Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Hayır, ölmedi

Takvim

Her anında çok güçlü hissetmek isterdi Sevil teyze. İsmini koyan dedesinden gülümseyerek bahsederdi. Geçmişi anmaktan hiç sıkılmazdı. Haftada bir kere görüşürdük. Onunla görüşmeyi hiç aksatmadım. O, sohbet edilmesi muhteşem biriydi.
Hayır, ölmedi.

Ben şehir değiştirdim. Beni ziyarete gelen dostlarıma, senin paran burada geçmez şakası yapmakla meşgulüm. Orada paranız geçmiyorsa, siz de oralı değilsiniz. Ben de mecburiyetten buralıyım. Yoksa ne işim var yeniden yabancılığı tatmakla.
İnsan hep tarif eder. Okusun ya da okumasın, bilsin ya da bilmesin, hep tarif eder. Bu sizin dikkatinizi çekti mi bilmem, ama benim dikkatimi çekti. Hani duymaya alıştığımız, duyduğumuzda hiç şaşırmadığımız laflar vardır. Mesela; insan doğar, büyür ve ölür.

İçi bomboş gibi, havada asılı kalan bir laftır. Ancak doğru bir laftır. Doğru şeyden bahseder. İnsan gerçekten doğar, gerçekten büyür, gerçekten ölür. Kimisinin büyümeye fırsatı olmaz, kimisinin doğmaya fırsatı olmaz, kimisinin de ölmeye fırsatı olmaz. Sevil teyze de ölmeye fırsat bulamayanlardan biri. Burada bahsettiğim ‘ölmeye fırsat bulamamak’ olumsuz bir şey anlatsın istemiyorum. Sevil teyze gerçek bir yoğundu. Türlü mecburiyetlerden ya da mecburiyet adını verdiğimiz bahanelerden dolayı iş yerlerine hapsettiğimiz hayatlarımız var ya, öyle bir yoğunluk değildi bu.

Sevil teyze dünyayla ilgilenirdi. Çevresiyle alakalı şeyleri takip ederdi. Her hafta Cuma günü rahmetli Suat amcanın mezarını ziyaret ederdi. Ciddi bir sağlık sıkıntısı yoksa, aksatmak diye bir şey bilmezdi. Her sabah üç tane gazete girerdi evine. Gazetelerin, toplumun farklı kesimlerine hitap etmesine dikkat ederdi. Farklı görüşlere sahip insanların aynı konularda ne söylediğine dikkat ederdi. Sonra da etrafıyla bunları paylaşırdı. Teknolojiyi torunlarından takip ederdi. Torunlarını çocuklarından takip ederdi. Çocuklarını kendi geçmişinden takip ederdi. Sevil teyze bağ kurardı.

O yaşardı, biz de yaşamaya çalışırdık. Sınıf tanımazdı, insanları tanırdı, tanıtırdı. Terk etmek zorunda kaldığım üniversiteden ve terk etme sebeplerimden sıkça konuşurduk.

Biz giderdik bence, ama o seyahat ederdi. Yazları bir ay Silivri’deki yazlığında yaşardı. Oradan da bir haftalığına küçük kızı Semra ablanın yazlığına giderdi. Sonra geri gelirdi. Kaldığımız yerden şaşırmaya devam ederdik. Tüm mahalle şaşırırdık. Kendince alay eden hadsizler de olurdu.

Kızgınlıkların bir işe yaramadığını anlatırdı. “Ömrünüzü kısaltır.” derdi. Suat amcanın ölüm sebebi olarak kızgınlıklarını sebep gösterirdi. “İyi biri değil, çok iyiydi ama çok da kızgındı.” derdi onun için. Her gün yürürdü, yemek saatleri şaşmazdı. Mahallenin çocuklarını hiç unutmazdı. Gençleri severdi.

Şimdi Çorum’dayım. Belediyede çalışıyorum. Cenaze nakil aracını kullanıyorum. Bugün soğuk bir kış günü. Sabah yedi gibi telefonum çaldı. İstanbul’dan Ferhat aradı. Sevil teyze ölmüş. Bugün cenazesi varmış. Orada bulunmayı çok isterdim. Şartlar beni başka bir cenazeye, hatta cenazelere getirdi.

Çay demledim, dünden kalan bayat ekmekleri kızarttım. Coşkunlar Marketten aldığım reçeli masaya koydum. İki bardak çay içtim. Sevil teyzeye çok üzüldüm. Sonra üzüntüm dinmeden evden çıkmak zorunda kaldım. Akşam tekrar eve geldiğimde daha uzun düşünme fırsatım oldu. Bu kadar dolu yaşayan, günlerine insanlar, insanlara hayatlar, hayatlara yaşanmışlıklar, yaşanmışlıklara da duygular sığdıran biri gerçekten ölebilir mi?

Ölmez gibi geldi bana.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Takvim tarafından en son yayınlananlar

Kişinin Kendi Takvimi

Bu yazı, yazarlarımızdan Gözde Urfalı ile Faik Kırgız’ın müşterek yazısıdır. Çünkü yazı

Takvim bir yalan

‘Bu bir kabus!’ diye düşündü. Bir zamanlar -belki yıllar önce belki daha
YUKARI ÇIK