Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Her şeyin başında

Başlangıçlar

Terk edilmiş bir sarayın sarmaşıklarla örülü duvarları arasında, şehir bugünkü haline gelmeden ekilmiş en eski ağaçtan da eski bir bahçe var. Bahçenin mazisini uzun taş kuleler arasına serpiştirilmiş ve terk edilmiş depolar anlatıyor. Kuleler geniş yollara ve beton kaldırımlara yol veriyor. Her Pazar günü anneler pusetlerini itiyor ve oğullarının arkasından sesleniyor, evsizler göçmen müzisyenlerin ritimlerini dinliyor. Göçmen müzisyenler eski heybetini yitirmiş bir nehrin kenarında çalıyor. Senelerce üzüm bağları ve vadileri süpürmüş nehir, ona çizilmiş kaderden yorgun, bir koya dökülüyor. Yük gemileri ve tekneler henüz ufukta görünmeyen şehirlere yelken açmak için koyda bekliyor.

Kendimizi güneşli bir günde böyle bir bahçede bulsak, bulutlar tepemizde yavaşça harekette, ve biz söğütlük ötesinde duran patikadan yürümeye başlasak, artık bahçe pikniklerinde dökülmüş çayları, dağınık barbeküleri geride bıraksak. Ne bu şehre ne bu zamana ait bir yer bulmuş oluruz. Altın renkli meşelerin ve yeşil dikenli, görkemli çamların döktüğü gölgelerin yılan balıklarıyla dolu o göle düştüğü bir yer… Ve büyük dallarla çevrili o köşede, çalınmış ve ortak sessizliklerle dolu bir dünya kurabiliriz; aramızda sadece bir nefeslik bir mesafe.

Eğer gidersek, yorgun hemşireleri, çalışkan okul çocuklarını ve yalnız büyükanneleri, ve onların kavun ve incir reçellerini şehirden uzağa taşıyan tramvayların daralttığı geniş yollarda, gecenin derinlerine doğru gidersek… Şehre doğru, bir taksinin içinde, ışıkların şık kadınların kırmızı topuklu ayakkabıları ve incilerinde, beraber kafelere gittikleri erkeklerin şık deri ayakkabılarında parladığı bir yere gidersek. Kalp kırıklıkları ve tutkuya tanıklık etmiş ve duvarları sokak sihirbazlarının kartlarına sarılmış gece klüplerinin iç çekmeler ve hasretlerle dolu akşamlarına gidersek… Tökezleyen gençlerin, midesi bozulmuş arkadaşlarıyla ilgilendiği gecelere gidersek seninle. Kameralarının pili bitmiş turistler bu sahneyi uzaktan izlese, evlerini düşünse, aşinası oldukları her şeyi düşünse, yabancı oldukları her şeyi, ve geride bıraktıkları her şeyi düşünse turistler…

O taksiye binip bize bir sığınak ve biraz şarap sunan bir yerin yakınında dursak. İçeri girsek, pencerelerin orada otursak, loş mumların puslu ışığında, ağır meşe masaların üstüne yayılmış bardakların yanında otursak. Etrafımızdaki sesler giderek artsa, taksiye geri dönsek, nerede olduğumuzu unutsak çünkü kışkırtıcı ışıklar ancak biz müsaade edersek var olabilecek bir şehre bizi götüren bir uçağa ait olsa… Taksi çoktan eve, gecenin daha da derinlerine getirse bizi, öpüşsek ve kucaklasak birbirimizi ve ayın solgun ışığı altında uyuyacağımız dairemize girsek…

Her akşam yürüyüş yaptığımız ormana uzanan, ağaçlarda yuva yapmış kuşların gevezeliğini dinlediğimiz, bir bahçesi bir avlusu olan bir yuva olur orası. Daha ufak birikintilerin üzerinden atlarken daha büyük birikintilerin içine düşeriz. Paris’in kitapçılarına gittikten, Roma’nın köprülerini geçtikten, Londra’nın geçitlerinde koştuktan sonra… Manhattan’dan fırlayıp vahşi çiçek vadisinde kahverengi ayıları ziyaret ettikten, ve orada, Catskills’de Akdeniz’in safir pırıltısı tüm bu yerler ve anılar kadar uzak bir düş gibi göründükten sonra, emekli olacağımız kasaba köşkünün hayalini kurarız.

O vakte nefessiz kalmış oluruz, çünkü bu sadece başlangıçtır. Güzel bir başlangıç.

(İngilizce aslından çeviren: Dilara Omur)

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Başlangıçlar tarafından en son yayınlananlar

Bitirmeden başlayanlar

‘Başlamak bir hevesle can bulur, kararlılık ve azimle akıp yolunu bulur ve
YUKARI ÇIK