Los Angeles mektubu

Mazi

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Hava çok sıcak. Bazen de soğuk. Bugün masama mumlar konan bir restoranda yemek yedim. Ve şarap içtim. Ve yanıma oturan yabancılara kendimden bahsettim. İnanır mısın? Çok ufağım ama iki satıra sığmıyorum hala. Merve’ye sorsan bilgi fetişim var benim bu yüzden takılıyorum bazı mevzulara. Halbuki bilmiyor, Leonard Cohen’i böyle sevmek için illa da bilgi fetişi gerekmiyor. Robin Williams’a rastladım burada bir kafede. Bilmiyor o da ilk What Dreams May Come izlediğimiz günü bilmiyor. Robin Williams’ı niye seviyorum, o filmi ile hayatımı değiştirdiği için. Robin Williams’ı sevmek için de bilgi fetişi gerekmiyor.

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Uyandığımda Türkiye bir günü devirmiş oluyor. Gazeteleri geç okuyorum, haberleri. Uyandığımda içimde aynı ümit taklalar atıyor. Bir gün uyandığımda biliyorum Türkiye’ye külliyen barış gelmiş olacak. Bir gün uyandığımda biliyorum kapımda benim gibi düşünen okurlardan mektuplar duracak. “Endişelenme” diyecekler, “ne iltimas varsa erkeklere hepsi artık kadınlara da rezerve. Ne iltimas varsa bir kesime, hepsinden ötekilere de.” Mektuplar işte…

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Çok zaman kendi başımayım. Çok zaman bilgisayar başındayım. Değişen bir şey yok. Akşamları Susan Sontag, sabahları Orhan Pamuk okuyorum ve geceleri ninni niyetine bir film koyuyorum televizyonda dönsün diye. Hep aynı ejderhaya uyanıyorum rüyalarımda. Bunca endişe sağlıklı değil, diyor bana. Ejderha güzelim, nereden bilecek. Yüzük takmak kadar sıradan bir şey yok bana sorarsan, ama beni ilk defa görenler sözlerime değil yüzüklerime şaşırıyor. Ben kapı duvar koymayan insanlara şaşırıyorum. Yabancı biri niçin bu yazıları İngilizce yazmadığımı soruyor. Ben yabancı birine iyi bir kitapçının yerini soruyorum.

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Hala taşıyabileceğimden fazlasını sırtlanıyorum şehri keşfe çıkarken. Hala sırtım ağrıyor. Hala CAKE’in en sevdiğim şarkısı çalıyor oturduğum masalarda. Hala her yerde karşıma Rilke’nin satırları çıkıyor, şeytanlar ve meleklerden bahseden. Burada da tatlı yemeyi sevmiyorum ve araba beni feci tutuyor. Eze’in o günkü uçurumu kadar güzel bir manzaraya hala rastlamadım buralarda ama okyanus insana sahiden dokunuyor. Sana okuması İstanbul’a yakışacak şiirler biriktiriyorum. Sen bilgisayar ekranından kötü esprilerime gülüyorsun.

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Kızlı erkekli sokaklarda oturuyorlar, kızlı erkekli sinemalarda, yemeklerde, kızlı erkekli sohbetlerde. İstanbul çok soğuk bir yer dedi biri geçenlerde. Sıcak halbuki İstanbul, bazen çok sıcak. Hayrünnisa Gül ne güzel söyledi, “geçmişte benim yaşadığım sıkıntıları kimse yaşasın istemem” diye, kızlı erkekli yaşama müdahale meselesi ile ilgili fikri istendiğinde. Tanıdık tanımadık herkese aynı dertlerden bahsediyorum, korkunç kolay alınmıyorum şimdi alışık olmadığım bir tavra, bir sese rastladığımda. Bravo mu bana? Point Break’i yeniden çekmeye karar veriyorlar. Bir yabancı ülkede uyuyakalmadan izleyelim, diye yazıyorum bir yere. Rüyalarımda hep seni görüyorum sevgiliadam, Rüyalarda Buluşuruz eşliğinde. Hala yazı düşlerine düşüyorum tüm uykularda. Aynı hayallere yürüyorum hala adım adım.

Beni merak etme. İyiyim ve Los Angeles’tayım.

Los Angeles

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*