Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

İnsan yine inanmak istiyor.

Bahane

İnsanın uzun yıllardır kendine ders çıkaramadığı hayal kırıklıkları , ne olursa olsun önüne geçemediği dönüm noktaları ve her şeye rağmen hala şaşırabilmesi…Yani Shakespeare’in de demek istediği tüm mesele; “olmak ya da olmamak” aslında inanmak ve inanmak istemek arasında. Koskoca dünyanın tam ortasından geçen o ince çizgi de tam buna tekabül etmekte.

Kimin olursa olsun, siz hiç kötü niyetli bir bahane gördünüz mü? Arkasında bir art niyet olan, kalbinden kötülükle geçen bir bahaneye hiç denk geldiniz mi?
Önce kendinizi bir teraziye koyunuz ya tüm insanlık öyle aslında…

İnsan inanmak istiyor. Geçmişte yaşadığı her şeye, gelecekte kurduğu hayallere, kalbini açtığı kişiye, omuzunda ağladığı dostuna, kaybetmemeye, yenilmemeye, devam edebilmeye inanmak istiyor. Sonra bir an geliyor, insan gene inanmak istiyor; hislerine saygısızlık etmemek için, affedebilmek için, büyük konuştuğu lafları bir bir yutmak için insan inanmak istiyor.

Ne kadar inanmak isterse ufku o kadar açıyor kapıları bahanelere. Kapıdan giren ilk bahane dönüp bakmanı engelliyor geçtiğin yola, ikinci bahane bir oturup soluklanmana karşı çıkıyor, gelen diğer bahanelerle birlikte ağzına sebebini bilmediğin bir cümle takılıyor; “İçimde bir huzursuzluk var.” Tüm bahanelerin toplamında da insan kendine hayret ediyor. Kendinden şüphe etmesine, kendini güvensiz hissetmesine, durup dururken bağırmak istemediği birine bağırdığına, sesini duyamadığı kendisine hayret ediyor. Kapıları ne kadar açarsa açsın, yolunda ne kadar hızla ilerlerse ilerlesin, kulaklarını ne kadar tıkarsa tıkasın, daha onlarcasını üretebilecekken yönettiği sandığı zaman kuyusuna insan tepetaklak kendi düşüyor.

Kuyu karanlık, kuyu durak. Yukarıda ışık yok, bir çıkış yolu yok. Çünkü suçlu insan. O kadar inanmak istedi ki şimdi ne bir kimseye, ne de hayata, kaderine, alınyazısına kızabileceği bir şey kalmıyor. Tüm bahaneler bittiğinde zamanın her zamankinden fazla hızlı ilerlediğine şahit oluyor insan.

O akıp giden zamandan şimdiye geldiğinde de tek bir suçlu kalıyor. Kendisi.

Oysa dönüp başa baksa insan sadece inanmak istemişti, tutunmak istemişti. Siz hiç kendinize yapabileceğiniz en kötü şeyin inanmak istemek kadar masum bir şey olduğunu düşündünüz mü?
Çözüm o kadar basittir ki aslında; bir inanmak vardır bir de inanmak istemek. İnanmak istedin ve şimdi kuyuda mısın? Söyleyebileceğin tek bir şey var; “Eyvallah”

Önce kendine sonra seni kuyuya iten tüm inançlarına. Sonra da dönüp teker teker ürettiğin tüm bahanelere. Kuyudan çıkışı gördün ve çıktın mı? Şimdisi çok basit; “var olmak mı yok olmak mı? İşte bütün mesele bu.”

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Bahane tarafından en son yayınlananlar

Sahici

Daha önce de yazılarına burada rastladığınız Sinem Yılmaz, yine en can alıcı

Bahane bir ses.

Yazı gönderen herkese milyonlarca teşekkür, gani gani minnet. Yazmamanın bahanesi yok, anladık,

Beş üzerinden üç yıldız

Bir süredir insanların anlattığı hikayeleri dinlerken, dinlemiş gibi yaptığımı fark ediyordum. Sosyal

İç Saha

Geçtiğimiz ay Hamamda Deli Var’a ‘Dursun’un Fiyaskosu’nu yazan Alican Arıcan’ın mizahını ve

Bahane uydurma

‘Bana bahane uydurma’ diyorum küçük çocuğuma. Yalanlarına, yanlışlarına, her türlü ayıplarına sonsuz
YUKARI ÇIK