçen bir hikayeyi anlatacağım size. Genelde kendimi bire bir kendi yaşadığım anılarımla anlatan biri olarak, bu defa bana çok dokunmuş, içime işlemiş bir hikaye anlatmak istedim…

İzninizle isimleri değiştiriyorum.

Sene 2000. Yaşlar 14-15. 1999 depreminin tozunu toprağını üstümüzden yeni atmışız… Hatta 1999 o kadar hızlı bitsin istemiştik ki, 31 Aralık gecesinin sihrine 7’den 70’e hepimiz çok inanmıştık… Yine evlerdeydik, yine masa başında kutladık ve yine bozuk para saydık, nar patlattık. Ve dedik ki 2000 senesi muhteşem geçecek. En azından bizim evde muhabbet bu şekildeydi!
Sabaha kadar eğlenmeyi hayal ederken yemeğin midemizde verdiği enerjisi yüksek parti sağolsun zaten ailecek 00:30 gibi esnemeye, 01:00 gibi de odalara çekilmeye başlamıştık.
Bu benim ve ailemin 1999-2000 arası geçişinin mini özetiydi.

Kameramız yükseliyor, Göztepe’den çıkıyor ve kuş bakışı Kadıköy’e bakıyor. Tekrar yavaşça Suadiye istikametine doğru yere doğru iniyor. Arkadaşım Buse’nin odasına konuyor.

Buse benim çok sevdiğim bir çocukluk arkadaşımdır. Okullarımız farklı olduğu için çok görüşemiyorduk ama hemen hemen her gün okul sonrası telefonda konuşuyorduk.
Bizi birbirimize bağlayan önemli ortak noktalarımız vardı. Mesela ikimiz de evde ve hayatımızda yalnız hissediyorduk. Benim annem, babam ve ablalarım çalıştıkları için genellikle akşamları evde oluyorlardı. Hatta o dönem büyük ablam evleniyor, küçük ablam da aşık olduğu için boş zamanını sevgilisiyle geçirmeyi tercih ediyordu. Buse ise tek çocuk olmanın verdiği yalnızlık ile mücadele etmeye çalışıyordu. İkimiz de hafif yağlı saçlıydık. Tombul ve garson boy olduğumuz için fazla kıyafet seçeneğimiz de yoktu hatta ortak giyinirdik… Ve ikimiz de büyümenin mavi far sürmek olduğunu inanıyorduk!

Buse o dönemlerde biraz içine kapanmıştı.. O hep benden daha olgun ve sessizdi. Sessiz derken, beraberken en çok güldüğüm arkadaşımdı. En iyi esprileri o yapardı ama bir anda aniden sessizliğe gömülebilirdi. Ama beraber vakit geçirmeye bayılırdık. Yazları daha çok yalnız olduğumuz ve okullar tatil olduğu için, anılarımızın çoğu yaz aylarına dair… Bağdat Caddesi’nde yürümek, bizim balkonda karpuz yemek… Ve internet kafeye gitmek.

Buse ile beraber, ailelerimiz evlere internet bağlatmadan önce, Caddebostan’da Asya Pazarı’nın yanındaki İnternet kafeye gider mIRC diye bir program üzerinden chat yapardık. Saat başına yanlış hatırlamıyorsan 10.000.000 lira öderdik ve büyük ablam bizle gelir, biz chat yaparken bizi beklerdi.

Hatta Buse ile bir defasında telefonunu aldığımız iki çocuğu aramıştık. mIRC sanırım tek heyecanımızdı. Tüm ergen bunalımlarımızı bir kenara bırakıp olmak istediğimiz yaşta, olmasını istediğimiz hobilere sahip olan kızlar olabiliyorduk. Ve herkes buna inanıyordu. Büyük yalanlar da atmıyorduk ama revize edilmiş olgun hallerimizi sunuyorduk. Bu konuda ben ablamlardan dolayı deneyimliydim, Buse ise bu konuda doğuştan iyiydi. 1 saat dolunca ablam ‘Hadi!’ diyordu ve zorla da olsa kalkıyorduk.. Genelde bizim eve dönüyor, dönüş yolunda saate göre, mesela öğle saatleriyse, Şütte’den metro sandviç alıyorduk ya da akşam üstüyse Mado’dan dondurma..
Sonra sonra herkesin evine internet geldi ve internet cafe buluşmalarımız yerini chat room buluşmalarına bıraktı. Okuldan gelince yarım saat iznimiz vardı. Önce telefonlaşıp sözleşiyor, sonra ikimiz de online oluyorduk.

