Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

1000x1000

Dursun’un fiyaskosu

Yol

Bu ayın ikinci Okur Yazısı, Alican Arıcan‘ın kaleminden. Kedere kaderin gözünden bakan, güzel insanları hatırlamaya duran bir yazı…

“Herkes kazanmaktan bahsediyor, kaybetmekten korkmayanların adını anan yok. Halbuki hayat sürekli kazanarak yaşanmıyor. Belki de yaşamı güzel kılan şey bu. Bu konu üzerine de pek kimse eğilmiyor. Dolayısıyla bir şekilde kazanmak hep gündemde ve kazanmış olduktan sonra neyin ne şekilde kazanıldığının hiçbir önemi yok”

Dursun, dedesinin ölümünün ardından söylemişti bunları. Dedesinin koyu bir muhalif olduğunu anlatır dururdu bize. Muhalefetin tonu mu olur ki? Dursun’a göre öyleydi demek. Pek de sorgulamadım, ama bu lafı her ettiğinde bir garip hissettim. Biz dar bir çevrede büyüdük. Hem İstanbul’un göbeğindeydik hem de oradaki çevreye çok uzak.

Bizim için hırsızlık normaldi. Bizim için birinin sokak ortasında dayak yemesi normaldi. Kahvede kavga çıkması, o kavganın bir şekilde sokağa taşması da normaldi. İki sokak ötedeki süper markete çalım atamayan mahalle bakkalımızın veresiye defterini ortadan kaldırması da normaldi. Bir sürü arkadaşım oldu, fakat en güzel arkadaşım hep Dursun oldu. İyi demiyorum, güzel diyorum. Çünkü iyi arkadaş ifadesi çok yıpratıldı. Birbirini güzel diyerek tanımlayan çok az insan var. Senin sevgilin güzeldir, eşin güzeldir, annen güzeldir, kardeşin güzeldir, manzaran güzeldir, araban güzeldir, evin güzeldir, kıyafetlerin güzeldir. Benim de arkadaşım Dursun güzeldi işte.

Sürekli anlatırdı, saatlerce konuşurduk diyemem, o konuşurdu. Ben iyi bir dinleyici oldum. Futbolla ilgilenirdim. Dursun da kitap okumakla ilgilenirdi. Dünyayı anlamaya çalıştığını söylerdi. Dedesinin okuduğu kitapları okumaya çalışırdı. Sıkılır ve bitiremezdi. Yaşımız büyüdükçe o kitapları da bitirmeye başladı. Anlattı durdu. Yok Rusya şöyleymiş, yok Küba böyleymiş, Amerika şunu yapmış, Çinliler bunu üretmiş, Japonlar zaten almış başını gitmiş. Bizde ise fikir çok fakat icraat yokmuş. Muhtemelen içinde kopan fırtınaları bana doğru estiriyordu Dursun. Diyorum ya, dar bir çevrede büyüdük biz. Okumuş olmanın pek bir şey fark ettirmediği, okuldan kaçıp futbol oynamanın da pek bir şey fark ettirmediği bir yerdeydik.

Üniversite sınavına girdi. İstediği bölümleri anlattı durdu. Dinledim ve ona ilk defa uzun bir cevap verdim; “Kardeşim benim, yıllardır anlatıyorsun. Ciddisin biliyorum, sana güvenim de sonsuz. Belli ki önünde farklı bir yol var. Bir şeyler senin için değişik olacak. Ortamın değişecek bir kere. Çünkü kafaya taktın bu okul işini. Yıllardır da belli ediyordun. Şaşırıyorum ve mutlu oluyorum aslında. Aramızdan biri üniversiteye gidecek. Anlatırsın zaten yine. Anlatmaya devam edersin yani. Beni bir dinle ama olur mu? Çünkü sen benim güzel kardeşimsin, arkadaşımsın. Bizim aramız bozulmaz değil mi? Yani korkum şu, hani diyorsun ya; bir cahiller var bir de akıllılar diye, ben muhtemelen cahillerden biri oluyorum. Şimdi senin bir sürü okuyan arkadaşın olacak. Beni de farklı görmezsin değil mi?”

Dursun sigarasından nefes çekti. Mahallenin sonunda bir yerlere baktı. Döndü bana baktı. “Bizi birkaç kitap, birkaç eğitim senesi ayıramaz kardeşim” dedi. İçim rahatladı o anda. Dursun’u kaybetmek istemedim çünkü. İnsan her şeye sahip olabiliyor hayatta. Hayat farklı farklı kapılar açıp duruyor. Uzun yolculuklar çıkıyor bazen karşına. Bu muymuş dediğin sürprizler yapılıyor. Bu kadar mıymış dediğin ilişkiler kuruluyor. Bu da mı gol değil dediğin olaylar yaşanıyor bir yerlerde.

İnsan her şeyi kendi başına gelir zannederken yine aynı insan hiçbir şey onun başına gelmeyecekmiş gibi davranıyor.

Ve evet, Dursun’un dedesinin dediği gibi; herkes kazanmaktan bahsediyor.
Belki de en ilgi çekici hikayeleri kaybetmekten korkmayanlar yazıyor.
Aradan yıllar geçti, Dursun’un cenazesinden dönüyorum şimdi. Dışarıda sağlam bir soğuk var. Semtten abilerimiz, arkadaşlarımız, Dursun’un ailesi, okul arkadaşları, iş arkadaşları doldurdu cami avlusunu. Yıllar içinde defalarca tekleyen kalbine inat içtiği sigaralarla intihar etti Dursun. Gidebileceği yol çokken, o mahalleden öteye gidemedi bir şekilde.

Hem çok iyi anlıyor hem de hiç anlamıyorum şimdi onu.
Güzel arkadaşım benim.
Sen yolculuğu değil de yol olmayı seçtin.
Kendine yazık eden milyonlarca akıldan biri gibi.
Saçlarımıza düşen aklar, geçmişte kurulan samimi arkadaşlıklar, çıkar gözetmeden davranan insanlar. Hepsi bir yerlerde. Kiminin dönüşü mümkün, kimine de bizim gitmemiz.
Yani öyle inanıyoruz en azından.

Alican Arıcan

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yol tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Giden ve Kalan

Bu ayki Okur Yazısı’nın ilki, Suna Keleşoğlu‘ndan. Uğurladıklarımıza selam duran, kalmanın yükünü

Hazırlıklı olmalısın.

Kullanmadığım hiçbir vasıtada uyumadım, babamın kullandığı arabalardan başka. Hep yola bakardım. Hem

Güle güle git, Aysel.

Gitmelerin insanıydı o. Bir yere köklerini salarsa, kendinden azalacağına inanırdı. Bu yüzden

Sevgili Evren

Dün çok güzel bir rüya gördüm. Babam, annem ve Başak ile beraber
YUKARI ÇIK