Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Hanfendi kaç gündür yazmıyorlar.

Mazi

İnsanın muhakkak ve daima konuşası var birileriyle. Ben de ev taşıdım, derslere, tezlere başladım, bir yandan malum iştir, fiştir, trafiktir, yemek yemektir, mecburi hâller. Ama bunca hayat gailesinde bile insanın muhakkak dertleşesi var birileriyle. Yazmak da bittabi ondan. Benim bir zamandır pek yazasım, sözlük ortalarında, klavye başlarında uyuyasım yoktu zira çok yorgundum. Ama yine bile insanın çok ambale halinde de muhakkak laflayası var birileriyle. Neyse ki dostlar ev düzenlemeye gelmeyi ev oturmasına gelmek kadar seviyorlar. Neyse ki uyurken konuştuğumda bile sevgiliadam beni dinliyor. Neyse ki işyerimde şarkılarıma ve türlü tuhaflıklarıma alıştılar. Filan.

İşte biz de kendi halimizde, yazı yazmadığımız ve bunun yarattığı vicdan azabı altında yerle bir kaldığımız bu Mart günlerinde, sabahtan akşama Ahmet Kaya şarkıları dinliyoruz ofiste, ofis masasını feng shui’lemekten bahsediyoruz, çok kağıt saklamaktan, çok çocuk olmaktan, hala kış gibi duran havadan, yeşil çay içiyoruz birileri kış çayı da getirmiş ama onu önce demlemek lazım. Önce demlemek lazım olan her şey daha latif, yoksa ne var poşet çay içer herkes. Ne var demli sohbet seviyoruz hepimiz.

Bir yandan ne işle iştigal ettiğime dair medeni sorular soranlar karşısında ters köşe yapıyor ve Hamamda Deli Var’ı susuyor başka şeyler anlatıyorum, neyse ki dostlar susmuyorlar Hamamda Deli Var’dan her daim, hep demli ve incelikli bir ilgiyle bahsediyorlar. Ve lüzumlu buldukları yerde “Kendisi bir yazar” diyorlar benim için. Benim de benim için böyle diyebilmenin bir yolunu bulmam lazım. Eve gidince erken uyumadan Hamamda Deli Var yazısı yazmam lazım, “ben de bir nevi yazar sayılırım belki haydi inşallah!” demek lazım Kazım anlıyor musun bunu yapmam çok lazım.

Beni soracaklar beni bulacaklar beni… diye bir şarkısı var ya Ahmet Kaya’nın, rüyamda tanımadığım okurlar bana feci alınmış gibi yapıyor ama niye yazmıyorsun şekerim diye bilinç dışımın yayın saatlerinde karınca kararınca bana sitem ediyorlar. Halbuki hep bir sonraki yazımın başlığını kuruyorum, hep sabah altılarda kalkıp gün doğumunda yazmanın hiç gerçekçi olmayan planını. Hep kendimizi anlatmanın yolunu arıyoruz ki bilelim kardeşim biz de iskele babası değiliz biz de hayata bir yerinden eklenelim.

Kendimize bir yer edinelim ve iyi güneş alsın (mesela zavallı bonzaimin yaprakları utangaç üşengeç içine döndü çünkü bence kendine iyi bir yer bulamadı! Veya sohbet bekliyor biraz ama o da bana çok sıkıcı geliyor.). Japonya’nın ufacık Okunoshima adasında 300 tavşan, Brezilya açıklarındaki Ila de Queimada’da metrekare başına zehirli yüzlerce (maksi)yılan, Bahamalar’daki Bir Major Cay’de adayı turlayan yabandomuzları, 1938’de Cayo de Santiago’ya bırakılan 409 maymunun 950 füruu onlar halbuki kendilerine güzel yer edinmişler, ada edinmişler, adalarına isimlerini vermişler. Afferim.

Bizimse işte böyle bir yazı deneyimi, bir sohbet eğilimi, bir insanlık hali güzel kardeşim, ama haklısın yazmadım ne zamandır. Ne zamandır yorgunluk bahanesiyle erkenden yattım ve ağır eşyalar taşıdım elim kolum ağrıyor. Ve sanmam ama merak ettiysen, hani hanfendi niçin bir süredir yazı yazmıyor, diye kibar soruverdiysen uzay boşluğunda yankılansın diye beklediysen bu merak…

Al bak. Yazıyor yazıyor!

Hanfendi biriktirdiği absürtleri hala yazılarda kusuyor.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,
YUKARI ÇIK