Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

İç Saha

Bahane

Geçtiğimiz ay Hamamda Deli Var’a ‘Dursun’un Fiyaskosu’nu yazan Alican Arıcan’ın mizahını ve hızını hiç yitirmeyen kaleminden, vazgeçtiklerimizi ve vazgeçemediklerimizi didikleyen yeni bir Misafir Yazısı: İç Saha.

Yıllardır amatör ligdeyiz. Bu durumun çeşitli sebepleri var. İçimizde hayatı futbola, futbolu da hayata benzeten ümitsiz bir kalabalık var. Sanırım sadece ben tünelin ucundaki ışığı görüyorum. Bana da içlerinden deli diyorlardır herhalde, dışlarından da sırtımı sıvazlayıp geçiyorlar.
Halbuki kaybettiğimiz puanlar bizim için derstir diye düşünürüm hep. Ben Lalespor’un en geride duran adamı, yani kalecisiyim. Oyun okumayı tribünlerde öğrendim. Tribünde de hemen hemen tektim. Lalespor’un, ilgisini fazlasıyla esirgeyen yaklaşık kırk kişilik bir taraftar topluluğu var. İstanbul’un içinde, dünyanın en popüler sporuyla uğraşıp en az taraftara sahip takımı olmanın hüznünü yaşıyoruz. Daha doğrusu bu hüznü bir tek ben yaşıyorum.

Geride bıraktığımız sezonda kalemizde tam elli sekiz gol gördük ve karşılığında on üç gol atabildik. Takım içinde de kimse atamadıklarımızı sorgulamadı. Herkes yediğimiz golleri saydı. Yıllardır bu takımın kalesini koruyorum. Daha doğrusu korumuyorum. Korusam elli sekiz gol yemezdik herhalde. Fakat yine de pes etmiyorum. Oynayabileceğimiz en son ligdeyiz. Yöneticilerimiz yaşadığımız bölgenin esnafları. Onlar için başlarda eğlenceliydi bu futbol işi. Çünkü futbol böyledir. İzleyen için de oynayan için de çekici bir tarafı vardır. Hırs vardır, kayıp vardır, iddia vardır, ligine göre para vardır, risk vardır, heyecan vardır. Arayana çok şey vardır futbolun içinde. Halbuki bu sporun da odağında insan vardır. İnsanın olduğu yerde de her şey vardır.

Hani şu ıssız adaya düşme ihtimali üzerine döndürülen geyik muhabbeti vardır ya; işte orada da insanın iç yüzü vardır. Ne hikmetse o adaya hep bir insan düşer. Ve ne hikmetse o insanın yanına alabileceği şeylerin sayısı üçtür. Halbuki sınırlı olan şey maddedir. Sınırsız olansa zihindir, akıldır, hayallerdir. Ben o ıssız adaya hayalleriyle birlikte düşen biriyim.
Lalespor için de hep hayal kurdum. Mesele benim için sadece futbol değildi. Ve bugün lig bittikten tam iki saat sonra bir karar verdim. Futbolu bırakıyorum. Umuyorum, benim futbolu bıraktığım yerden başlamaz bir başkası. Çünkü orada pek de umut yoktur. Diğerlerince katledilmiş bir umut vardır. Suni çim sahanın güneşte yaydığı pis kokunun içine gömülmüş bir umut da olabilir bu.

En zor maçlarını hep iç sahada oynamış olmanın verdiği yorgunlukla bırakıyorum futbolu. Zamanla kimsenin tepki göstermediği mağlubiyetlere dayanamamanın verdiği ruhsal çöküntüyle bırakıyorum. Futbolun endüstrileşmesine tepki falan değil bu. Aksine, futbol da endüstrileşecekti elbette. Neler endüstrileşmedi ki?

Akşam eve geliyorum, babam ve annem yine bitmek bilmeyen tartışma programlarından birini izliyorlar. Acıdan zevk almaya da doymuyorlar. Odama geçip çocuklarımın fotoğraflarına bakıyorum. Mahalle fotoğrafçımız Ekber abiden aldığım plastik çerçeveye koyduğum fotoğraflar bunlar. Menekşe ve Selim o çerçevenin içinden bana gülümsüyorlar. Eşim tarafından terk edileli tam altı yıl oldu. Ben sadece kaleyi değil, aileyi de koruyamadım. Çocuklar benden uzakta büyüyorlar. Futboldan doğru düzgün bir gelir elde edemediğim için çalışmak zorundayım. Babamın kırtasiye dükkanını işletiyorum. Her gün Menekşe ve Selim gibi çocuklara kırtasiye malzemesi satıyorum. Bir şekilde Lalespor’dan haberdar olanlarla futbol konuşuyorum.

İnsanın içi, gidilebilecek en zor deplasman aslında.
Herkesi kandırabiliyorsun, herkese yalan söyleyebiliyorsun.

Kendine ise böyle davranman pek mümkün olmuyor. Başkasına rahatlıkla yalan konuşan o dilin sana ok gibi saplanan laflar ediyor. Yeri geliyor kendinle bile doya doya çelişemiyorsun.
Artık sığınacak bir bahane de kalmıyor. Futbolu bıraktım deyip de bir kenara bıraktığın forma gibi bırakamıyorsun bazı şeyleri.

O nafaka ödenecek, o fatura ödenecek, bir daha hiç sevmeyeceğin birine o selam zoraki de olsa verilecek, anne babadan geçmişe dönük sitemler dinlenecek, bayram günleri gerçekleşen aile toplantılarında o surat bir şekilde asılacak bir sebep bulacak, kırkından sonra kahvede de muhabbet edecek pek bir insan evladı bulamayacaksın.
Bahaneye değil de kendine sığınmalısın.

(İllüstrasyon: Murat Miroğlu)

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Bahane tarafından en son yayınlananlar

Sahici

Daha önce de yazılarına burada rastladığınız Sinem Yılmaz, yine en can alıcı

Bahane bir ses.

Yazı gönderen herkese milyonlarca teşekkür, gani gani minnet. Yazmamanın bahanesi yok, anladık,

Beş üzerinden üç yıldız

Bir süredir insanların anlattığı hikayeleri dinlerken, dinlemiş gibi yaptığımı fark ediyordum. Sosyal

Bahane uydurma

‘Bana bahane uydurma’ diyorum küçük çocuğuma. Yalanlarına, yanlışlarına, her türlü ayıplarına sonsuz

İnsan yine inanmak istiyor.

İnsanın uzun yıllardır kendine ders çıkaramadığı hayal kırıklıkları , ne olursa olsun
YUKARI ÇIK