Maçolar, melodram veya Bay-pas gibi kadınlar

Mazi

İspanyol Meyhanesi

İspanyol Meyhanesi diye bir şarkı vardı, çok severdim küçükken, daha ergen ayçiçeği, alıngan, şımarık, bilmişken. (Yani yazar demek istiyor ki büyüdüm, nispeten yetişkin, artık kabak çiçeği, daha kayıp daha karışığım. Değilim alıngan, şımarık, bilmiş. Öyle allame-i kül, öyle ben nasıl diyorsam öyledir. Değilim. Rica ederim ısrarcılığıma değinme. Çok rica ederim.) Adamakıllı sarhoşluktan bahsederdi şarkı, tahta masada bir şişe şaraptan. Bir kadın şarkı söylüyordu İspanyol Meyhanesinde, Nilüfer öyle söylerdi. Sesi tokat gibi patlayan bir kadın, çirkin, geçkin, ağlamaklı. Sonra ‘Yeter yeter, öleceksek ölelim’ derdi şarkının ilerisinde.

İnsan öyle küçükken melodram seviyor, çetrefilli ilişkiler, -aslında gizlice bence demek istiyor ki bilmiyor ben dedim ki bir baktım sonra düştüm ay nasıl üzüldüm- seviyor böyle şeyleri. Seviyor böyle şarkıları. ‘Haydi vur kendini şaraba/ Kedere ve aşka vur’ demeyi. Ne severdim İspanyol Meyhanesi’ni, öyle acıklı nöbetler devralır gibi söylerdim. Küçük yaşlardı, melodram zamanlar. Yeter, yeter. Öleceksek ölelim, demeyi, o atarı, o keser çeker giderim tavrını. Dedim paragrafın başında, küçüktüm daha, melodramdım baştan aşağı.

Maço melodram meyli

Zaten melodram popüler bir meyil bu memlekette. Çocuk olsun, ergen olsun, yetişkin herkeste kültürel bir miras gibi, çeyiz gibi elişi yatak örtüsü, gümüş tepsiler gibi nereye, kime, ne sebeple gitse melodram götürüyor yanında bu memleketin her bir bireyi. Dizilerde, ilişkilerde, temayüllerde melodrama hep fazladan bir masa, bu sandalye dolu biri gelecek, teşrif edecek hepimizi iyi edecek. Acıdıkça daha, yaranın içini kurcalayıp akıttıkça sanki yara iyileşecek. Sanki abartırsam üzüldüğümü, sanki süslersem sembolle, sanki dümdüz söylemezsem bu bana fayda getirecek.

Melodramı hem bu ülkede kafi oranda maço, yeterince delikanlı bir şekle getirmenin de yolları var. ‘Adam’ koyarak cümlelerin her yerine, melodramı babayiğit, bıçkın, kabadayı bir kılığa sokmak elbette mümkün. Daha küçük yaştan ‘erkek sözü ver’ diye büyütülen oğlan çocukları, erkek olmak istisnai bir şekilde insan olmakla ilişkili zannetsinler diye. Kadın olmak hafif, sakin, öyle tütsü, mum, rüzgarla azalan bir şey, birileri fazla kızınca sönen bir varlık gibi görülsün ki. Adam gibi adam olsun herkes, az ağlasın, maç izlesin, kızınca bağırsın, korkunca bağırsın, üzülünce bağırsın. Adam gibi, adam hep bağırsın yani. Adamakıllı sarhoş olunsun içince, içki de adama yakışır, layıkıyla nasıl içsin kadın, sağda solda fısıltı, nasıl içsin de ‘kadına sarhoşluk hiç yakışmıyor’ lakırdısı olmasın. Estağfurullah. Adam edilsin dağınıklar, sisteme uymayanlar, yani yolcular, heybesinde yeni sözler taşıyanlar. Askere gidip öldürmem diyenler, barışı kimin engellediğini merak edenler. Adam edilsin. Adam olacak çocuklar baştan öğrensin düzeni, savaşın dünyasını, onlarca yıl süren kıyımları, acıyı, kabulü, biati. Öğrensinler. Adamdan sayılanlar oyuna dahil edilecekler çünkü, bu belli. Melodramı adam gibi icra edenlere saklıyor abiler ehliyetleri.

Bay-pas gibi kadınsın

Benim de Bülent Ortaçgil’in Sensiz Olmaz’ı en çok da Müslüm Gürses söylediğinde yerle bir ediyor içimdeki melodram kadını. Bana hep çok dokunuyor Müslüm Gürses’in hayat arkadaşı (hayat arkadaşı ne güzel bir söz, sırf karısı değil hayat arkadaşı densin diye bile evlenmemek mantıklı) Muhterem Nur’un gözü yaşlı bir röportajında anlattığı anısı… Ameliyata gitmek istememişti Müslüm Gürses, Muhterem Nur çok ısrar edince de ‘Bay-pas gibi kadınsın’ demişti ona.

Bay-pas gibi kadın olmak! Kadınların adam hesabına alınmadığı, adamdan sayılmadığı, bu yüzden hep oyun dışı bırakıldığı, hep fasulyeden, hep yalandan, hikayeden var sayıldığı bir ülkede. Milletini temsil eden meclisinde 43 ilin sıfır (sayıyla 0) kadın milletvekili çıkardığı bir yerde.

Bay-pas gibi kadın olmak, Yarabbi’m ne müthiş bir fikir!

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*