Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Hazırlıklı olmalısın.

Yol

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem ayrıca, her an her şey olabilir. Hazırlıklı olmalısın. Bu huyu nasıl edindiğimi hatırlamıyorum, kimden öğrendiğimi de. Sadece böyle gelişti, aracı kendim kullanmam gerekti, yolumu da kendim çizmem.

Koca bir Marmara’nın sallandığı yıllardı, herkese öğütlenen bir deprem çantasıydı hazır bulunması için. Kapıdan çıkarken göreceğiniz son yere, içinde ilkyardım malzemeleri, erzak, fener olan bir çanta hazırlayın. Malum, deprem bölgesi… İşte o çantanın yanına küçük bir bavul koymuştum, içinde en az yer kaplayan birkaç giysi, bir kalem ve defter, birkaç kişisel eşya. Afet anında hazır bulunsun, birini almışken diğerini de sırtlanırım diye ikisini de kapının arkasında tutmuştum. Yıllar içinde hiç kullanmam gerekmese de, onun orada durduğunu bilmek, beni hep avuttu.

Okul hayatı beni yatılı okumanın göçebeliğine alıştırmıştı. Her hafta açılan, kapanan, temizlenen, toplanan bir bavul. Kendi içinde küçük çantalara paylaştırılmış birkaç eşya. Yolda bana eşlik eden müziğim, kitabım, defterim… Bir eşyaya uzun süre maruz kalınca insan sıkılır belki ama bu bir bavul olduğunda, bir bavulla yaşadığında aranızdaki bağ gözle görülecek bir somutluğa varıyor. Nitekim ben ve bavulum, iki şehirli hayatımızda uzun süre birbirimizi kardeş zannettik.

Zamanla şehirlerden biri silindi resimden. İnsan tabiatı gereği hayatı sürdürülebilir kılmaya meyilli. Bir şekilde taşları oturtmaya, yolun sınırlarını çoğaltmaya, kendi hayat çizgisini belirginleştirip alan kılmaya meyilli. Bebeğin anneye bağlandığı kadar sen de o şehre bağlanıyorsun anne olunca. Göbek bağı gibi, kesilse de yok olmuyor yeri. Gitmek, yerini kök salmaya bırakıyor. Alıştığın her şey seni de dönüştürüyor, sende bir yer, bir karşılık ediniyor. Büyüyorsun, köklerin kemikleşiyor. Hayatın en büyük döngüsü de burada başlıyor. Çünkü o bavul hep duruyor.

Çünkü aynı bavul, ihtimallerden bir sokağa çıkıyor. İçine sakladığın son birkaç nefesin ve mürekkebinle her yere yerleşebileceğini sana hatırlatıyor. Buraya da bir yerlerden gelmiştin, buradan da başka bir yere gidebilirsin. İki elinde hem ateşi hem suyu tutmak gibi bir denge bu. Hem göçebesin ruhunda, hem de kök salmaya meyillisin.
Nitekim gideceksin, hepimiz gideceğiz. Yaşamın fıtratı bu. Defalarca alışacak, defalarca dönüşecek ve defalarca gideceksin.

İşte bu yüzden kullanmadığım araçlarda hep yola bakardım. Bir tek babam kullandığında uyuyakalırdım. Yolumdaki tüm çukurları, tüm dalgaları, tüm fırtınaları erken saptamak adına, kendimi hep hazır tutmak adına… Hep uyanıktım. Ta ki bir gün yoluma çıkanların varacağım noktayı değiştirmediğini fark edene kadar. Şoför koltuğuna geçtiğimde dahi, direksiyonun bende olmadığını anlayana kadar. Çünkü her şey olması gerektiği gibi olacak, karşıma da hep görmem gerekenler çıkacaktı.

Mesele, o bavulu hep kapımın arkasında tutmaktı.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan,
1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Güle güle git, Aysel.

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden

Sevgili Evren

Dün çok güzel bir rüya gördüm. Babam, annem ve Başak ile beraber
YUKARI ÇIK