Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Kalav Köftecisi

Yadigar

Hava sıcaklığı hakkında yeteri kadar bilgi edinmeden kendimi sokağa attığım bir gün. Kasvetli bir hafta ortası. İşim yok ve iş aramaktan da vazgeçmek üzereyim. Artık yanlışlıkla denk geldiğini düşünmeye başladığım iş görüşmeleri de kötü geçiyor. Kendimi beş sene sonra hiçbir yerde görmüyorum. Kendimi en uygun bulduğum pozisyon diye bir şey yok. Niye kamu yönetimi okudum onu da bilmiyorum. Sanırım Sadi eniştem ısrarcı olmuştu. Kırk yıllık birikimini, geleceğimi karartmak için kullandığını düşünüyorum şimdi. Işıklar içinde uyumaya çalış da, gözüne uyku giremesin Sadi enişte…

Tufan Vataner Caddesi üzerinde keyifsiz yolculuğum devam ediyor. Ağı yırtık kot pantolonumla ağır ağır yürüyorum. Üzerimdeki kazak, üst kat komşumuz Nursel ablanın yılbaşı hediyesiydi. Kazağın sırt tarafındaki garip deseni çok seviyorum. Sanırım görmediğim için seviyorum. Bu desen önde olsa bu kadar sevmezdim muhtemelen. Yaşlı bir ağacın gövdesini anımsatan, kahverengi ve koyu sarı tonların olduğu bir desen…

Tufan Vataner Caddesi’nin sonunda Ziya ile rastlaşıyoruz. Çak bi beşlik şakasından sonra yasal ve yasa dışı bahis konusu açılıyor. İşsizlik denen şey insanı fena halde futbola yakınlaştırıyor. Coşar abimizin kahvesine geçip iki çay söylüyoruz. Öğleden sonra üç civarı, hayatımızı pek değiştirmeyecek ve hatta bizi yeni kederlerin kollarına fırlatacak bir konu başlığı açılıyor masada.

“Abi, vallahi billahi şeytanın bacağını kıracağız! Söz veriyorum sana. Gidelim görüşelim şu adamla, n’olacak ki? Hayır, en fazla n’olacak yani?”

Ziya, yıllar süren işsizlikten sıkılmış bir şekilde yepyeni bir plan sunuyor. Zafer amcanın köfteci minibüsünü kiralayıp işletmek konusunda beni ikna etmeye çalışıyor. Saat altıya çeyrek kala ikna oluyorum. Eve dönünce konuyu annemle babama anlatıyorum. Annem çok mutlu oluyor. Çünkü anneler mutlu olmak istiyor. Babam pek umursamıyor. Geleceği annemden ve benden daha iyi gördüğü için olası başarısızlığımızdan bahsediyor. Borç getirmediğim sürece uzaktan uzağa meseleye şahitlik edebileceğini söylüyor. Çünkü babalar duygusal yıkımları normalleştirmiştir.

Diğer gün Zafer amcayla konuşmaya gidiyoruz. Çalışmaktan yorulduğunu anlatıyor bize. Ziya, Zafer amcaya bu işi neden kendi oğluna emanet etmediğini soruyor. Zafer amca konuyu öyle bir açıyor ki, bir buçuk saat sonra Ziya’nın konuyu açmış olmasından dolayı hiddetle doluyorum. Sonunda anlaşıyoruz. Her ay Zafer amcaya bir miktar para vereceğiz. Ziya zevzek biri olduğu için Holosko’yu da teklif ediyor. Zafer amca anlamıyor. Ziya, Holosko konusunda ısrarcı davranıyor. Zafer amca işin içinden çıkamayınca tek muhatabı olarak beni kabul ediyor. Ziya salak salak etrafa bakıyor. Sonra sıkılıp minibüsün içine giriyor. Zafer amcayla tokalaşıp ayrılıyoruz. Prosedür icabı imza attığımız kağıtları minibüsün bir yerine sokuşturuyoruz.

Peugeot J9 minibüsleri bilir misiniz? Okul servisi olarak kullanılır hani; işte bizim köfteci minibüsü o minibüsten. Üzerinde kocaman Kalav Köftecisi yazıyor. Kalav, Zafer amcanın soyadı. Ziya ile kafa kafaya verip, yürüyen dükkanımızın adını J9 olarak değiştiriyoruz. Sanıyorum, reklam ve pazarlama konusunda yeteri kadar düşünmüyoruz.

Köfteler Ziya’nın annesi Emine teyzeden, piyazlar annemden, kapalı ayran ve gazlı içecekler toptancıdan, ekmekler Tayyar amcanın fırınından, peçetesi ıvırı zıvırı da farklı bir toptancıdan geliyor. İşe girişmemizle kışın bastırması bir oluyor. Izgaranın başında ben duruyorum çünkü Ziya zevzek olduğu için köfteler yanabiliyor. Müşteriyle muhabbet konusunda şahane bir performans gösteriyor Ziya. O anlatıyor, müşteriler sıkılıyor. Müşteriler sıkılıyor, Ziya yarım kalan hikayelerini bana anlatıyor. İşler günden güne açılıyor. Bir halı sahanın dibindeyiz. Maç yapmaya gelen kalabalıklar çıkışta ekmek teknemizi okyanusta ilerletmemize yardımcı oluyor.
Bir süre sonra iyice alışıyoruz J9’a. İnsanların da alıştığını sanıyoruz. Çünkü gelip gidenimiz artmaya başlıyor. Instagramda sayfamız var. Takipçilerimiz yorumlara abanıyor. Heşteglerin maşallahı var; #köfteniniyisiJ9dayenir, #AtmaZiya, #TurşuAdresSormazKi, #KöftePiyazGelArtıkYaz.

