Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Doğmak ve Sağanak

Mazi

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses:
“Kuvvetli sağanak ben,” diyen, dünya soğumaya başladığından beri buradayım. Efsane, hikaye, sabır. Tamam ne var bunda, ben de Dilara, 29 yaşındayım. Sağanak sakin, sağanak abi neticede, boru değil 4 milyar yıllık bir hadise, hayır dedi, artık değil. Değil doğru. Bugün 30 oldum ben.

Yirmili yaşlara veda. Veda yemeğini kaybetmiş çocuk gibi şaşkın bakışlara. (İnşallah.) Hala çocuk bir anlamazlığa, elli beş kalın bilezik takmaya aynı anda, yarasını göremediğim insanların kabalıklarına kızmaya – en azından biraz ara. Sağanak bunu hatırlatıyor bana. Sal diyor, affet, kabul et, vazgeç, gitsin. Sağanak bilge, sağanak meditatif bir ihtimal hem de. Sağanak ayrıca sel, sağanak afet, sağanak neden bizim garip memlekette rutini yıkan bir illet? Halbuki yağmur beklentisi aşikâr olsa şehrin, sokaklarında çocuklar, evsiz insanlar biçare kalmasa, evleri su basmasa, yani kendi başına yemin ederim, inan ki sağanak güzel. Sağanak, kuruyan, buzları kopan, iklimleri şaşıran bir gezegene şifa olabilecek denli güzel aslında.

Bu denizler okyanuslar nasıl doğdu yoksa? Sağanak sahiden merhem olmasa? Dünya kızgın bir küreydi, küpüne zarar bir sirkeydi dünya. Ufaktı, çocuktu, dönerken etrafını incitiyordu – şair bir analoji kuruyor – kıra döke duruyordu, bazen hızlı dönerken migren ağrıları tutuyordu – ve yörüngesindeki bir ayın gölgesinde (anksiyete) yaşıyordu. Belki Güneş’in etrafında döndüğünü bile henüz bilmiyordu. O zamanlar dünya belki bütün gezegenler ve gök cisimleri kendi etrafında turluyor sanıyordu. Sonra soğumaya başladı. Büyüdü. Vazgeçti. Affetti. Sonrası yağmur. Dahası sağanak. Sonrası okyanuslar, denizler, zamanla biriken ve insanı kederlendirirken sevindiren şeyler işte. İşte böyle böyle dünya da otuz yaşını geçti. Büyüdü. Artık kızgın bir küre olmadığını fark etti.

Fark ettim ben de, otuz yaşında bir kadınım şimdi. Çünkü önce uykudaydım. Sonra ayıldım. Tok, kayıtsız bir sesti sağanak. “Uyanmak için uzun bir süre aramak gerek” diyen bir nefesti. Kalktım. Yarım yarım. Otuz yaş öyle, yağıyorsun ama yarımsın işte. Halen daha kime dönüştüğünü bulmaya çalışıyorsun. İçinde, sesinde kaç kişinin biriktiğini saymaya… Güldüğünde sevdiklerinin gülüşleriyle gülüyorsun. Sövdüğünde sevdiklerinin küfürleriyle. Gördüklerini sevdiklerinin gözleriyle görüyorsun. En çok da o değil mi 30 yaş, kimi biriktirdiysen içinde biraz biraz onlara dönüşüyorsun… Biraz biraz onlara dönüyorsun…

Otuz yaş bereketiyle, fırtınası, felsefesiyle geldi. Güne griyle uyandım. Köşeliyim, sertim, prensipten bina edilen bir sütundan izlerim her şeyi ama şiir griyi görenlerin yeridir, fikrimden vazgeçmedim. Doğum günüm sabahı kalktım griye uyandım, ve fırtınaya, sevdiğim biri bir mesaj attı, bak dedi bereketiyle gelene güvenmen gerek. Hüsn-i talil bence, sağanak tok ve kayıtsız bir ses. Yağmaya geldim der diyebilse, yazmaya değil. Yağmur bana yağmadı ama güzeldi ve zaten hüsn-i talil ne demek? Bir olayı, olduğundan fazlası zannetmek. Aslında orada olmayan bir şiiri görmek için ısrar etmek. Bence bazen daha güzel, bir şeye sahip olmaktansa onu şiir namına sahiplenmek…

Bütün grilerimi giydim, şiirlerimi sahiplendim, balinalarımı saldım ortasına öğlenin. Büyüyorum, dönüyorum, kızgın bir küpten yağmurlu bir sakinliğe ulaşmak için habire denizler geçiyorum ufak gemilerde. Biliyorum, birikmek soğumak ve gezegenlerin etrafımda dönmediğini öğrenmek demek, dört milyar yıl birikmek demek büyümek. Denizler okyanuslar doğurabilmek için, sağanak gibi yağabilmek için sakinlemek. Büyüyorum, yürüyorum, biliyorum. 30 yaşın gafil bir büyümek olduğuna, fırtınanın bu gafleti azalttığına, sağanağın kadrine, bereketine, müziğine, sevdiğimiz insanların içimizde bir deniz kıyısında ikamet ettiğine, biriktirdiğimiz anıların sonraki ömürlerde de bize eşlik ettiğine, ve doğum günlerinin yüreğe ve ömre değen herkese teşekkür etmek için mükellef bir fırsat arz ettiğine… inanıyorum elbette.

Hoş geldin 30 yaşım.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Bir Annekadın olmak

Doğa Ana tek bir annelik bilir, der Elisabeth Badinter, halbuki insanevladının türlü
YUKARI ÇIK