İşte ne olduysa o dönem oldu.. Buse milenyuma benim kadar hevesle girmedi.. Öncelikle annesi ve babası 31 Aralık gecesinde bize gelmesine izin vermemişlerdi.. Ayrıca okulda çok dışlanıyordu. Hatta bir kere beni ağlayarak aramıştı, çünkü Cuma İstiklal Marşı töreni sonrası beğendiği çocuk ona ‘domuz’ diye bağırmıştı. Bu gerçekten olmuştu. Buse git gide evden çıkmayan, bol bol yemek yiyen mutsuz bir ergene dönüşmüştü. Ben maalesef konuyu tamamen kişisel algılamış ve bu duruma, aslında arkadaşlığımıza olan ilgisizliğine, bozulmuştum..

Buse içine kapandığı bu dönemde internetten bir çocukla yazışmaya başlamıştı. Hatta o dönem tek konuştuğumuz şey o çocuktu. Adı Aydın’dı… Aydın onu dedi, Aydın şunu dedi…
Tam en tatlı yazıştıkları anda efendim işte Buse’nin annesi Sena Teyze telefonu açtığı için Buse internetten düşmüştü. Sonra tekrar bağlanamamıştı… Yok bu yüzden girilen sinir krizleri vardı. Neyse ki Buse sanalda olsa sanki mutluluğu bulmuştu. Biraz kıskanıyordum ama onun içinde mutluydum sanırım. Tek sorun, Aydın Buse’yi 18 yaşına yakında basacak olan, altın kumral saçlı, ÖSS’ ye hazırlanan bir kız sanıyordu. Gerçek ise 15 yaşına yeni gireceğimiz, daha bıyıklarımızı aldırmamış olduğumuz ve tombik bacaklarımızın yürürken sürtünmekten minnoş pişik yaptığıydı…

Aydın ile karşılıklı verdikleri ‘birbirimizi her şartta beğeneceğiz’ yemininden sonra, Buse ve Aydın ikilisi buluşmaya karar verdi… GERÇEK HAYATTA! YÜZ YÜZE!
Yanında götüreceği kurban bendim…
Buse’nin yalanları ortaya çıkacağı için, arkadaşım yerine ben gerilmeye başlamıştım bile.
Belki 31 Aralık 1999 gecesi Buse’nin ‘milenyum’ ile ilgili bir hayali yoktu ama yeni yılın Nisan ayında 2000 yazı için, Mado’ya el ele tutuşarak gideceğini hayal kurduğu bir sevgili aday adayı vardı.
Ve buluşma günü geldi çattı! Hava çok güzeldi ve akşam üstüydü. Buse ile beraber, buluşma noktası olan Göztepe ışıklara doğru gittik.
Biraz bekledikten sonra hızla gelen bir araba sesi ve içinden bangır bangır gelen müzik sesiyle sağıma doğru baktım. Sonra bir fren sesiiii… Yanlamalı bir park ve gelen Aydın’dı. Bu çocuk kıroydu. Ayrıca bu çocuk kaç yaşındaydı da arabası vardı ki?
Ve Buse Aydın’a kendi ile ilgili anlatmadığı gerçekler kadar bana da Aydın ile ilgili bazı gerçekleri belli ki anlatmamıştı.
Aydın 21 yaşındaydı. Buse’yi gördüğündeki hayal kırıklığını ve yüzündeki o ifadeyi asla unutamayacağım. Buse’nin arkasında duran hobbit olarak ‘ yer yarılsa da içine girsem’ demiştim kendi kendime.. Arabadaki arkadaşı bu sinir bozucu anı, sinir bozucu bir gülüşle aslında kurtarmıştı. ‘Abi hadi yürü yaa bunlar çocuk’ demişti. Sanırım Aydın’ın yanındaki çocuk da bana düşünülmüştü.. Öğk!
Bir ‘domuz’ badiresi daha atlatacaktık belliydi. Arkadaşı olarak Buse’nin yanında olacaktım ama ben de kendi içimde minik bir şok geçiriyordum.

Gel zaman git zaman Buse bu olaydan çok etkilendi.. Aydın tüm kontağı kesti. Chat odalarına girmez oldu.. Son dönem telefonda konuşuyorlardı, telefonlarını da açmaz oldu. Buse resmen sarsıldı. Bir kere gördüğü ve sadece yazıştığı bir erkek tarafından bu kadar etkileneceğini, bu denli mutsuz olacağını düşünmezdim.
Eğer o dönem Whatsapp olsaydı
-Okundu
-Iletildi
-Online
-Ah yazdı derken Buse kendi kudurur, beni kudurtur, çocuğu da katil ederdi..

