Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Gülümse…

Yabancı

Taşların üstünde oturmuş, ayaklarımı vaktiyle kan akmış o kutsal suyun soğuğuna uzatıyordum. Suyun yansımasında gördüm o’nu. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Belli ki az önce gözelerin girişinde satılan o fistan desenli bandanalardan satın alıp acemice başına takmıştı. Saçlarını sarıya boyatmıştı. Esmer değildi aslında, teni açık renkti, gözleri renkliydi, buralarda ‘boze’ derler böylelerine. Pek tabii ‘doğal sarışın’ olabilirdi. Ama boyatmıştı işte, bir kuaföre gidip uzun saatler başına boya sürdürüp jelatinlere sardırmış olmalıydı. Üstüne kırmızı bir bluz giyinmiş, altında uzun ama yırtmaçlı penye bir etek vardı. Ayaklarını Munzur’un suyuna sokmaya çalışıyordu, birkaç saniye bile geçmeden geri çekiyordu. Meraklı gözlerle bakıyordu soğuması için o buz gibi suyun içine bırakılmış rakı şişelerine ve karpuzlara. Onun inancında kutsal sulara alkol koymak yasak olsa gerekti. Dersim’e yabancı olduğu her halinden belliydi, belki burayı hala Tunceli sanıyordu.

Dudaklarını okumaya çalıştım oturduğum yerden. Bir şarkı mırıldanıyordu. Sözlerden değil de, kulağıma gelen melodiden anladım ‘Gülümse’yi söylediğini. Bunu bir Sezen Aksu şarkısı olarak bildiğine emindim; onu İstanbul’da büyük amfi tiyatroda verdiği konserlerinde dinlemiş bile olabilir hatta. Peki acaba bu şarkının sözlerinin Kemal Burkay’ın bir şiirine ait olduğunu biliyor muydu? Belki. Ya o şarkıda söylenmeyen ‘işçiler iyi çalışsın’ mısraını? Onu da biliyor muydu? Sanmam. Ama akıllı bir kadına benziyor, şu anda bilmiyorsa da öğrenecektir.

Alyans parmağı boş, ama alyansın olması gereken yerde belli belirsiz bir beyazlık var. Evli demek ki. Mutlu mudur acaba? Gözüm yanına öylece bıraktığı çantaya takıldı, deri bir çanta. Krem rengi. Akıllı telefon görünüyor çantanın içinden, bir parfüm şişesi, küçük bir ajanda… Çantanın yanında kalitelisinden bir fotoğraf makinesi. Gerçekten güzel fotoğraflar çekebiliyor mudur, yoksa durdurulamaz tüketme arzusuyla mı almıştır o yarı-profesyonel Canon’u? Kocası hediye olarak almıştır belki durup dururken, canı istedi diye. Evli herhâlde, mutlu mu acaba?

Şarkıyı mırıldanmaya devam ediyor, ‘işçiler iyi çalışsın’ mısraını hala bilmiyor. Akıllı telefonundan baksaydı eğer öğrenirdi halbuki. Sanki gözleri biraz doldu, burnu biraz kızardı. Belki de suyun soğuğundan üşüdü, kim bilir. Ama bence evli bu kadın. Ayaklarını sokamadığı bu buz gibi suya benziyor evliliği. İçinde kalamıyor, dışına çıkamıyor. Deniyor, çabalıyor; soğuktan ayakları acıyor; avucunun içine alıp sıkıyor ayak parmaklarını; ayak parmakları ojeli. Kırmızı, bluzunun renginde. Ellerinde de var aynı renk ojeler. Bakımlı kadın. Saçları sarı boyalı. Avucunun içine alıp ısıtıyor ayaklarını ve gerisin geri suya sokuyor. Yine üşüyeceğini, soğuktan acıyacağını bile bile. Şarkısını mırıldanıyor, gözleri dalıyor, burnu kızarıyor.
Bu kadın evli. Ve mutsuz.

Yanına gitmek geldi içimden. Muhtemelen garip garip bakar yüzüme. Beni tanımaz. Ben de mavi gözlüyüm evet, boyumuz posumuz benziyor, ama saçlarım (artık) boyalı değil. Kaşlarımı da aldırmıyorum (artık). Oysa benim geçmişimin/onun bugününün izlerini yüzümde, gözümde, üstümde, başımda, bir sözümde ya da bir tavrımda görmesi mümkün. Ama yine de tanıyamaz beni, belki gör(e)mez, duy(a)maz bile. ‘Ben aslında senim’ desem ona, anlamaz. ‘Hatalar yapacaksın, ne olur yapma’ desem dinlemez. Çünkü o güçlü bir güçsüz kadın. Yaşayarak öğrenenlerden, tıpkı benim gibi. Yaralanarak ilerleyenlerden, tıpkı ben gibi. Daha hatalar yapacak, büyük kırılmalar yaşayacak. Biliyorum. Vicdan azaplarıyla, iç hesaplaşmalarla cebelleşecek daha. Kavga edecek, bağıra bağıra ağlayacak, mücadele edecek. Biliyorum. Daha hiç gerçekten aşık olmamış, onu çok sevecek ve incitecek o adama aşık olacak. Çok yorulacak, çok üzülecek, çok kırılacak kalbi, hayalleri… Biliyorum. Hayata sıkı sıkı tutunmaya devam edecek. Şimdiden yanına gidip ona olacakları anlatmamın faydası yok. Yaşayacak. Öğrenecek. Yaralanarak ilerleyecek. Biliyorum.

Ayağımı uzatmışım bir suya, sudaki yansımamda gördüm onu. Görür görmez tanıdım, o beni tanımadı ama. Beni sudaki yansıması sandı. Suyun içinden baktım geçmişime. Kendi kendine oturdu suyun kenarında, düşündü, şarkı mırıldandı. Sonra ayağa kalktı, arkasını dönüp gitti. Bir yabancı gibi.

Lund

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yabancı tarafından en son yayınlananlar

YUKARI ÇIK