Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Huyum zor olanı sevmektir benim.

Mazi

Dedin ki, zor senin neyindir Dilara?
Dedim ki kaderim, tercihim, dedim ki anlamdır bana. Dedim ki, zor, cevabını arayan sorumdur benim. Yok. Bunu demedim ama düşündüm. Belki sen yine de duydun. Yoksa sonraki soruyu soracak alakayı nasıl kurdun? Dedin ki, yine sorulardan bahsedeceğiz galiba?

Dedim ki, sanki bilmiyorsun sormak idmanımdır benim. Çünkü bunun cevabını bulmalıyım, ben buraya kim olmaya ve hangi yokuşu tırmanmaya gelmişim? Hangi okyanusu bu kavgacı gemiyle geçmeliyim, bu yolculukta hangi balinayı evcilleştirmeli, omzuma hangi papağanı yerleştirmeliyim? Dedin ki sabret, dedin ki bir isim ver migreni başlatan o kaygıya. Dedim ki, mahcubum çünkü hiç kolay kumsal olamadım, dedim ki hep fırtınalar doğurdum alıştığım insanlara. Dedin ki, bu bir isim değil. Dedim ki, o kadar da emin olma.

Bu sohbeti neden yapıyoruz biz? Dedin ki bilmem beni sen çağırdın buraya. Doğru ya.

Dedim ki ömrümde hiç düzayak bir mevkide oturmadım ben, evime gitmek için hep bir yokuş çıkmam icap etti. Dedin ki, öğreniyorsun, dedim ki anlamıyorsun daha. Dedim ki hep yokuş inerek ulaşmam gerekti dışarıya, sokağa, hayata. Dedin ki, yanılıyorsun, dedin ki Londra. Ya. Dedin ki sadece evlerin değil işin de her sabah yürünen bir yokuşun tepe noktasında. Dedim ki Rumeli, dedim ki Bebek, dedim ki Cihangir. Güldün. Ben bunu çok düşündüm. Dedin ki Moda, dedin ki deniz kenarı ve insanı yormayan o yol hatta. Demedim ki evet, ama haklısın aslında.

Dedim ki ama hep zor lisanlar seçtim konuşmak için. Güzergahlarımın tamamını yokuşlu sokaklardan çizdim. Yazdığım tezlerin konusu hep çok karışıktı, okumaları hep çok ağır, cümleleri hep çok yavaş belirdi aklımda. Okuması kolay anlaması zor yazılar yazıyorsun, diye tutturdular bir de insanlar bana. Yazdığım yazılarla ilgili en çok bunu duydum, ve açıkçası bu zorluğu kendi adıma çok yatıştırıcı buldum. Dedin ki biliyorum, dedin ki senden bahsediyoruz ama hiçbir şeyin kök nedenine inmedik hala. Farkındayım evet, ama bunu itiraf etmedim sana.

Dedim ki değiştirelim tamam, başkalarından bahsedelim biraz da, ikinci master tezimde yazdığım cesur kadınlardan mesela. Çok dolaştım tez konumu bulana kadar ama sonunda Orta Doğu’da sisteme, atasına, danasına, kuralın en kalasına karşı gelen kadınların hikayelerini inceledim. Dedin ki bunda şaşırtıcı bir şey yok. Aman. Ben de zaten şaşırtmak mesuliyeti hissetmemiştim omuzlarımda. Sana böyle demedim. Dedim ki bu yeni değil ben ömrüm boyunca hep ismini mücadele ederek edinen kişileri izledim. Kimsenin bulamadığı kitapları okuyanları dinledim hep. Suyun üstünde oyalananları değil, altında yaralananları merak ettim daima. Dedim ki ilk bulduğunu yiyen, ilk duyduğunu dinleyen, ilk zorlukta vazgeçen insanların nesi ilginç olabilir Allah aşkına?

Dedin ki peki yeter, dedin ki migrene dönelim bir daha. Ah. Dedim ki migren, dedim ki bitmeyen bela. Dedin ki sence neden migren de sana dönüyor ısrarla? Zorluğu sevmekle migreni kabul etmeyi birbirine bağlayan bir şey daha diyecektin. Zihnimde sana ayırdığım bu sohbetin istikametini bir anda tersine çevirecektin. Dedim ki onu boşver, yolculuktan konuşalım bak Ay doğmadı hala. Dedim ki ben her zaman labirentlere girdim, valizimde taşlar biriktirerek gezdim. Dedin ki Dilara sadede gelsen artık tam da bu noktada? Dedin ki neden zorluyorsun kendini neden seni zorlayacak dağlar, yollar ve Simurglar arıyorsun her yola çıktığında? Eeeeh dedim artık valla. Dedim ki sebebi belli, dedim ki sebebi ben doğduğumdan, büyük patlamada gezegenler oluştuğundan beri aynı hala. Çünkü eğer korkmuyorsan o dağı tırmanmaya, yani zorlayıp kendini kendinle ilgili bir şey keşfetmeyi denemiyorsan evinde otur daha iyi, ne işin var yolculukta?

Dedim ki suç mu kardeşim, seviyorum zor olanı, beni gecelerce uyutmadan çalıştıranı, kitabın, kalemin kestiğini okuyarak sağaltmayı. Dedin ki, değil. Dedim ki değil elbet! Dedim ki sanma ki utanıyorum ben bilmiyor muyum kendimi? Zor bulduğumu çok saklarım, zor öğrendiğimden geç bıkarım, zor anladığımı uzun yazarım. Demedin bir şey. Ben konuşuyordum hala. Zor kurduğum ilişkileri önemser, zor katıldığım sohbetleri bir deftere kaydeder, zor kırdığım zincirleri hatıra olsun diye kurutur asarım. Tamam mı? Demedin bir şey.

Dedim ki. Konfor alanının dışına çıktığında hala çok rahatsan konfor alanının dışına çıkmadın demektir. Dedin ki – demedin bir şey. Dedim ki, elle gelen düğün bayram, dedim ki bir atasözleri daha. Dedin ki – demedin bir şey. Dedim ki, desene bir şey! Dedin ki bir şey dememek de bir şey demektir.

Dedin ki, migreni, tezini, bir şeyler yetişmediği için uykusuz geçen gecelerini, kavgacılık adetini, ve zoru seçtiğin seferleri bir yere bağlamak ister misin, öyle başıboş gezmesin? Dedim ki, şaka mı yaptın? Dedin ki evet, ama olmadı galiba. Dedim ki – demedim bir şey. Dedin ki sen seversin bu soruyu, kim olmaya çalışıyorsun bu zorlukların sonucunda? Dedim ki o sorunun bir cevabı değil uzun bir listesi var. Dedin ki, olsun buradaki yaraya bir isim yokmak istemez misin? Dedim ki yara değil. Dedin ki ihtiyaç diyelim sana daha kolaysa.

Dedim ki. Demedim bir şey.
İsim koymak öyle zira.
Zor.

İstanbul – Cannes

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,

Bir Annekadın olmak

Doğa Ana tek bir annelik bilir, der Elisabeth Badinter, halbuki insanevladının türlü
YUKARI ÇIK