Bu olay Aydın’ın Buse’yi arayıp tekrar buluşmak istemesiyle farklı bir hal almıştı… Bir anda her şey unutuldu. Buse yine çok mutluydu. Mutluluk bu kadar mı Aydın’a bağlıydı? Ben şahsen beklemiyordum aramasını. O gün orada o iş bittiği için çok mutluydum. Çok utanç verici bir buluşmaydı ama çok mutluydum Aydın yok olduğu için. Buse kendince çirkin bir ergen olabilirdi ama bu çocuktan iyisini hak ediyordu! Ayrıca kendine göre çirkindi ama şimdi eskiye dönüp bakıyorum da, Buse sen hiç çirkin değilmişsin.

Ve ikinci buluşma için sözleştiler… Bu defa yalan yok diye önden anlaştılar. Buse yaşının 16 olduğunu, korktuğu için büyüterek söylediğini söylemişti telefonda. Yani yalan vardı.
Korkmuştu doğru! Ama 16 değil 15’ti!

Bu buluşmanın davetlisi değildim.

Ve sessizlik..

Ben o günü, o günün hissini ve o gün havadaki bunaltıcı sıcaklığı hiç unutamadım.

Tıpkı 1999 deprem gününü anı anına hatırladığım gibi… Hatta o günün tamamı ezberimde. Kadıköy’e sosisli yemeğe gitmiştim o sıcakta. Üstümde ablamın bana aldığı Pepe Jeans pantolonum vardı.. Akşamda Berillerde kalmıştım.

Buse ve Aydın’ın buluştukları günde beynime kazınan günlerden. Çünkü 4 sene sürecek bir yangının kıvılcımıymış o gün.. Aydın o gün, 15 yaşında bir kıza yapılmayacak şeyleri zorla yapmış, vurmuş, canını acıtmış, bunu belgelemiş ve sonrasında da 4 sene ince ince tehdit etmişti Buse’ciğimi.. Aydın kıroydu ve sapıktı.
Buse’ ye yemin etmiştim, anlattıklarını kimseye anlatmayacaktım. Çok sonra ablalarıma ayrı ayrı anlatmıştım..

Bu yangın, kor bir alevle Buse’yi inceden inceden kuruta kuruta önce içten yaktı… Kendine olan güvenini elinden alıp yerine tatlı bir paranoya bıraktı. Sonrasında alevlere biraz huzursuzluk, biraz da korku, bol bol da suçluluk duygusu katarak alevi harladı… Ben artık kovalarla su döksem de işe yaramıyordu..

Nefessiz kaldığımız uzun bir yangındı bu ama Allahtan boğularak ölmedik.. Kadın olmayı, çocuk olmayı ve büyümeyi çok sorgulattı bana. Buse ise konuyu uzun bir süre gömdü. Yandı ama hissettirmedi. Sessizleşti. Kendini senelerce beğenmedi. Paylaşmadı çünkü çok korktu.

-Ya ailem kızarsa?
-Ya beni evden kovarlarsa?
-Ya Aydın gazeteye verirse?

Tam 15 sene bu korkuyla paranoyak gibi yaşadı diyebiliriz.

Bildiklerimizin aksine, erkeklerden soğumadı veya ağır cinsel sorunları olmadı. Ama içi kurumuş, kendiyle kavgası bitmeyen bir kadın oldu.
Bu yangın 2015 yılında sevgili Özgecan Aslan’ın yanarak ölmesiyle anlatabildiği bir hikaye oldu. Konu ile ilgili ilk defa destek almaya başladı. Kovayla attığımız her sudan sonra bir cıssss sesi çıkmaya başladı. İnsanlar bu konuya bu kadar duyarlı yaklaşınca Buse kendi hikayesini de anlatmak için cesaret topladı.. En garibi de bunun için gittiği terapide, bu cinayetle beraber o dönem bir sürü kadının, Buse’nin gittiği yerde taciz ve tecavüz ile ilgili hikayelerini anlatmaya başlamış olmalarını duymamız oldu.

Gencecik, masum bir kadının üzerinde çıkarılan bir yangın, onu adice öldürürken, bu yangın başka bir kadının içindeki ateşi kelimelere dökmesine vesile oldu.

Sevgili Özgecan eğer dünya bir enerjiyse, iyisi kötüsüyle hepimiz birbirimizi hissediyorsak, bil ki ben ve Buse seni hiç unutmayacağız. Hiç tanışmamış olsak da, kalbimizin en güzel yerinde anılıyorsun.

Teşekkürler.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yangın tarafından en son yayınlananlar

Yangına Akraba Olmak

Pavana Reddy bir şiirinde “babam fırtınaydı / annem yağmur / bir yangından

Bu yangın yeri

İsterdim. İnanın isterdim yangın kelimesini duyduğumda aklıma gelen ateşin ‘aşk ateşi’ olmasını.
YUKARI ÇIK