Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

İnsan yalnızca ihtimalden oluşuyor.

Mazi

Yalan dostum, şimdiki zaman diye bir şey yok. Bir yakın gelecek, bir de az önce tükettiğimiz ve yürekte daima demlediğimiz bir geçmiş var. İkisi de bıraksan seni illa bir yerinden yaralar. Bu bilgi haber değeri taşımıyor. Yara daima ve evvela bir ihtimaldir, bunu bilerek uyanıyordun rüyadan. Rüya –görebilirsen eğer- güzel bir hayaldir, rüya belki uzak bir ihtimal. Kırılmak ne kadar ihtimalse, kavuşmak da o kadar ihtimal. Her sabah bu ihtimalleri bilerek, gözüne kestirerek yataktan kalkıyorsun. Geceyi tükettin, sabahı başlıyorsun. Sonra yeniden gece oluyor, sen özlediğin o rüyayı görüyorsun. İşte bunlar hep ihtimal.

Sağanak bir ihtimaldir, misal. Sıcak bir ihtimal. Yüzümdeki tebessüm bir ihtimaldir. Gözlerimdeki çöl bir ihtimal. Bir ihtimaldir yazıdaki ihtilal, çocukların dikenli tellere takılmadığı bir dünya – bir ihtimal. Çocukların ihmallerle büyümediği bir dünya bir ihtimaldir; o ihtimalde geleceği mutlu çocuklar kurar. Kadınların soyadının erkeklerin soyadı kadar kıymetli olduğu, şortlu kadınlara saldıran şuursuzları cezalandıran o düzen bir ihtimal, gençler delikanlılar! Şimdiki zaman diye bir şey yok, derhal maziye dönüşen bir gelecek bu yaşadığımız. Bir de umudundan vazgeçmediğimiz bir istikbal…

Geçmiş, yitirilmiş bir ihtimaldir. 2 Temmuz’da Sivas’ta otuz beş kişi – en genci on iki – öldürülmeseydi, halkı galeyana getirenler, yangını planlayıp alevleyenler, yangını önceden fark edip kafasını öte yana çevirenler, ilk taşı atanlar, camları kıranlar, otelin önünü kapatanlar olmasaydı… Metin Altıok, elinde sapı kırık bir fırça objektiften yüzlerce sene sürecek bir kederle öyle bakmak zorunda kalmasaydı, Behçet Aysan’ın önündeki tek bir yangın tüpü, kopacak kıyametten sonra içimizde böyle büyük bir sızı bırakmasaydı. Türkiye zalimlerin ve onları beraat ettirenlerin değil, genç yaşında yanarak ölenlerin yanında olsaydı. İstikbal daha umutlu bir ihtimal olmaz mıydı ders kitaplarında? Ah geçmiş, yitirilmiş bir ihtimaldir, açtığı yarayı tedavi etmez asla…

Gelecek, aynı anda yüzlerce ihtimaldir. Seçtiklerinle şekillendirdiğin bir hikayedir gelecek. Şu anda bulunduğun yer, senin olduğun kişi değildir, der Nayirah Waheed bir şiirinde. Sen her anında hayatın, olabileceklerinle olmayı vazgeçtiklerin arasında bir yerdesin, bu yüzden olabileceklerinin tamamı da değilsin asla, bugüne kadar vazgeçtiklerinden ibaret de değilsin. Her insan bir ayna ve bir muamma; bakınca hem gerisi ışıldıyor gözlerinde, hem berisi. Bu olabilir mi? Oluyor. İnsanlar alınlarında değil gözlerinde, tanışmayı ve tartışmayı sağlayan o yerde, hem mazilerini hem istikballerini taşıyor. Kaderi ihtimaller örüyor. Örüyor. Örüyor. Karakter, geçmiş ile gelecek arasında garip bir yerde asılı kalıyor.

Bende ise çoksesli bir orkestra her sabah ayağa kalkıyor. Çok az kişi anlıyor bunu, vazgeçtiğim ihtimaller, en az seçtiklerim kadar kim olduğumu belirliyor. Ya sen beni bilmiyor musun? Fırtına yerleşik bir ihtimal bende. Gelgitimde boğulmasın kimse diye sevdiklerime kağıttan tekneler dikiyorum. Her dolunayda ben daha ciddi bir kadına dönüşüyorum. Yazıp yazıp karaladığım bir kağıt yiyorum her gece. Bu her zaman bir ihtimaldi çünkü fazlaca umursuyorum her şeyi…

Ne zaman yorulsam içimde henüz yaşanmamış bir gece kıpırdıyor hala. Hala tükenmemiş bir ihtimal beliriyor. Ne zaman vazgeçsem bir hikayeden, yazılarımda kederli, arabesk bir şarkı başlıyor. Bana efkarlı yazılar yazma diye serzeniyor eşler dostlar. Halbuki keder, yitirilen ihtimallerin tabiatında var. Yitirdiklerimin biriktirdiklerimden vurucu olması hep bir ihtimal. Olduklarımın olamadıklarıma imrenmesi, bir ihtimal hala.

Anlıyorsun değil mi artık, şimdiki zaman bir yanılsama. İhtimalleri tükettiğimiz bir geçmiş bizi ihtimalleri meçhul bir geleceğe savuruyor. İnsan çünkü, yalnızca ihtimalden oluşuyor. Ne geçmiş tamamlıyor artık bizi. Ne de gelecek tamamen yarım bırakıyor…

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,

Bir Annekadın olmak

Doğa Ana tek bir annelik bilir, der Elisabeth Badinter, halbuki insanevladının türlü
YUKARI ÇIK