Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Kazanan GOOGLE

Rüya / Uyanış

Yeni bir Nişantaşılı olarak, ablamları her görmeye geldiğimde, yolu uzatıp Bağdat Caddesi’nden geçmeyi, trafik yoksa ve hava güzelse Göztepe ışıklardan geçip sol şeritte kalarak eski evimizi ziyaret etmeyi çok seviyorum…
Ya da seviyordum.

Göztepe’deki evimize ilk gelenlere babamın telefonda anlattığı şekliyle:
Göztepe ışıkları geçince sol şeritten devam et. Göztepe parkı var, onu geç. Üç apartman sonra Ömür Restaurant ve Semiha Şakir Lisesi var. İkisinin arasından gir. Minik bir yokuştan iniyorsun, düz devam et abicim. Yol zaten seni sola döndürecek. Orada bulduğun yere park et. Kavaklıbağ Apartmanı, kat 2.
Ben zaten balkonda bekliyorum abicim.

Uyku ile inişli çıkışlı bir ilişkisi olan bendenizin, uyurken gördüğüm kabuslarım uyandığımda birebir gerçekleşir. Benim için rüya değil, kabus olan şeylerden o kadar etkilenerek uyanır oldum ki, ilk işim aileme telefon açıp iyi misin diye sormak oldu. Ve maalesef son zamanlarda sekmeden hepsinde kötü haber aldım. Bu aralar, bu yüzden mi ne, uyumaya korkuyorum. Ama bu rüyalarıma engel değil…

Hayatımın en keyifli rüyası sanırım gözlerimi kapayıp Kavaklıbağ Apartmanı’nı düşünmek. Doğup büyüdüğüm evi… En güzel an ise haziran aylarında, cumartesi akşamı gelecek misafirler için annemle ön hazırlık yapmamız. Önce Çiftehavuzlar Şanlık Market’in önünde duran Ali Abi’den manav alışverişini yapıp, yanındaki İmza Pastanesi’nden de ‘Yarım kilo tatlı yarım kilo tuzlu… Hmmm, bir de karışık dondurma hazırlayabilir misiniz?’ sorusuyla annemin listesini almak. Bir top dondurma için yapılan pazarlıktan sonra Hüsnü Amcaların eczanesine uğrayıp annem çay içerken kolonya doldurmak amacıyla kullanılan büyük şişelerle oynamak ve yarısını yanlışlıkla yere boşaltmak… Sonra da paketlerimiz çok diye arabayla geldiğimizden, arabayı Şanlık’ın sokağından alıp, Kastelli Villaları’na doğru inen bol ağaçlı yolda sürekli kırmızı yanan ışığın yeşile dönmesini beklerken, ablamlar olmadığı için önde oturmanın keyfini sürmek… Ve sevdiğim şarkı çıkana kadar radyoyu kurcalamak…
‘Anne Caddebostan’dan tur atıp eve dönebilir miyiz?’
Çok şanslı bir çocuktum. Bana genelde hep ‘Evet,’ diyen bir annem oldu ve genelde Caddebostan’dan döndük. Güneşten sıcacık olmuş koltuğa oturup, tüm yaz mevsimini kemiklerime kadar hissederken, Caddebostan Sahil’de açık camdan kolumu uzatıp aptal hareketler yaparak müzik dinlemek kadar keyifli bir şey düşünemiyorum sanırım.

Bu rüya evde katlanarak devam eder. Eski Kadıköy evleri büyüktür. Balkonları geniştir, camları boldur. Eh, o dönem yapılan yıkılan bina da yoktu. Oturduğumuz yerden Göztepe Parkı ve fidanlığı, onların arkasından da Adalar’ı görürdük. Yandaki camdan iki büyük dut ağacı ‘Merhaba!’ derdi… Evin akşamüstü haline bayılırdım.

Misafirlere alkol alma işi babamdaydı. Genelde cin tonik içilirdi. Kuruyemiş, ince kesilmiş salatalık ve havuç, tatlı için de dondurma ve meyve olurdu.

Her şey mutfak masasına dizilip önden hazırlanırdı. Cin tonik için uzun bardakları annem hazırlarken ben de karıştırma çubuğu olan pleksi fosforlu zürafaları içine dizerdim. Sonra misafirler gelir ve annemle babam en keyifli hallerinde, Kavaklıbağ Apartmanı ikinci kat ön balkonda sabaha kadar yüksek sesle kahkaha atıp arkadaşlarıyla sohbet ederlerdi. İşin komik tarafı diğer komşuların balkonlarından da bol kahkaha sesi gelirdi. 90’ların başı çok güzeldi. Ve en güzel uyku, gelen misafir çocuklarıyla salonda oynarken bir noktada enerjimizin ani şekilde tükenip, o kahkahaların ninni gibi geldiği anda boş bir kanepede sızmaktı. O uyku sadece bir kere alına konan bir öpücükle ‘Hadi kızım yatağına yat, boynun tutulacak,’ şeklinde bölünürdü. Sabah uyandığımda hep yatağımda olurdum. Ve yeni bir yaz gününe uyanmanın mutluluğuyla, bir gece önce misafirlerden kalanları tırtıklamak üzere mutfağa giderdim.

Benim en güzel rüyam 90’ların Kadıköy’ü, balkonumuz, evimiz, gencecik annem babam, ergen ablamlar, cin tonikli, misafirli geceler ve Haziran ayıydı.
Tek kâbusum ise, çocukluğuma dair neredeyse tek taşın kalmamış olmaması. Tüm anılarımı sembolize eden bir tek Şanlık Market kaldı neredeyse. Ne bina kaldı ne de sokak… Eski komşular da dağıldı. Bu güzel rüyayı kabusa niye çevirdiler hiç anlamayacağım. Ama ne yalan söyleyeyim, çok isterdim o rüyaya geri dönmek.

Bu yazıyı yazarken annemlerleyim. Ve onlara soruyorum sizce rüya ne?

Babama göre rüya, uyuduğumuzda gördüğümüz şey.

Anneme göre rüya, duygusal imgelerin bütünü.

Google’a göre gerçekleşmesi imkânsız durum.

Ve galiba, yine Google kazanıyor.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Rüya / Uyanış tarafından en son yayınlananlar

Uyandıran Rüya

Bir gece yarısı daha kan ter içinde uyandım. En canlı sahnem, ıslak

Sen, yalnızca

Bugün şanslı günün. Kapının önünde açılmayı bekleyen bir kutu var. İçinde ise,

Uyuma(ma)k

Gözlerimi açık tutmaya çalışıyorum. Uyumamalıyım. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Kıtalar arası yapılan

Bu bir rüyaydı farz et.

Bir sabah. Yaka gibi boğazında uyandım İstanbul şehrinin. Belki de Londra’nın yüz
YUKARI ÇIK