Hikaye başlangıç parolasıyla başlıyor.

Mazi

Başlangıç bütün sırları doğuran bir anadır. Aradığın bütün çözümler, medetler, bulmacayı çözmeye yarayan bütün meretler hikayenin miladında çalkalanır. Bir şeyin nasıl başladığını hatırlayabilirsen onu anlayabilirsin de. Bu iyidir, anlamak insanı olduğundan daha kuvvetli hissettirir. Saatin ilk nerede durduğunu anımsarsan zamanı tamir edebilirsin. Zamanın akmasını, durmasını, biraz da canım seni kale almasını sağlayabilirsin. İçinde büyüdüğün hikayeye, altına imzanı attığın bu kimliğe hangi seçimlerle vardığını bulursan, kendini veya kim varsa omuzlarına yük olan ve sarhoş sohbetlerde masaya yuvarlanan herkesi o vakit affedebilirsin. Affettiğin kimseleri hatta yani canım asgari miktarda bile olsa sevebilirsin. Zaten de ancak bir insanın yola nerede başladığını görebilirsen onu sevebilirsin. Bana ne biriktirdiğini değil, nelere başladığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Çünkü başlangıç en zor, en tuzak, en kadim yeri evrenin.

Ben de nicedir başlamalardan bahsetmek istiyorum, bir Clark çektiğim gibi odadaki herkesin neye başladığını görmek istiyorum. Başlayamamak da depresyon kadar ağır bir yük, filan diye gözlüklü laflar etmek istiyorum. Erken kalkıp çabuk başlamak istiyorum günlere. Ama çok yağmur yağıyor. Vallahi bak ne zaman uyansam zayıf bir yağmur yağıyor ve yemin ederim Carmen Paris çalıyor ben 1.60 bir gölge üzerimde mevsime fazla ince bir mont sabahın karanlık saatlerinde kendi kendime konuşuyorum etrafıma Beyoğlu’nun bütün sokak köpekleri toplanıyor havlamadan benimle yürüyorlar. Benimle şarkısız bu yürüyüşe başlıyorlar. Kendimi çok delikanlı bir romanın kraliçesi sanıyorum bazen kar da yağıyor, herkesi affetmiş gibi, hiçbir şeye içlenmemiş içerlememiş gibi hafif atıyorum adımlarımı. Hiç bana yakışmayan bir serçe yürüyüşüne başlıyorum ama beceremiyorum kırık yerlerimden biri bir şarkıya giriyor benim yürüyüşüm tabii hemen bozuluyor Beyoğlu’nun bütün kedileri şaşırıyor arabama yürüyorum sabahın erken vakitleri. Başlamak illa başarmak demek değil. Ama yine bile çok güzel yeri hikayenin.

Başlangıç bitişin kehaneti veya bitmeyen şeylerin kerametidir. Eşkalidir yaşadıklarının, kimliğin iskeletidir. Bugün neden bu kadın olduğunun sebebidir. Gözlerinin neden bazı haberlerde dolduğunun. (Ve senin bu göz dolması hadisesine neden hala tepkili olduğunun.) Nelere ihtiyacın olduğunun (umut, dolunay, dolmakalem) ve büyürken biriktirdiklerinle hangi boşlukları doldurduğunun resmidir. İnsan ancak ihtiyacı olan yola, huya, kitaba başlar çünkü. Hikaye daima başından başlar, ama bazen sen hadiseyi daha iyi anla diye başlangıcını gizli bir yere saklar. Dostlar bazen işte senin bulamadığın o başlangıcı da anlar. Dost olmanın öyle özel bir imtiyazı var.

İnsan yirmi beşinden sonra yüreğine yeni dost alamayacağını sanıyor. Artık yirmi beş oldu mu bir kere, ince uzun anlatamayacak kadar çok şeye başlamış oluyor çünkü. Ay yani mecali hevesi olmuyor bütün hikayelerin başına dönmeye. Omuzları bir nebze çökmüş oluyor taşıdıklarıyla, ne bileyim antipatik huyları çoktan bahçeli villalara yerleşmiş oluyor karakterinde. Yetişkinken sana ulaşabilen dost kişiler bu yüzden mucize kabilinden gelir. Sen artık görülemeyecek kadar gizlendiğini, büyüdüğünü ve biriktiğini sanırken… Şarap masasında yetişkinlik arkadaşlarından biri bakar ve “Bu ‘bana ne be’ tavrına neden ihtiyacın olduğunu biliyorum” der ve sen öylece kalırsın, lan başımı başlangıcımı nasıl anladı paragrafın ortasından diye şaşırırsın. Halbuki şaşıracak bir şey yoktur hangi yaşta yoluna çıkarsa çıksın dostlar sihirbazdır; herkes bileziğini, küfrünü, kabalığını görür onlar bu kadın olmaya, bu yaraları onarmaya ne zaman başladığını. Yazmaya nasıl başladığını görür dostlar, ortasından girdikleri cümlenin başlangıcını duyarlar.

Mesela dersin ki roman okumayı bıraktığımdan beri bir süredir teknik teorik psikolojik kitaplar okumaya başladım. Bu cümlede tek bir yüklem vardır; başlamak. Bütün cümlenin, hikayenin yükünü o fiil sırtlanır. Yalnızca dostlar o yüklemi görür ve bilmiyorum belki, der, kendine şunu sormalısın, memleket yangın yeri diye, etrafını kaplayan bencilliğe şifahen mi yani umuttan mı hüsrandan mı roman okumayı bırakıp inceleme okumaya başladın? Sen öylece bakarsın ve onlar gülümser ve “Sen düşün” der “ama ben anladım.”

Başlangıç cevap anahtarıdır öyle, anlamaktır. O ilk reflekstir, ilk nefestir dostlukta, hatta aşkta ve hayatta ilk niyettir. Hikayeye düşmek cesaretidir, kapıyı açmak, pencereden bakmak, birine seslenmek, birine yönelmek, bir iğne deliğinden geçip bir şehre gelmektir. Bir karar vermektir, bir zırh seçmektir, bir savaşa girmek, veya beyaz bayrak çekmektir yani iskele babası gibi durmamak sade bir seyirci olmamak hayatta harekete geçmektir. Başlangıçlar bu yüzden kaderi, karakteri, kifayeti şekillendirir: başlangıç insanın hayata katıldığı yerdir. Hikayenin kalp atışı, doğum sancısıdır.

Başlamak başarmanın değil yaşamanın yarısıdır.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*