Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

İşte o kadar.

Bir demli çay

Bunlar insanın düşündüğü şeyler değil.

Ev alıştığımdan daha aydınlıktı, belki uzun zamandır bu kadar geç saatte oraya gitmediğim için. Apartmanda asayiş berkemaldi, apartman neye sahne olduğunu, birazdan köşedeki dairenin ağırlaşacağını pek tabii bilmiyordu. Uzun bir koridorun en sonundaydı kapı. Hep 50 adımda o kapıya vardıysam bu defa sanki 150 adım atmıştım. Ama apartman öyle sakin, öyle sakindi ki. Sanki o gün komple tatile çıkmıştı kat malikleri, sanki herkes ne olacağını önceden tahmin etmişti, çıt çıkmıyordu her şey çok sessizdi. Belki de öyle oluyor, belki böyle gecelerde bütün sesi gürültüyü zihin dışarı atıyor, uzayda galakside dünyada çıt bile çıkmıyor zannediyorsun. Aslında çıt her daim çıkıyor.

Çok uzun bir yolu hiç tanımadığım bir arabada gelmiştim. Ağlamamıştım, ama sonra ağlamıştım, taksici ne diyeceğini bilemediği için o sırada güncel Türkçe pop şarkılar çalan radyoyu kapatmıştı. Çok sessiz bir köprüden geçmiştik. Ben çok sessizdim yani, köprü çok sessiz değildi. Köprü benim nereye gittiğimi nereden bilecek de kısık sese geçecek zaten Allah’ını seversen? Taksiden inerken taksici “Abla başın sağ olsun” demişti sadece. Teşekkür etmiştim. Teşekkür etmiş miydim? Şimdiki aklımla kesin ederdim. Bunlar insanın o sırada düşündüğü şeyler değil tabii. Herhalde etmiştim.

Annem ve babam uçaktan yeni inmişlerdi. O sırada şans eseri aynı semtte farklı mekanlarda olan sevgilimadam ve kardeşimkadın ve kuzenim aynı arabada geliyorlardı. Ben onları bekleyememiştim, taksiye atlayıp yola çıkmıştım, yeterince nakit param var mı ona bile bakmamıştım. Bunları düşünmüyor o zaman insan. Ama vardı. Yetti yani. Böyle akşamlarda bir şeyin yetmesi de yetiyor zaten…

Çocukken inandığım bir şeyde inat ettiğimde, üniversitede, işimde, hayatla ilgili sohbetlerde ne zaman bir şey iddia etsem böyle derdi anneannem, “İşte o kadar”. Yolda giderken aklıma bu gelmişti. Aklım bir şeyi tutup ona ihtimam gösterecek gibi değildi de, tekrar tekrar bu geçmişti aklımdan. İşte o kadar.

Zamanda bir an kırılmıştı. Bir saat öncesinin akışıyla bir saat sonrasının akışı arasında bir aralık açılmıştı. Birden başka bir şey olmuştu. Bazen birden başka bir şey olur ya zaten. Dışarıda bir yerdeysen, birileriyle içiyorsan, birileri senden daha hızlı ve senden daha çok sarhoşsa bir anda ayılıyorsun. Sonra saatlerdir bir yere yürüyorsan ve çok yorulduysan, bacakların artık tutmuyorsa ama o sırada sevdiğin biri çok bitikse onun kolunun altına giriyorsun ve bir anda güçleniyorsun. Ve çocukluğunu büyüten biri, bir dede, bir anneanne ölünce sen bir anda çok hızlı büyüyor, sanki bir gecede boy atıyorsun.

Su almak için mutfağa girmiştim. Belli ki önceden, hiçbir şey öngörülmeden bir çay demlenmişti. Şimdi kimse çayı ellemiyordu. Çay kendi deminde koyulaşıyor, katrana kesiyordu. Evdeki hiç kimse o çayı düşünmüyordu, çay yine de kendi ritminde demleniyordu. Mutfaktan çayın bu geceye denk gelen demini düşünerek çıkmıştım. Ellerimi yıkamak için tuvalete girmiştim. Tuvaletin ışığı çalışmıyordu. Yani yanıyordu, sonra hemen yeniden sönüyordu. Ellerimi o alacakaranlık ışığının altında yıkamıştım, aynadaki aksim karanlığa düşüp bana geri dönüyordu. Çok absürt bir kırıktı zamanda, pek çok şey durmuştu, çıt çıkmıyordu gibi geliyordu bana ama tuvalette çamaşır makinesi çalışıyordu. Makinanın dibine kadar girmiştim, çamaşır makinesi farkında olmadan, artık orada olmayan anneannemin kıyafetlerini de yıkıyor muydu, diye kederle merak etmiştim.

Böyle şeyleri aslında diğer zamanlarda çok düşünmüyor insan. Ama bu zamanlarda düşünüyor. Böyle zamanlarda düşünülecek gündelik şeye hep daha fazla ihtiyaç oluyor. Sevgilimadam gelince her şeyi eline almıştı, her telefonu üstüne, bir bakışımı alıp bin cümleye tercüme etmişti, yorgundu ama çok çabuk ayılmıştı, kolumun altına girmişti ve gözümün gerisinde çoktan büyümüş bir kızı herkesten önce tanımıştı. Çıt çıkmadığını anlamıştı, ya da çıt çıkmıyor gibi bana sarılmıştı, böyle gecelerde bir şeylerin anlaşılması ya da sarılması yetiyor zaten.

Ev eşle, dostla, akrabayla dolmuştu. Herkese çay verilmişti, sonra yeniden çay demlenmişti. Anneannem bir süredir iyi değildi, hafızasını ve hatıralarını yitirmişti, hayalle gerçek arasındaki sınırı sesiyle siliyordu, sanki bankadaki işini hiç bırakmamış gibi bir hayatı bize anlatıyordu. Kelimeleri bulmakta zorlanıyordu, yine bile bir fikir beyan eden herkese destek mahiyetinde “İşte o kadar” diyordu. Bütün kelimeleri gitmişti de bu cümle anneannemde kalmıştı.

Bir süredir orada olmayan birileriyle konuşuyordu, ömründe belki hiç olmadığı kadar dışarı dökülüyordu. Yakın zamanda bir kalp krizi geçirmişti, hareket kabiliyeti eksilmişti, biliyorduk iyi değildi. Ama Anneannem 2019 yılın ilk gününe kadar dayanmıştı, hepimiz şehirdeyken, ona yetişebilecekken gitmişti. Evde çamaşırlar yıkanırken, çay demlenirken, tuvalet ışığı yanıp yanıp yeniden sönerken…

Bir demli çay.
Anneannemin evinde, anneannemin evinde geçirdiği son gecede, benim esasında kahve seven anneannemin sakinliğinde, kaç kişiye ikram edileceğini bilmeden çaydanlığa konup ısıtılmış, hiçbir sesin sığmayacağı bir kırıktan sızmış bir demli çay. Geç biten bir gecenin sakinleştiricisi, lazım gelen her şeye yeteni.

Bir demli çay.
İşte o kadar.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Bir demli çay tarafından en son yayınlananlar

Tarihin tekerrürü ve çay

Çay getireyim mi dedi refakatçi kadın. İrkildim. -‘Efendim?’ -‘Çay, çay, içer misin?’

Çayın Göztepe Hali

Benim gibi bol kadınlı bir aileden geldiyseniz beni daha iyi anlayabilirsiniz. Benim
YUKARI ÇIK