Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Memnun oldun mu tanıştığına benimle?

Yabancı

Merhaba, Elçin ben.

Yabancıyı ürkütmeyen gülüşüm, naifçe uzanan ince kolum, şefkatli ses tonum belki seni gerçekten iyi hissettirecek, belki de ezbere nezaketinden çıkan içi boş bir ‘memnun oldum’ bana geri gelecek.

Hangi kaynaktan çıktığını bilemeyeceğim, çünkü henüz gözlerinin kısılmasının, hafif bükülen dudaklarının, göz temasını kaçıran saniyelik utangaçlığının parçalarını anlayıp bir bütün oluşturacak kılavuzun yok bende. O yüzden benimle tanıştığına gerçekten memnun olduğunu varsayacağım…

Hayatımın o dönemki yeni sezonunda hangi duruşu benimsediysem vitrinimde onu sergilendiğim, depomdaki kırık döküklüğü en güzel fayanslarla döşediğim üst katmanıma hoş geldin. Sana denk gelen belki çekingen, belki ergen, belki erdemli, belki nispeten kendini tanıyan ve kısa süreli de olsa hayat amacını bulduğunu düşünen huzurlu ifadem olabilir. Hepsinde ortak ‘Beni beğen’ gülüşümü bu katta çok sık görebilirsin, yargılanmaya ise hemen hemen hiç rasgelmezsin. Bol espriler, sevmediğimde bile ‘aa ben de o yemeği çok severim’ler mi dersin, ‘aaa çok ilginç’ deyip hiç ilginç bulmadığım ama farkında bile olmadığım şirinlikler mi dersin… Hangisini dersen de, aradığın buysa doğru kattasın. Tekrar hoş geldin canım. Bak bir şirinlik daha… Canım da girdiyse işin içine artık devam etmenin zamanı geldi alt kata…

Neydi o sevdiğin yemek, yapayım mı sana? Bak nasıl da hatırladım. Tabi ki seve seve sana jestler yaparım, çünkü bu katta da hala parlak yanar ‘beni beğen’ ışıklarım. Sen beğendikçe rahatlar, ortamı mum ışıkları sarar, ‘uyudun mu? hehe’ geyikleri başlar ve kim bilir belki yeterince tanışırsak, uykum yok yalanını bırakır, 22:30 dedin mi, sen konuşurken göz göre göre uyuyakalırım bile. Bu sahne de yaşandığına göre, farkında olsak da olmasak da e bir alt kata çoktan inmişiz seninle.

Burada ruhumun ortalığı biraz dağınıksa kusura bakma, ama sen yabancı değilsin, en azından artık bu kadar karmaşamı görebilecek derinlikteki misafirhanemdesin. Henüz ayağına dolanacak değil nezaketim… Laflarım yerli yerinde durur, öfkem kahkahalarla laf atma seviyesinde ve beklentilerim ortaya saçılmamış, düzgünce katlanmış durur dolabımın en derininde. Ah işte burası en güzel seviye. Bence burada takılabiliriz bir ömür, hem yakın hem uzak, hem saygılı hem dürüst, ruhum sana hem aydınlık hem karanlık, yani ne çok tanıdık ne çok yabancı…

Çünkü bilirim daha derine gittikçe, daha çok huy ezberledikçe, yabancı nezaketini geçip konfora yerleştikçe, değişir ruhumuzla beraber ezbere bedenlerimiz. Artık sevdiğin yemeği yerken ağız şapırtın duyulur ve samimiyetin izniyle laflarım yontulmadan sana savrulur, öfkem kahkahaları bırakıp odamda çıplak yankılanır, ve sen bana yakın, ben sana yakın oldukça yabancı nezaketi, ‘ah o ilk günlerin güzelliği’ özlemindeki eski bir şarkıyı anımsatır.

Tanıdın mı böyle bir hikaye, gördün mutlaka bir filmin klişe kavga sahnesinde, ya da yaşadın bu anı belki de… Bizim hikaye bu döngüden sıyrılsın, sınırı belli şahsiyetli bir mesafede ikimize bir yol açsın. Nezaketin de yabancılık kadar samimiyetle anıldığı bir yol. Çünkü merdivenlerine basa basa, tek tek, tanıya tanıya ve geriye alınmayan ayak izleriyle inilen bu yol bir kere. Tanışmak azizim, başa alınamayan bir hikaye… Tanıştığımızı unutmayacak, hikayemiz hiç yabancı katına geri sarmayacak ve içi boş ‘memnun oldum’lar hiçbir zaman sonsuz bir ihtimalde kalmayacak…

Sahi bir de şimdi söyle, ‘memnun oldun mu tanıştığına benimle?’

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yabancı tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Bir aralıktan sızanlar…

Aralık ayı boyunca bize öyle muazzam yazılar gönderdiniz ki, dibimiz düştü, yüreğimiz

İki soluğumuzun arasında

Hikayelerimizin ne kadarını biz yazıyoruz? Ne kadarını varlığından bile haberdar olmadığımız bir
YUKARI ÇIK