Hiç Tanımadıklarım, Artık Affettiklerim ve O His

Mazi

İçimde yeterince sert bir hisse bir türlü dönüşmeyen bir incinmişlik var. Tek başıma yediğim bu yemeklerden birinde kendini iyice açık edecek ve kendimi kontrolsüz hıçkırıklar hıçkırırken bulacağım. Arabayı iki hamlede park etmeyi beceremediğim zamanlardaki kadar utanacağım bundan. Daha fazla da değil, daha az da. Artık biriktirmediğim kinlerin insafından da faydalanamıyorum. Hafifliğim bu sayede yüküm oluyor benim. Bunu anladım.

Tanımadığım insanlara baktığım gibi bakıyorum artık affettiklerime ve büyük ölçüde unuttuklarıma: yüzümde hiçbir yaşanmışlığın izi olmadan. Kendimi daha adil buluyorum bu şekilde. Hikâyelerini unutuyorum bundan böyle insanların, hikâyelerini ve hikâyelerimi. Minnet kurtulamadığım bir illet gibi yapışmasın diye belleğime, affedecek kadar bağlarımı kopardıklarıma bunu yapmak zorundayım. Tanımadığım insanlara hissetmediklerimi affettiklerime de hissetmiyorum. Başka türlü olmayacak.

İçimde asla yıkıcı bir fırtınaya dönüşmeyen bir iklimle, öfkem de kırgınlığım gibi kör değil artık. Demek istediğim bir şey kalmadığında hoyrat bir sessizliğe çekilmekte beis görmüyorum. Şimdi beni tanıyanlar, eskiden beni tanıyanların bilmediği bir merhametle tanıyorlar. Bu kimseye geçilmiş bir kıyak değil; sadece kendimi yoğun bir endişeden korumaya çalışıyorum. En kızgın zamanlarımda bile varlığıyla ağırlaştıran bu endişeden kurtulduğum oranda varlığımı kanıtlayacağım.

Sonrası yoğun bir sis ve sinsi bir sus payı, içimdeki incinmişliğe.

New York

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*