Herkesin bir 62 kilosu var hayatta.

Mazi

En sevdiğim bir dostum geçenlerde bir akşam nasıl mütemadiyen 62 kiloda kaldığını anlattı, ne kadar arttırsa koşuyu, bisikleti, hareketi, ne kadar azaltsa yediklerini, sebzelerle yoğurtlarla diyetini doldursa yine öldür Allah düşemediğini farklı bir kiloya. Ve diyetisyeninin durumla alakalı ‘Vücut 62 kiloda çok ısrarcı. Sebebini bilemeyiz. Belki 62 kiloda bir travma yaşandı, vücut ısrarla ona tutunuyor’ dediğini.

Hayatın anlaşılmaz esrarı içinde Boğaz’da çöp kadar çaresiz, yönsüz, yersiz sürüklenirken biz, adına kabaca hayat denen bu koca kütleden, bu tuhaf, müphem, gizemli geliş gidişlerden bir anlam devşirmeye çalışıyoruz. Bir şekilde bir düzen atfetmeye çalışıyoruz hayatın bu dikiş tutmaz, kural tanımaz, karmakarışık haline, bir gecesinin ötekine, bir gündüzünün iki evvelkine hiç benzememesine. Verimsiz bir uğraşla kameralarımızı tripodlara yükleyip yükleyip bırakıyoruz hayatın merak ettiğimiz köşelerine. Biz bakmazken sanki gizini ifşa edecek dünya. Biz bakmazken sanki aslında ne kadar basit olduğunu fısıldayacak kameraya.

Bu çatallı, sıkıntılı merak durumda, bu hayata bir sebep, bir hedef, işleyen bir mekanizma giydirmek umuduyla, bu anlamsızlık travmasında herkesin bir 62 kilosu var. Bünye illa bildiklerine tutunuyor, illa evvelden biriktirdiği bilgilere, illa tanıdığı kumsallarda boyunu geçmeyecek adımlar atıyor biteviye. Bildiği kabusu görmeye yatıyor geceleri, bildiği sokaklarda yürüyor incinmiş elleriyle. Bildik sözlerle konuşuyor yabancılarla tatsız sohbetlere girdiğinde. Istıraplı bir hikayeye dahil edildiği yerde duruyor inatla, açıklanamaz bir sabırla, kendini alıştığı bir ıstırabın parçası ediyor bu şekilde.

Barış geleceği zaman korkuyor kimileri bu yüzden. Barışın iyileştirici, sakinleştirici ve elbette değiştirici tesirinden. İsmi denli aşina olduğu bir karabasan bittiğinde, memleketi korkular değil tanışlıklar, kavrayışlar, birbirinin dilini öğrenip o dilde mesela selamlaşmalar alırsa, bir kavganın değil selamlaşmaların insanlarından oluşursa ülke, 62 kilodan fazla veya eksik olursa… O belirsiz barış halinde hayat neye benzeyecek bilemiyorlar diye…. Hala savaş türküleri çığırıyorlar barış ihtimali böyle ciddi ve gerçek belirdiğinde bile.

Bünye mutluluğu değil çekilir seviyelerde sıkıntıyı eklemliyor çünkü illa kendine. Tanıdığı bir sıkıntının civarında yüzüyor, rahat diye, tanıdık diye, gönüllü bir sıkıntıyı dikişliyor üzerine, yaşam ona fazla bilinmez geldiğinde. Fazla açılırsa denizin öte, derin, abis yerlerinde ne bulacağını, ne tarafa yüzeceğini, döneceğini, gideceğini şimdiki atalet kesinliğinde bilemez diye. Köpek balıklarından korkuyor diye. Mekaniğini çözemediği hayat ona çok büyük mutluluk getirdiğinde ne yapacağını şaşırıyor- diye bünye kendini en rahat sıkıntılara yerleştiriyor. Çünkü en bir cool kadın, bu dünyanın fazlalıklarından, artıklarından bağımsız yani en hafif bu yüzden de en ağır insanı dünyanın, pusulası nezaket kaidesindense dürüstlük olan yakınım: kuzen kadın Melis’in mealen dediği üzere, ‘Mutluluk çok korkutuyor insanı. Baş edemiyor insan mutluluk fikriyle.’

Sonra ama şansa, talihin bir tuhaf çalımıyla bir anda 62 kilo olmadığını fark ediyor insan. Hayat yeter ama diyor, değiştiriyor ısrarla muhafaza ettiği kilosunu insanın. Aynı kumsalda ataletle durmadığını anlıyor insan. Azaldığını, çoğaldığını ve bu değişiklikle aman! yeni bir hayat ihtimaline katıldığını. Hayatın yine belirsiz, tekinsiz, ama mutluluğa sahip, neşeye müsait kaldığını… fark ediyor. Artık 62 kilo olmak istemediğini fark ediyor, zırh diye giyindiği kabuslardan geçtiğini… Barışa, umuda, heyecana, coşkuya çok yakışan bir yere geldiğini.

Bünye 62 kiloyu bırakıyor ve hayata açılıyor sonunda. En muhteşem anları hayatın, orada yaşanıyor aslında.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*