Derd-i Derun

Mazi

Sevgili okur, bizi affedebilir misin böyle sofistike kederler bulduğumuz için?

Merve’yle güz bir İstanbul gecesinde bir hoşbeş gezmesinde buluştuk. Sen iyi ki varsın Merve. Hareket-i arzda da ataleti tarzda da rahatsın, bir kaşık Pasiflora’sın ki hiç içmedim ama iyi geliyor diyorlar. Ben beni hafifletecek hiçbir şeye bulaşmadım Allah muhafaza bünyem kabul etmez. Allah muhafaza bir gece olsun kabus görmezsem, içimde sekiz fillik bir kafileye hafızlık etmezsem, her yazıya beş akşam serpmez, her kazıda bir sıkıntı keşfetmezsem tanıyamam kendimi ezkaza hafiflersem ne yaparım? Ne yaparım dert deşmez, her sabah ise gitmeden bir gazete hatmedip memleketin makus kaderine beddua etmezsem? Paramparça kalırım.

Ve Merve hayatta kimse paramparça olmamalı. Kimse aslından fazla tamam olduğunu da sanmamalı aslında. Bunun ne demek olduğunu anlarsın ama boş ver yazmak şık kaçmaz.

Ve ben hep şık olmak isterim.

Merve biliyor musun manzaralı bir yerde çakırkeyifiz ve İstanbul’a nasıl güzel bir gece düşüyor. İçimde bir cüce bitirmediğim tüm cümlelerin derdine düşüyor. Ben bu yüzden mi ağırım? Cücük kadar kalan cümlelerim yüzünden? Halbuki bazen de cümle bitirmemek gerek Merve, bak nasıl demişti bir dostun “intikam en gerzek şeyi dünyanın” diye. Tam bu değildi aslında söylediği ama bence bu olmalıydı. İntikam soğuk yenen bir yemekse tadı bu yüzden böyle kötü her seferinde, demiştim sana. Belki bir alakası vardır. Belki alaka zihinde bağlar kuran bir attır. Veya o ne ya çok çirkin oldu. Bazen söyleyecek iyi bir şeyi yoksa sessiz kalmalı insan aslında. Veya işte sen benim iyi yazdığım şeyleri hatırla. Yarım bıraktığım cümleleri. Bir keresinde Merve demiştin ki bana “Hamamda Deli Var evladım yeğenim gibi oldu valla.” İnsanın yazdıklarını seven dostları olması gibisi yok. Bu da bir hafiflemektir ama buna sonra gelelim. Zira hala ısrarla ağırlıklardan bahsetmekteyim.

Fikri müthiş bir kadın bana yapma dedi niye lüzumundan fazla kibar sütliman kırılıyorsun yaklaşıyorsun yeni tanıştıklarına? Zaten hep diyorlar ki bana fazla teşekkür ediyorsun, fazla hayırlar diliyor fazla konuşuyorsun çok belgindoruk davranıyorsun bazen insanlara. Sen nasıl hafifliyorsun Hüseyin sen de Merve gibi ufak limon ağaçlarıyla konuşuyor musun oturup çalışma masana? Yoksa benim gibi eve dönünce saçlarında biriken filleri mi ayıklıyorsun her günün sonunda?

Sevgili okur, bütün karışıklıklarım için üzgünüm, hep böyle ufak kaldığım ve çok muazzam (bir yazar) olmaya heveslendiğim için. Beni hep şarap içip mi büyütmüşler sığmadığım kalıplara düşüyorum sürekli. Beni hep şarap içip mi büyütmüşler gürültülü gülüyorum, hep şarap içip mi büyütmüşler beni yazmadan kurtulamıyorum hiçbir şeyin ağırlığından. Muhakkak beni hep şarap içip büyütmüşler, bunca melankoli meyli başka türlü açıklanamaz. (İnanmıyorum ki fallara, burçlara belki inansam daha kolay olurdu.) Beni hep şarap içip mi büyütmüşler dünya muhakkak yavaşlıyor her yazıya kalkıştığımda.

Bana doğru hayal kurmanın bir yolunu gösterirsen, bana deplasmanda da kazanmanın bir yolunu, bana ciddi toplantılarda sessiz gülmenin, kimseye lüzumundan fazla güvenmemenin, olur olmaz herkese yazılarımdan bahsetmemenin yolunu öğretirsen… Bana filsiz yaşamanın, içimdeki cüce gürültüsüyle uğraşmamanın bir yolunu… Bana her adımda taş taşımadan, kafamı gözümü yarmadan alaka kurmanın yolunu… Biliyorsun birine balık tutmayı öğretirsen, sana ömür boyu Hamamda Deli Var yazıları yazar.

Veya bu belki bu benimle alakalı istisnai bir durumdur.

Bu gece için çok teşekkür ederim sevgili alter egom, demek ki hala kırılacak bir yerlerim kalmış. Demek ki kamaşmış karışmış ama insan kalmışım, ondan habire acıyor en battal yanım. Bana da şimdi en ağır yanıma benzeyen yakışan ve sığan herkes adına bu yazıyı yazdım demek yakışır. Bana bu yazıyı bu gece bitirmek. Uyumak mecburi değil ama yazı bitmezse küçülürüz içimizde en kutup bir köşede. Kutup köşelerini tut kutup köşelerini depozitosuz verme el aleme. En güzel yeri her insanın kutup köşesi. Güçbela tutunup devamlı düştüğü yer en güzel yeri. Bugün Merve de düştü önemli bir şeyden bahsediyorduk. Ben de bir kere Ortaköy’de düşmüştüm kaç okur vardır o düşüşü anımsayan, beni o düşüşle hatırlayan kaç insan?

Tanrı’m neden böyle sofistike kederler ediniyoruz habire?

Niye bunca fil yutuyoruz her gece?

Neyse ki okur meraklı fillere, ağırlığa ve içinden güzler geçen yazıya.

Her yazıda sohbete misafirliğe gelişi de.. ondan olmalı aslında.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*