Hadsiz misin hayal mi?

Mazi

Bazen hayat betonuyla ve somutuyla sana bir mesaj veriyor:

Diyor ki: Bekleme yapma yağmur – senin için yağmıyor. Sabahları çamur içinde işe gidiyorsun, ama İstanbul’un umuru mu? Yoo. İstanbul hala güzel. Pazar grisi giysisini giymiş İstanbul halbuki o gün Pazartesi. Senin içini mesela Mayıs’lar, Haziran’lar bürümüş ama İstanbul’da geç sabah ve erken akşam, ve bolca cereyanda bulut mevsimi hakim. Çünkü sende mevsim Mayıs’sa da ve Haziran, İstanbul’da fikstür hala Kasım’lar, Aralık’lar… Senin söylemediğin her sözün altında bir tente gölgesinde serinleyen filler duruyor. Oysa İstanbullu insanlar fillere pek rastlamıyorlar.

“Bundan da mühimi”, diyor bazen somutuyla ve betonuyla hayat, “aslında hey sen (bu yazının okur kişisi); kendini katiyen olduğundan devasa hissetmemelisin.” Çünkü – ne bileyim işte ayıp. Şehrin veya evrenin büyük gözlü bir çocuk gibi senin ritmini kopyaladığını, sen ne yaparsan ona göre tavır ve pozisyon aldığını, yani ömrün “buyur sultanım” tadında bir düğümde aktığını zannetmemelisin. Yoksa akabinde gelen hüsranla nasıl baş edeceksin?

Bil ki, diyor betonuyla ve somutuyla hayat, dünya bazen seni yok sayan bir yerdir. Yani işte bazen seni oyununa almayan, takımına sohbetine katmayan insanlarla da alakadar olman gerekir. Neticede sen fazla kibarsın diye herkese herkes de sana hatırşinas kesilmeyecek. Herkes dediğin şey zaten fazlasıyla büyük bir küme. Ve büyük kümeler ile alakalı ukala genellemeler yapmak pek akıl karı addedilmeyecek. Ve neticede sen mesaj yolluyorsun diye evrene, evren de illa sana mesaj göndermeyecek.

Sonra tüm romantik dumanı ve soyutuyla hayat diyor ki;

Üzülme zira bir yandan da zaman muhakkak düz değil yuvarlak bir şeydir. Daima dönmeye yeltenir. Zinhar üzülme zira dünya aslında senin katkını tesirini ve şarkını söylemeni bekleyen bir arazidir. Yazılarını okuyanlara sözlerle ulaştığın bir sistemdir dünya. Dünya aslında senin Van’da hala elektriksiz ve daha fenası ümitsiz yaşayan depremzedelerden bahsetmeni beklemektedir. Hiçbir hareketi omuz silkişi kadar fiyakalı yapamayan bir memlekette eski ve yeni kocaları tarafından öldürülen kadınların hakkını savunmanı istemektedir. Belki evren bütün mesajlarını almakta ve fakat samimiyetinden emin olmak için seni denemektedir.

Ve diyor ki dünya tüm soyutu ve romantik dumanıyla;

Belki de tarih, şehrin büyük gözlerle onları izlediğine inananların hikayelerindedir. Her hareketin, sözün ve şansa rastladığı insanlardaki düğümün bir anlamı olduğuna inananların azminde harekettedir belki tarih. Belki ancak hadsiz olduğunda hayal kurabilir insan, belki ancak bütün dünyanın onu merak ettiğini sandığı zaman. Belki bütün kapıları açtığını, bütün bilmeceleri cevapladığını zannettiği an. Belki tarih kendini büyük sanmaların eteğinde gezinmektedir.

Der ki dünya bazen; Ey okur insan, haddini bilmek çok erdemli bir şeydir.

Ve ama ekler ki dünya; Ancak büyük hayaller kurmak hadsizliğine yeltenenlerin hayalleri gerçekleşebilir.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*