Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Egzotik Kadın

İstisna

Olağanın dışındaki her şey gibi o da her girdiği yerde dikkat çekiyordu. Farklı bir ülkeden geliyordu; farklı bir ten rengine sahipti; farklı bir aksanla konuşuyordu. Hemen herkes içinde bir merak uyandırıyor, etraftakilerin ilgili bakışlarına sebep oluyordu. Kendisi için ‘egzotik’ yakıştırılması yapıldığını ilk defa burada duymuştu. Onun için, ‘egzotik’ sıfatı, uzak doğuyu çağrıştırıyordu oysa. Demek nereye gitsen, oranın egzotiği başka oluyor, diye düşündü.

Yabancı olduğu bu ortama kısaca göz gezdirdiğinde, yalnızca bir şey göze çarpıyordu: herkes birbirine benziyordu. Görünüm olarak öyle homojen bir yapıya sahipti ki burası. Kırılmamış genler demek ki, diye geçirdi içinden. Oysa kendisinin kanında bir Yunan, bir Rus, bir de Anadolulu vardı. Hani çocuğum olsa saçı gözü ne renk olurdu hesaplamaları yapanlar arasında, sarışın mı esmer mi olur, emin olamayanlardandı.

Yalnız başına kurulduğu masada sandviçinden bir ısırık alırken, yanına küçük çocuklu bir anne oturdu. Altın bukleleri kulaklarının yanından sarkan bu kız çocuğu sanki üzerine kaynar şu dökülmüş gibi çığlık çığlığa ağlıyordu. Anne, çocuğa ilgi göstermemek için kendini meşgul tutmaya uğraşıyor, çocuğun ağlamasını pekiştirmemeye uğraşıyordu.

Göz yaşları arasından kadının egzotik gözlerini seçen çocuk aniden durup, ciddi bir ifadeyle onu izlemeye başlamıştı. Öyle hoşuna gitmişti ki bu garip kadının görüntüsü, ağladığı şeyi tamamen unutuvermiş, hipnotize olmuş bir ifadeyle karşısındakinin suratını inceliyordu. Uzun uzun kadının yüzünün ayrıntılarını araştırdıktan sonra çocuğun yüzüne bir gülümseme düştü. Durumu fark eden egzotik kadın, çocukla kendi dilinde konuşmaya ve çocuğun merakını iyice uyandırmaya başlamıştı. Sonunda annesine dönüp merhaba, kızınız ne kadar tatlı, dedi.

Annenin yorgun, fakat aynı zamanda dirençli bir ifadesi vardı. Belli ki bir yerden bir yere giderken, yemek yemek için çocuğuyla beraber durmuşlardı. Egzotik kadın, yeni bir insanla konuşmanın heyecanı içinde, kızınız kaç yaşında diye sordu. 4,5 yaşındaydı. Yakında anaokuluna başlayacaktı. Anaokulunun önemi büyük, diye anlatmaya başladı anne. İşe yakın bir okul olsun istiyordu, fakat daha iyi bir okul vardı, şehrin öteki ucunda, ona götürse daha iyi olacaktı.

Egzotik kadın, merakla, bu diğer okulun ne özelliği olduğunu sordu anneye. Anne, o okuldaki eğitimin daha iyi olduğunu, aile arkadaşlarının çocuklarının da oraya yazıldığını söyledi. Anaokulları arasındaki farkları değerlendiremeyecek kadar bu kültürden uzak olan kadın için çok soyuttu bu hikâye. Konuyu daha iyi anlayabilmek için anneye sistemi biraz daha anlatmasını rica etti. Kadın, aynı kelimeleri farklı cümleler içinde kullanıp duruyordu. Sözlerinde garip bir endişe ve stres seziliyordu. İlla ki kızının o okula gitmesi gerekiyordu. Tüm tanıdıkları çocuklarını oraya göndermişti, onlar da sonra büyüyüp iyi okullara başlamışlardı; o yüzden onun da çocuğunu oraya göndermesi gerekirdi. Bu kesindi.

Çünkü ya çocuğunu farklı yetiştirseydi? Ya böylece bir istisnaya sebep olsaydı? İstisna olmanın korku duyulan tarafı, sonucunda çan eğrisinin uçlarından hangisine denk gelineceğinin önceden tespit edilememesiydi. Bir istisna, özünde istatiksel bir anomaliydi. Bu istisna, genelden iyi olduğu için de bir istisna olabilirdi, genelden kötü olduğu için de. Bir istisna yetiştirmek o yüzden endişe vericiydi. Yüksek kazançlı bir risk almaya benzetilebilirdi bu, ya da oynanan büyük bir kumara.

Annenin oradaki endişesi, işte bu çan eğrisinin ortasında bir çocuk yetiştirmek üzerineydi. Böylece, sonunda ne olursa olsun, ben gerekeni yaptım, diyebilecekti. Seçtiği okullar, hocalar, verdiği öğütler, işte böylece hep o istatiksel ortalamadan seçilecek, sonuçlar standart sapmaya uygun tespit edilecekti. Çocuk yetiştirmek üzerine güncel kitaplar okuyacak, okuldaki diğer çocukların ailelerini tanıyacak, yaptıklarının genel geçerliğini böylece teyit edecekti.

Ama hani farklı olmak değil miydi arzulanan? Ötekilerde olmayan unsurlara sahip olmak? Bir iş başvurusunu düşünsek mesela, birini ötekinden daha öne çıkaran, o istisnai özellikler değil miydi?

Egzotik kadının tüm ilgisine ve merakına rağmen, konuşma pek ileriye gidememişti. Anne, egzotik kadına ne soracağını bilememişti ve belki de kendisinden bu kadar uzak bir hayat hakkında öğreneceği bir iki bilgiyi o anda yeterince değerli bulmamıştı. Benzerliklerdi insanları bir araya getiren ne de olsa. Ortak noktalardı bizi birbirimize çeken çoğu zaman.

Egzotik kadın, sandviçinden bir ısırık daha alırken, tek başına oturduğu yerden yeniden o gözle bir etrafına baktı. Çan eğrisinin neresinde olursan ol, istisna olmakta bir yalnızlık vardı. Kendi ülkesinde, kendi dilini konuşan, kendi rengine sahip olan insanların arasında olmayı hayal etti bir an için. Ya da etrafındaki insanlardan biri olduğunu.

Küçük kız çocuğu, gördüğü yüze alışmanın verdiği rahatlıkla derin bir nefes alıp, kaldığı yerden ağlamasına devam etti. Anne, çocukla ilgilenmesini kesip, yorgun yüzünü öteki tarafa çevirdi.

Her şey yine yeniden olması gerektiği gibiydi.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

İstisna tarafından en son yayınlananlar

Hikayemin adı Yadigar

Hikayemin adı Yadigar. Yadigar kelimesinin sözlük anlamı bir kimseyi, bir olayı hatırlatan
YUKARI ÇIK