Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Diyerek demek diyeceğini

Mazi

Diyeceklerini doğrudan diyen insanlara madalyalar vermeliyiz. Saçlarına taç yapmalıyız tebrikten. Onlar ki tek bir kelimeyle konuşur. Evet. Hayır. Acıktım. Susadım. Kızdım. Anladım. Sevdim. Vaz geçtim. Aman sonuncusu iki kelime oldu. Onlar sembol sevmez, deyim bilmez, dilin inceliklerine gelmezler. Dilin inceliklerinde ben şekil şımarıklar ikamet ederiz. Didiniriz. İnciniriz. Öğreniriz. Uzun cümle patikalarda kafa göz eskitiriz. Halbuki tek kelimeyle konuşan, uzatmaya lokma yanaşmayan insanları anlamak bazısı için çok daha külfetsiz. Biz buna ihtimal vermeyiz.

Zira ablası, benim cümlelerim bilakis uzun. Bilakis dolambaçlı benim takdimlerim, teksirlerim, tereddütlerim. Benim sözlerim girift, dalgalı, ve cümle kırışığımın arasında kopan fırtınayla ancak iftihar ederim! Boynuma taktığım her kolyenin, fuların, ve yazdığım bütün uzun paragrafların mesuliyetin benimdir, kimliğimdir. Benim cümlelerim uzunsa bu bir rastlantı değil; bu çok kasıtlı bir tercih şekerim.

Çünkü hayat tek kelimeyle tasnif edilemeyecek kadar karışık. Ne ‘rüzgar’ bütün esintileri anlatmaya yetiyor. Ne yağmur bütün serpintileri. Samyelini imbattan ayıran bir his var mesela. Abisi ben nasıl olur da o hisse yazılar adamam? Sağanağın çiseden bir farkı var. O farka yüzlerce cümle sığar. Ateşkesin sakin bir şarkısı var, insancıl bir ritmi var ki ancak çok uzun bir cümlede tutar. Kadınların boşandıkları adamlar tarafından öldürüldükleri bir ülkede insanlar boşanmasın diye didinen bir devletin insafsızlık’a sığmayacak bir çabası var. Hiçbir insan tek bir kelimeye sığmıyor bir de. Yoksa ne var şımarık dersin, arsız der, feci der geçersin. Halbuki bunun çocukluğa inişleri, yara izleri, psikanalizleri var. Hiçbir insan aynı zaafla kırılmıyor, aynı dertle kavrulmuyor çekirdeğinde hiçbir adam. Hiçbir kimseden aynı kelime aynı zarafetle dökülmüyor. Her bilinç dışında ayrı bir devinim, ayrı bir kadim, eksik ince bir gergef, bahaneli bir cinnet. Anlıyorsun ya, anlıyorsan aslında, anlamak uzun bir deyim.

Şayet cümle uzar ve duvardan sekerse ben çok sıkıldığımı dümdüz bakan sessizliklerle söylüyorum. Lokma etkilenmediğimde öylece duruyorum, gözlerimde bütün buzulları kamaşıyor, yerkürenin. Gözlerimde kuzeyin bütün kutup ayıları müdafaaya kalkıyor. Dümdüz bakmak çok ağır laflar çakmaktır, gibi bir şey diyor sessizliğim. Zerre umursamamaktır o anı, dümdüz bakmak. Kral çıplak demenin efendi usulüdür. Yemeğe kalmayayım efendim, sahiden çok yedim demenin. Ben çok uzun cümlelerle konuşmuyorsam bil ki sana demenin şık kaçmayacağı cümleler biriktirdim. Bil ki susmak benim en teferruatlı, en uzun deyişim!

Bil ki hiçbir uzun cümle iflah etmez dümdüz baktığım hiçbir anı.

Ve hala ah ne kadar yoruyor beni kısa cümlelerin insanları…

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,
YUKARI ÇIK