Biz her şey yolunda gidiyor zannederken, bir akşam zabıtaların ziyaretiyle sarsılıyoruz. “Neticede burası büyük şehir, herkes yolunu bulacak abi!” diyor Ziya. Adına rüşvet diyemediği ama hoşluk diyebildiği bir parayı takdim ediyor gözümün önündeki üniformalı ahlak yoksununa. Görevi mi kötüye kullanıyor, yoksa görev bu çam yarmasına bu kadar mı ağır geliyor diye düşünürken buluyorum kendimi.

Değiştiremeyeceğimiz şeyler için çok da çabalamaya gerek olmadığına karar verip, esnaflığa devam etmeye karar veriyorum. Tayyar amcanın fırınından gelen ekmeklere bakıyorum. Toptancıdan gelen peçetelere bakıyorum. Bidonda öylece duran turşulara bakıyorum. Dolaptaki içeceklere bakıyorum. Sonra dönüp Ziya’ya bakıyorum. Gözüme en anlamsız gelen şey nedense Ziya oluyor.

Neden böyle hissettiğimi de biliyorum aslında. Ziya’ya göre biz vergi vermeyen ahlak yoksunları olduğumuz için bu açığı rüşvetle kapamamız gerekiyor. Fakat biz yıllardır hiç çalışmadığımız için, çalışırken kazandığımızı da rüşvet olarak vermek istemiyorum. Evet, biz büyük şehirde yaşıyoruz ama yaşamımız küçük. Bizim alanımız dar.

Güneşli fakat serin bir ilkbahar günü Zafer amca uğruyor J9’a. Anlaşmamızın üzerinden geçen aylarda hiç sorun yaşamadık. Hatta hep takdir etti bizi. Sadece Kalav Köftecisi isminin J9’la değiştirilmesine içerlemişti biraz. Onu da normal karşılıyorum. Hakikatten J9 nedir ya…
“Çocuklar, bu işi iyi götürdüğünüzü gördüm. Sadece ben de değil, bizim bu çevre de gördü. Müşteriniz de kemikleşti. Arada eksilenler olur, üzülmeyin. Eksilenler başka bir köfteci keşfettiklerinden değil, bu sosyal medya denen bok yüzünden gidiyorlar. Siz bu işi götürürsünüz. Ben memlekete dönmeye karar verdim. Fakat bir sorun var, oğlum burada kalacak. Eğer kabul ederseniz sizden para almak yerine oğlumu size ortak ederek gitmek isterim. Bana ödeme yapmayın, ama onu ortak olarak alın. Uygun olur mu sizin için?”

En başında işi oğluna teslim etmekten çekindiği için bir buçuk saat kafamızı ütüleyen Zafer amca ilginç bir teklifle geliyor. Yine Ziya’nın zevzekliğiyle kabul ediyoruz bu teklifi. Zafer amcanın aptal kere aptal oğlu Yusuf’un da J9’a zoraki ortaklığıyla yeni fakat acı bir süreci tecrübe etmeye başlıyoruz. Önce kasadan para araklamalar başlıyor. Ziya ve ben birbirimize düşüyoruz. Para araklamanın yerini, toptancılarla aramızı açıp işleri farklı açılardan sıkıntıya sokan Yusuf’un terbiyesizlikleri alıyor. O güzelim heşteglerin yerine #FenaBozdunJ9 yazanların sayısı artıyor. Hatta bir takipçimiz hızını alamayıp, #J9aKafamGirsin bile yazıyor. Ne kadar çok manyak var ya! Köfte satıyoruz ulan biz…

Sonunda J9 borç harç içinde kapanıyor. Ona buna rezil olduğumuzla kalıyoruz. Yusuf da babasının yanına dönüyor. Ziya ile bir daha görüşmemek üzere aramız bozuluyor. Zafer amcayı arayıp anasına avradına küfür ediyorum. Güzel başlayan hikayemiz, ardında hep kötü hisleri hatırlatacak şekilde son buluyor. Annemin mutluluğu son bulurken, babam haklı çıkmanın gururunu yaşıyor.

(Görsel: Murat Miroğlu)

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yadigar tarafından en son yayınlananlar

“Ben böyleyim”

“Ben böyleyim.” Hayır sen “öyle” değilsin, kimse “öyle” değil. Dünyanın tek yöne

Ölümsüz Yazıtlar

En son ne zamandı sonunu görmediğin bir yola çıktığın? Bir bavula sığdırabildiğin

Çekirdek Aileye Methiye

ba-ba Ne zaman çocukluğum düşse aklıma, belleğimin köşesindeki otoparka babam arabayı park

Bir batıp çıkacağım…

Acıklı çağrışımları oldum olası sevemedim. Ne zaman ağlayan birini görsem sessizce uzaklaşıyorum.

Sekiz Süper Kadın

8 kadın. Hayatımın farklı yıllarından, yaşlarından, kahkahalarından damıtılıp bugünüme kalan 8 süper
YUKARI ÇIK