Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

MAYDAY YA RAB!

Yangın

Hamamda Deli Var’da yeni bir kapı ve kategori açıyoruz, önce Okur Yazısı yazarak yanımıza, yöremize, sesimize katılmış ve sonraki aylarda da istikrarla yazmaya, yazdıklarını paylaşmaya ve buralarda kalabalıklaşmaya devam etmiş okurlara “Şöyle geçin, oturmaz mısınız?” diyor ve onları şimdi Misafir Yazar ismiyle çağırıyoruz. İlk Misafir yazımız Merdiye Vatanandıran‘dan bir iyileşmek, öğrenmek, anlamak ve işte elbette bir yanmak yazısı…

“İnsan hatırladıklarıdır” dedi, gitti…
Gittiği kapının buz tuttuğunu kapatırken görebildim ancak, sonra bir gürültü patladı. Evde deprem oluyor, fırtına kopmuş, sel almış gidiyor. Yığınlar arasından yatak odama doğru koşuyorum, üstüme taşlar yağıyor ve üst katların nasıl uçtuğuna şaşıp gökyüzüne bakıyorum. Fırtınada gözüm bir yıldıza ilişiyor. Bir iki göz kırpışıyoruz ama acelem var, biliyorum. Yüz vermiyorum. Filmlerden gördüm, sağa sola manevralar yapıp hedefe varıyorum. Hedef: Çanta, mont. Alıyorum. Bütün doğal afetlerimi evde bırakıp, dışarıda yürümeye başlıyorum. Dostlar buluşmuş, yanlarına gidiyorum. Onlar acılarını anlatıyor, ben yaralarımı yalıyorum. Yine de hep yüzlerine gülüyorum. Ben zaten hep gülüyorum.

“Dağılalım!” diyorlar, dağıldığımı bilmiyorlar. En büyük sığınağım, şimdi harabem oluyor. Gidecek başka yerim yok, kabul ediyorum. Ben zaten hep kabul ediyorum. Korkarak açıyorum kapıyı, yavaşça aralıyorum. Gürültü yok, belli yıkım bitmiş, rahatlıyorum. Tozlar dumanlar içinden yatağıma varıyorum. Olmuşu bitmişi soyunup, hemencecik uzanıyorum. Aniden nevresim boğazıma dolanıyor. Bir gayret “Ne yapıyorsun!” diyebiliyorum, “Beni boğuyorsun!” Kokusunda kötülük var, zehir mi nedir anlamıyorum. O beni öldürmeye çalışırken, elimi çantama atıp çakmağıma ulaşıyorum. Çakıyorum çakmağımı, onu da kendimi de oracıkta yakıyorum. Ben zaten hep yakıyorum.

Ertesi gün oluyor, aynada kendime bakıyorum. Karartmayacağım diye gezdirdiğim ensemi, 33 yıl sonra is içinde buluyorum. Bilmem kaçıncı derece yanıklarıma, bilmem kaç derece sıcaklıkla, gözümden su tutuyorum. Gördüğümden, daha da fenası, artık göründüğümden utanıyorum. Ben zaten hep utanıyorum. Kamufle edemiyorum, zırhım yarama değiyor, öyle alelade kalıyorum. Bu beni tanımıyorum, bu benimle ne yapacağımı bilmiyorum. Bir kenara çekip konuşmaya karar veriyorum. Güzel güzel anlatıyorum, dinlemiyor. Dönüp suratına bi’ tane patlatıyorum! Ben zaten hep patlatıyorum. Çok geçmeden bu, kalabalığıyla geri dönüyor. Kim varsa tanıdığı, aşiret mi nedir, üstüme salıyor. Bir o vuruyor bir öbürü vuruyor! Hengâmeden sıyrılıp, kalenin burçlarına çıkıyorum. “Atlasam mı aşağıya?” diye hesap tutarken, sırtımdan kalbime doğru bir okla vuruluyorum. Ağır çekimde yere doğru süzülüyorum. Aynı anda fonda bir de müzik duyuyorum. Bir kuşa da bunu söylüyorum, hiç utanmıyorum. Kuş da beni garipsemiyor, kopartıp bir tüy veriyor. Uçuyorum. Ben zaten hep uçuyorum.

Sol back darbeli, sağ kolu çırpıyorum, yoruluyorum. Konuyorum bir kayaya, elimi sırtıma götürüyorum. Yetişmeye yetişiyorum, ama kendime yetmiyorum. Ne yapacağımı düşünürken, gözümle bir akbabanın yuvasına denk geliyorum. Yavrularını esir alıyorum, nasıl da çirkinleşiyorum. Ben zaten hep çirkinleşiyorum. “Yarama dokunmadan, yaralayanı oradan al!” diye buyuruyorum. Nasıl olsa ana yüreği, kabul görüyorum. Dönüyorum sırtımı akbabaya, ondan medet umuyorum. Çekiyor omzumdan oku, yaramı bahane edip bana tükürüyor. Kızmıyorum. Fantezisine yandığımın okçusu, erinmemiş bir de ucunu ateşe salmış, akbabadan duyuyorum. “Ok kalbine gelmemiş; ama ateşi orada” diyor, “alamıyorum…” “Canın sağ olsun” diyorum, teşekkür edip gömleğimi toparlıyorum. Demek gömlek giyiyorum, şimdi anlıyorum. Ben zaten hep anlıyorum.

O gün bugün yürüyorum. Ne dönecek yeri, ne gidecek yeri bulamıyorum. Durmak istiyorum, duramıyorum; sığmak istiyorum, sığamıyorum. Su oluyorum, toprağa sızıyorum. En-el Hak! Dinmiyorum. Buharlaşıyorum da kendimden, yağmaya yer bilmiyorum. Ne susuyorum, ne konuşuyorum. Solumu bulsam sağımı, sağımı bulsam solumu kaybediyorum. Bir türlü bu ben, bir tamam olamıyorum. Gideni, kalanı; depremi, fırtınayı; kendimi, kavgayı; oku, yarayı; kuşu ve akbabayı anlıyorum da, yine de şu yüreğimde, bir türlü soğuyamıyorum. Kabul ettiğim yerden, kendimde yangın oluyorum. Ben zaten hep yanarım.

Bunu da artık biliyorum, vazgeçiyorum…

(Resim: George Edward Lodge)

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yangın tarafından en son yayınlananlar

Yangına Akraba Olmak

Pavana Reddy bir şiirinde “babam fırtınaydı / annem yağmur / bir yangından

Milenyum Girdabı

Bu yazımda bir arkadaşımın başından geçen bir hikayeyi anlatacağım size. Genelde kendimi
YUKARI ÇIK