Çok süre, çok eşya, çok gitmek, çok

Yol

Parmak ucumda dolabın üst rafına yükselirken elim hemen küçük boy valizime gidiyor, ezbere… Bu sefer büyük olanı arıyorum, en büyüğünü. Kulpu yakalayıp valizle beraber aşağı hopluyorum. Ani zıplayınca zonklayan ayak tabanım ve hemen önünde duran büyük valiz. Bu tanıdık bir sahne. Ama büyüklüğü bana, bu seferki yolculuğun kabine sığmayan önemini hatırlatıyor. Korkuyorum deli gibi… Zonklayan ayak tabanım, derdini unutup yardımıma koşuyor, beni valizden bir adım geriye atıyor… Valiz büyükse çok şey alır içine, çok süre, çok eşya, çok gitmek, çok işte… Bu seferki yolculuk hiç bilmediğim bir yere… Valizi tekrar kaldırıp hiçbir şey yokmuş gibi hayatıma devam etmek istiyorum. Ama sonra aklıma gülüşün geliyor. İnsanın içini hoplatan cinsten, bir şarkıda dinleyip tam olarak bu hissettiğim bu dediğim; bana haftanın her günü cumartesiyi yaşatan işte… Bir cesaret tekrar eğilip açıyorum fermuarı, artık kapak sere serpe yerde… Derin valiz bana bakıyor ben ona. Korkuyorum deli gibi… Bu seferki yol nereye çıkacak, hiç bilmiyorum…

Belirsizlikle olan ilişkim, bugünün değil, belli ki geçmişimin ürünü… Yeter ki doğru kararlarım gölgelenmesin, her olasılık planlanmadan yeni yola girilmesin, bu yollar pişmanlık getirmesin, kontrol elimden kaçıp beni oradan oraya sürüklemesin…Çok düşünüp az yol almaya belli ki ben çok küçük yaştan karar vermişim. Bu yol nereye çıkar bilmiyorum, sadece bu valizin bir başka olduğunu biliyorum. En sevdiğim kazağım bu yolun sonunda seninkiyle aynı rafta kalacak, ayakkabılarım aynı yolun tozunda eskimeye başlayacak, diş fırçam geceleri yüz yüze bakacağı bir dost bulacak belki 2 lafın belini kıracak… Belirsizliğin karın ağrısıyla yanında olmanın heyecanı birbirine karışıyor. 17 yaşımdan beri çıktığım yollardan hiçbiri bu kadar farklı duygular hissettirmiyor. Üstelik bu seferki gecemin gündüzümün şaştığı uzakları, kışın yaza geçtiği havaları, dilinin anlamsız bir ritme benzediği insanları, bir başka kokan sokakları da barındırmıyor. Bu seferki yol, şimdiki evimden 1 sokak öteye çıkıyor…

Üstüne oturduğum valizi ağırlığımla bastırıp, parmağımı fermuardan kurtararak kapatıyorum. Her şey toplandı derken gözüm masadaki resme ilişiyor. Kilolu çocukluğumun tombiş kırmızı yanaklarını…Dünyanın en güzel eteği olduğuna inandığım ve yalvar yakar aldırdığım yeşil eteğimi… Ben ortada oynarken alkışla tempo tutan gözleri parlak insanların gençliğini… Çok iyi hatırlıyorum. O gün, tam da benim okula başlamamdan bir gün öncesi. Beni ne bekliyor telaşını, geceden hazırladığım önlüğün tekrar tekrar düzelttiğim yakasını ve şans getirsin diye giydiğim yeşil eteğin tombik bacaklarımı sarışını bacaklarımda hissediyorum. Yeni bir başlangıç öncesi gerginliğimi sevdiğim insanların halkasında unuttuğum, onlar alkış çaldıkça kendimi daha güçlü hissedip Yonca Evcimik dansımla coştuğum bu resimdeki bakışları çok iyi tanıyorum. O gece uyuyamamıştım, ta ki okula gidip yerimi bulana dek… Sınıfa girip, sıramı bulup, ilk arkadaşım bana gülümseyip, öğretmen eğilip hoş geldin diyene dek… Bilinmezliğin sancısını içimde taşımıştım.

Resme bakıp sırıtırken valizden gelen sesle irkiliyorum. Gergin dikişlerin 30 yılı sığdırmakta zorlandığını anlıyorum. Açılan yerden yolumu bulup resmi yerleştiriyorum. Belli ki her yeni valiz, geçmişin yükünü de beraberinde taşıyor… Yeni yollar eskilerin tozunu yutuyor ve her yeni başlangıç, tanıdık bir geçmişi anımsatıyor. Geçmişimle, korkularımla, geleceğe dair planlarımla, bilinmezliğin sancılı heyecanıyla valizimi yanıma alıp, 1 sokak öteye doğru yola çıkıyorum. Evin kapısını çalarken içimde garip bir huzurla… Yıllarca yol alan valizimin, sonunda doğru kapıya ulaştığını biliyorum.

Ve sana sarılırken yol boyu aklımdan çıkmayan Yonca Evcimik şarkısını mırıldanıyorum…

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*