Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Güle güle git, Aysel.

Yol

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden de taşındığı hiçbir yerde uzun süre kalamazdı. Bakkalın adını öğrendi mi gitme vakti diye düşünürdü mesela. Küçücük bir selamlaşma kalbini ağrıtmaya yeterdi. İnsanlar birbirine emek vermesindi, bu dünya yeterince çekmişti birbirine emek veren, ardından da birbirinin kuyusunu kazan insanlıktan. Dünyadaki tüm savaşların, çekişmelerin, mutsuzlukların nedeni olabilirdi böylesi.

Kendini bildi bileli de böyle yaşamaya alışmıştı, gitmenin kendisi amaç olunca o yolların her bir taşını kendi bilekleriyle dizerdi insan. O da öyle yapıyordu. Tüm yaşanmışlıkları küçük bir valize doldurmaktı belki yaptığı. Ya da tüm yaşanmışları imha etmek, sonuçta sil baştan dediğin bir kibritin ucuna muhtaçtı. Durmadan gidiyordu Aysel. Çünkü bazı yollar geçmişe çıkardı. Yürürsün, koşarsın, arşınlarsın. Vardığın yer, geçmişin bir izini daha temize çekmeye çıkardı. Çünkü sevdikleri tarafından terk edilen her insan kalbinde cam kırıkları taşırdı. Durduğu her an o kırıkların batmasına yeterdi belki de.

Aysel bu kırıklarla çok erken tanışmıştı. Henüz sekiz yaşındaydı. Hayat oradaydı; annesi, babasıyla mutlu olduğu o evin içi kadardı. Sonra her şey tek bir denklemle yıkılıverdi. Annesi babasını sevdi, babası ise yalnızca kendini ve adı her zaman değişen başkalarını. Sevmek dağıttı onların mutlu yuvalarını. Aysel, ısınmak için annesine sarıldığı o gecelerde kendine bir söz verdi, o kimseyi terk etmeyecekti. Duvar gibi yıkılmaz olacaktı, dimdik duracaktı. Sonra annesi de gitti, Aysel bir kez daha söz verdi kendine. Kendine verdiği sözler denizinde sert rüzgârlar esti.

İnsan her yenildiğinde yeniden başlayabilen bir canlı türüydü. Aysel de buna istisna oluşturmuyordu. O da yeniden başladı. Terk edildiği her anı zihninde milyonlarca kere canlandırdı. Hissettiği her şeyi yeniden yaşadı her seferinde.

Tek bir farkla, o ardında kimseyi bırakmıyordu. Ne bakkal ne bir komşu ne de bir arkadaş. Bu, onun kendine verdiği ikinci sözdü. Ömrü boyunca tuttu sözünü. Kimse el sallamıyordu ardından ya da döneceği yolları gözlemiyordu. Büyümek böyle bir şeydi. Büyümek yıllarla değil kızdığın ne varsa bir bir affetmekle, kendine verdiğin sözleri tutabilmenle mümkündü. Ve bazı yollar ne kadar dolambaçlı olursa olsun, yalnızca insanın kendisine çıkıyordu.

Güle güle git Aysel, boynundaki kırmızı eşarbın sana yol olsun!

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan,
1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Hazırlıklı olmalısın.

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem

Sevgili Evren

Dün çok güzel bir rüya gördüm. Babam, annem ve Başak ile beraber
YUKARI ÇIK