Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Hatırlamanın tanrısı bir kadındır.

Mazi

Beni hatırlıyor musun?
Ben, mesela, beni hatırlıyorum. İsabet, yoksa tümden kaybolurdum.

Biliyorum, evet. Ben kimim, çocukken nasıl biriydim, nelerden korkar, neleri merak ederdim? Nasıl büyüdüm, neleri kabullendim, hangi rüyalardan çoktan vazgeçtim? Neleri seçtim, neleri yüreğimi ağzımda taşıyarak sevdim, içimin bütün yağmurları yağarak, yangınları yanarak sevdim – neleri? Hangi hayalleri kurdum, hangi kabalıkları affettim, hangi kalenderliğe içerledim? Kimleri kurtardım, kimleri kandırdım, yahu ben bu yaraları nerede aldım? Biliyorum gözbebeğim, yemin ederim. Biliyorum, dümenini tuttuğumu umduğum bu gemiye nasıl bindim, bu okyanusa ne zaman indim, dalgalar ortasında bu fenere nasıl geldim? Dolunay, tenkit, itibar, kimlik. Hiçbir şey rastlantı değil her şeyi hatırlarsan… seni temin ederim.

Rastlantı zannettiklerimi çözmek için hatırlıyorum ben de. Önümdeki aynaya kadeh kaldırıyorum, unuttuğum bir ismim var benim. Aynaya bakmak hatırlamak demek, ve anladın bence artık, kendini tanımak için kendini hatırlamak gerek. Ben bu yüzden döktüğüm bütün yaprakları defterime gömüyorum. Kök saldığım topraklar, kırıp kenara kaldırdığım kanatlar, seçtiğim hayatlar, bana kim olduğumu gösteriyor. Bindiğim gemilerin adı, indiğim limanların esrarı, ve biten tüm yazılarımın bahtiyarlığı… Egzama, astım, miyopati, migren. Ben bütün bunların toplamıyım, bunu unutursan beni tanıyamazsın. Ve hazin olur bu, 30 yaşın eşiğinde yüreğime dokunur. Çünkü belki dünyanın en kederli sorusudur bu, beni hatırlıyor musun?

Hatırlamanın tanrısı bir kadındır. Mmnemosyne. O ki ilk filozofudur tarihin, ilhamın, sanatın, sohbetin imkanını doğuran figürüdür mitolojinin. Bir nehirdir eski yaşamları hatırlatan. Çünkü hatıra dediğin hem şölen hem matemdir. Şahsi tarihin tribününden yıkıntıları izlemektir hatırlamak. Seni müthiş incitir ve şanslı hissettirir aynı anda. Keder: hatırlanan an çoktan bitmiştir. Keyif: büyüdüğünü gösterir sana, kapanan kesikleri, aldığın dersleri, taşırdığın hevesleri gösterir. Sen şimdi, tüm hatıralarınla, 30 yaşında, bulmuş, bırakmış, birikmiş hissedersin kendini. 20 yaşında bilmediğin bazı şeyleri şimdi öğrenmiş zannedersin.

Çünkü bilmek de hatırlamaktır. Kıyılarında demirleyenlerden ve hayatına değenlerden bir şeyler öğrendiğine ya vallahi emin olmaktır! Yedi yaşında bir kitapçıda kaybolduğunu, on yaşında balinaları kurtarmanın hayalini kurduğunu hatırlarsan, yirmilerinde gittiğin çölleri, gece yarısı sohbetlerini hatırlarsan bugün kim olman gerektiğini bilirsin. Kimsin sen, neden her gün kalemin kağıdın önüne dikilmektesin? Gözlerindeki batık hangi gemiden, neden yazmak için böyle acil bir ihtiyaç hissetmektesin? Neden geceleri, neden sarhoşsan, neden biri seni kimsenin görmediği kadar doğru görmüş zannediyorsan hemen yazıya düşmektesin? Keramet, kısmet, kıymet: gözünün kenarında daimi bir ay bekliyor. Ay kırmızı doğuyor karşı yakadan, içinde bir şey kıpırdıyor. Sen Ay’ın kırmızı doğmasında bir anlam olduğuna inanıyorsun. Ay’ın kırmızı doğmasında bir anlam olduğunu hatırlıyorsun.

Ezcümle, bu soru her doğum gününde insanın yüreğinde yankılanıyor bence. Büyüdüm, serpildim, kötü sesimle söyleyecek yeni şarkılar öğrendim. İsmimi biliyorum, cismimi tanıyorum, ama dur ya ben kim olmak istiyordum? Kendini hatırlamak gerek, aynadaki aksine kaldırıp kadehi, gördüğün hayaletlere ağız dolusu bir ‘Şerefe!’ demek. Yani kim olduğunu anlamak için birileri tarafından hatırlanmak gerek. Bu yüzden insan sevdiklerine daima bunu soruyor; Beni hatırlıyor musun? Köşe ve engebe, arabesk ve prensip. Hala yüzük, küpe ve çokça bilezik. Hala defter, kalem ve yemin ediyorum kavga hala. Büyüdüm ben de, yeminle bak. Bu hafta 30 oldum hatta. Otuz senedir duyduğum seslerin, öğrendiğim derslerin, ve sevdiğim şeylerin hiçbirini unutmamak için önemsediğim kişilerin sözlerini defterlere not alıyorum hala.

Hatırlamak peyderpey bir yetişkin olmak demek. Nehirde hangi yöne akacağını öğrenmek. Gerisi, hatırlamadan bildiklerin, önceki yaşamlardan getirdiklerin, provasız sahnelediklerin… esansın ve ruhun kendisi. Ben esansı değil kimliği bulmak için hatırlıyorum. Hatırlamak için yazıyorum hayatı. Ancak o zaman saçımda rüzgar, gözlerimde hep bir dolunay denizler geçiyorum.

İşte ben tam da bu yüzden yazar oldum.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,

Bir Annekadın olmak

Doğa Ana tek bir annelik bilir, der Elisabeth Badinter, halbuki insanevladının türlü
YUKARI ÇIK