Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Çayın Göztepe Hali

Bir demli çay

Benim gibi bol kadınlı bir aileden geldiyseniz beni daha iyi anlayabilirsiniz. Benim iki ablam, bir anneannem, canım annem ve iki teyzem var.

Çekirdek ailemizin buluşma üssü Göztepe Ömür Çıkmazı’ndaki evimizin mutfağı.

Lise 1’deyim ve mevsimlerden kış. Bol lodoslu ve mide bulantılı geçmiyor o dönem İstanbul’un kışları. Kış deyince illa kar, illa kar tatili oluyor. Fırtınalı bir orta okul hayatından sonra, muhteşem arkadaşlıklarla liseye girmenin zevki içindeyim. Ayrıca okul evin yanında, bu yüzden okula kendim gidip geliyorum. Bu olayın yaşandığı gün karla karışık yağmurlu bir Perşembe günü. Okul çok sıcak ama dışarısı buz. Çifo’ma güle güle derken basket sahalarının yanında, okulun arka kapısından Göztepe fidanlığa uçacakmışım gibi geliyor. Eteğimi açılmasın diye sıkı sıkı tutarak eve doğru koşuyorum. Kısacık bir mesafe olsa da o karla karışık yağmurda eve kadar gitmek zor geliyor. Neyse kapıya geliyorum, zile basıyorum. Acaba annemler evde mi?

Evde kimse olmasa bile zile basmak bir rutin. O sırada anahtarımı arıyorum sırt çantamda. Çişim var… Hemen kapı açılmalı ve eve girmeliyim.

Bazen okul çıkışı eve geldiğimde kimse olmuyor ve o zaman ev çoook sıkıcı oluyor. Zaten Başak ve Gökçe evlendiğinden beri ev bana ayrı büyük ve yalnız geliyor. Ama kimsenin olmadığı eve girince sanki ev daha da soğuk oluyor. Millet gelmeden salonda ışıkları açmadan televizyon izliyorum. Gelince de karanlıkta televizyon izlerken kör olacağımla ilgili biraz laf dinliyorum. Bu soğuk havada da ev boşsa iyice bayık olur diye içimden geçiriyorum. Ve muhtemelen öyle… Salonun ışıkları yanmıyor çünkü.

İkinci katta oturuyoruz. Merdivenle çıkıyorum, kapıyı açıyorum ve ‘Ay Tuğçe üşendik açamadık kapıyı’ diyor Başak gülerek.

Mutfağımız sokak kapısının hemen karşısında. Salonda ışıklar kapalı çünkü meğersem herkes mutfaktaymış. Annem kendine çay koyarken bana bakıp gülümsüyor. ‘Aşkısım hoş geldin. Değiştir üstünü de gel yanımıza,’ diyor. Sonra bir adım daha atıyorum ve ne göreyim anneannem de evde. Annem sonra ekliyor ‘Baban akşam geç gelecek. Anneannen bizde kalıyor. Kahvaltı sofrası yaptık sen seversin. Simitini ısıtayım mı böyle mi yersin?’ diye soruyor.
Of! Menüde akşam kahvaltısı, annem, ablamlar ve anneannem… Dışarıda hafif fırtınalı bir hava… Daha ne olsun? Odama gidiyorum, soğuk ve tüm gün botun içinde kalmaktan kıtırdamış çoraplarımı bir kenara atıyorum, popomdan düşen diz yapmış ama bedenimin önemli bir parçası olan eşofman altım, kocaman kazağım ve yeni sıcak çoraplarımı giyerek mutfağa ilerliyorum.

Şimdi bu yaşımda anlıyorum, vakitsizlikten yapılan bir sofraymış akşam kahvaltıları ama bizi nasıl da birbirimize bağlamış. Birileri ‘Ay, hadi! Kıçım çıktı sandalye tepesinde’ diyene kadar simitleri eski kaşarla kırıp kırıp yiyoruz. Kaşıkla çay karıştırırcasına çıkır çıkır konuşurken, susam kırıntılı ve kahkahalı şekilde bir akşam geçiyor Kavaklıbağ Apartmanı Kat 2’de. Bol kısır salatası, beyaz peynir ve tahin pekmez tüketimi söz konusu! Annem çayını zift gibi içerken, Gökçe şekersiz içemiyor. Zaten tahin pekmez de sevmediği için şeker ihtiyacını buradan karşılıyor. Başak akşam uyuyamayacağını düşündüğü için çayda tutarlı ve mesafeli. 16:00’da başlar, 20:00’de son shot! Anneannem kulplu bardakta istiyor arada ‘Sabriye peyniri nerden aldın, bizim adamdan mı?’ diye soruyor.
Annem de ‘Yok anne İmza ya simit almaya gitmiştim, o sırada Şanlık’tan aldım. Üşendim valla Selamiçeşme’ye gitmeye kadar.’ diye cevaplıyor.

Tüm bunlar olurken fonda sulu kar, kara dönüyor ve heyecanla televizyon açılıyor. Tabii ki kar tatili!

Bir de üstüne annem ‘Ay hadi, Ali de gelmiyor zaten. Bırakın masayı böyle salona geçelim. Ben sabaha toparlarım. Bir de mısır patlatayım’ diyor.

Ve bu anı o akşam orada olan 5 kadından başkasının yaşamadığı özel bir ana dönüşüyor. Yani bizim oraların çay hikayesinde bol sohbet, bol kahkaha, tahini pekmezi çayla yakma varken artık bir Şişlili olarak, çay saati sadece bir mola, işten ara vermek oluyor… Tadı da genelde bozuk para gibi demir demir ekşimik.

Sonra kentsel dönüşüm oluyor, ne o ev kalıyor, ne anneannemin evi, ne Başak’ın ne de Gökçe’nin evleri… Arada da anneannem ekipten çıkma kararı alıyor. Annem ve babam güneye göç ediyorlar.
Sevgilim kahveci olduğu için hiç çay içmiyor. Zaten o günden bugüne kalan bir bardak bile yok.
Ben çay içmeyi hiç mi hiç sevmesem de çayın Göztepe halini çok özlüyorum.

Simitte glüten var, peynir de kötü.
Kentsel dönüşüm tam bir zihinsel çöküntü.
Bu hikayenin sonunda bana espresso göründü.

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Bir demli çay tarafından en son yayınlananlar

İşte o kadar.

Bunlar insanın düşündüğü şeyler değil. Ev alıştığımdan daha aydınlıktı, belki uzun zamandır

Tarihin tekerrürü ve çay

Çay getireyim mi dedi refakatçi kadın. İrkildim. -‘Efendim?’ -‘Çay, çay, içer misin?’
YUKARI ÇIK